-Roni Margulies-

(Sosyalist İşçi, 2003)

Büyük barışsever George Bush’un dayatmasıyla, İsrail ile Filistinliler arasında yeni bir ‘barış süreci’ başlıyor. Sharon hükümeti Washington’un baskısına dayanamadı ve hiçbir şekilde uygulamaya niyet etmediği ‘yol haritası’nı nihayet imzaladı.

Bir önceki Oslo barış sürecinin aksine, bu kez ne Filistinliler, ne İsrail, ne de Amerika gerçekten barışa doğru gidildiğine inanıyor. Önemli olan, dünya kamuoyuna Amerika’nın sadece savaşla değil, barışla da ilgilendiğini göstermek.

Haritanın köşe taşları

Bush’un yol haritasının birinci aşaması şunları içeriyor:

· İsrail, bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını kabul ettiğini tekrar ilan edecek (Oslo sürecinde zaten etmişlerdi çünkü).

· Filistinliler bir anayasa hazırlayacak ve tartışmaya açacak. Ayrıca, bağımsız bir seçim komisyonu kurup seçim yasalarını değiştirecek ve “serbest, açık ve adil” seçim yapacaklar.

· İsrail, Filistinlilerin sınırdışı edilmesine, mülklerine el konulmasına ve evlerinin yıkılmasına son vererek yaşamın “normale” dönmesini sağlayacak. Filistinlilerin bölgelerinde yeni Yahudi yerleşimlerinin yapılması dondurulacak, Mart 2001’den sonra kurulan yerleşimler kaldırılacak.

· İki taraf güvenlik konularında Oslo sürecinde başlattıkları işbirliğini tekrar uygulamaya başlayacak ve İsrail askeri güçleri Eylül 2000’de ikinci İntifada başladığında girdikleri Filistin bölgelerinden çekilecek.

Mart 2001’den önce kurulan yerleşimlere ne olacak, “güvenlik konularında işbirliği” İsrail ordusuyla Filistin polisinin birlikte Filistinlileri bastırmasından başka ne anlama gelebilir, komşu ülkelerdeki kamplarda yaşayan yüz binlerce Filistinli ne olacak? Bu soruları bir kenara bırakalım. Bu haliyle bile, yol haritası uygulanabilecek mi, ona bakalım.

Geçen yıl 20 Aralık’ta son halini alan haritaya göre, bu birinci aşamanın 31 Mayıs’ta tamamlanması gerekiyordu. Yani İsrail’in nihayet imza atmasından 6 gün sonra! Planın anlamsızlaşacak ölçüde gecikmesinin tek nedeni, İsrail’in bu gecikmeyi sağlamak için oynadığı oyunlar.

Yol haritası üzerine çalışmalar, geçen Temmuz ayında Amerika, Avrupa Birliği, Rusya ve Birleşmiş Milletler’in bir toplantısıyla başladı. ABD Dışişleri Bakanı yardımcısı William Burns tarafından hazırlanan haritanın ilk taslağı 15 Ekim’de hazırdı. Taslak, AB, Rusya ve BM’den önce, Sharon’a gösterildi. İsrail hemen bir dizi “düzeltme” önerdi. Haritanın üçüncü ve son taslağı Aralık’ta tamamlandığında, İsrail yeniden 100’den fazla “düzeltme” talep etti. “Düzeltme”lerin ne olduklarının anlaşılmaması için, harita henüz kamuoyuna açıklanmamıştı. Nihayet, Tony Blair’in kendi kamuoyu önünde barışçı görünebilmek amacıyla bastırması sonucunda, Nisan sonunda harita yayınlandı. Aynı anda, İsrail gazetelerinin haberine göre, ABD ulusal güvenlik danışmanı Condoleezza Rice Sharon ile görüşerek İsrail’in çekineceği bir durum olmadığı konusunda teminat verdi.

Ünlü politikacılar ve diplomatlardan oluşan Uluslararası Kriz Grubu adlı ‘thinktank’, harita hakkında şu yorumda bulundu: “Haritanın çeşitli unsurları gereğince tanımlanmış değil ve her adım iki taraf arasında bitmek bilmeyen anlaşmazlıklara yol açacaktır. Haritanın uygulama mekanizmaları saptanmamış ve önemli gecikmeler olması durumunda ne olacağı belirlenmemiş. Bu harita, barış için ayrıntılı ve pratik bir plan oluşturmadığı gibi, bir ateşkes anlaşması oluşturduğu bile kuşkulu”.

İsrail’in tepkisi

Bush, barış ve yol haritası konusunda kararlı olduğunu 14 Mart’ta ilan etti. Irak’a saldırmadan 6 gün önce!

Bu noktada, İsrail hükümeti barış doğrultusunda neler yapması gerektiğini biliyordu artık. Neler yaptılar?

Önce, Sharon tüm kabinesini yanına alarak, İsrail’in bir zamandır inşa etmekte olduğu ve Batı Yakası’nı çepeçevre sarıp Filistinlileri adeta bir açık hava hapishanesine sokan 10 metre yüksekliğinde, 400 kilometre uzunluğunda, üstünde dikenli tel olan duvarı incelemeye gitti.

Hemen ardından, hükümet, Kudüs’ün Filistinlilere ait mahallelerinde Yahudi yerleşimleri kurma planını onayladı. İsrail’in Kudüs’ü 1967’de işgalinden bu yana ilk kez böyle bir şey olacak. Yerleşimleri dondurmak bir yana dursun, açık ki yeni ve daha da provokatif, yol haritasıyla adeta dalga geçen yerleşimler planlanıyor.

Haritanın açıklanmasının hemen ertesi günü, İsrail askerlerinin Gazze Şeridi’nde yaptıkları “arama” sırasında, 2 yaşında bir çocuk da dahil olmak üzere 12 Filistinli katledildi.

Filistinlilerin evlerinin “ceza” olarak yıkılmasını durdurmak bir yana, geçen ay bir yıkımı durdurmaya çalışan 23 yaşında Amerikalı bir barış gönüllüsü, ertesi hafta da bir yıkımı filme çeken İngiliz bir TV gazetecisi İsrail askerlerince öldürüldü.

Bush’tan barış gelmez

İsrail’in bağımsız bir Filistin devletini hiçbir koşulda kabul etmeyeceği de, Amerika’nın böyle bir şeyi İsrail’e dayatmayacağı da çok açık.

İsrail Amerika’nın Orta Doğu’daki jandarması, tam anlamıyla güvenebileceği tek müttefikidir. Suudi Arabistan, Mısır gibi devletler de Amerika’nın yardakçılarıdır kuşkusuz. Ama kendi halkları karşısında zayıf oldukları için, güvenilir müttefikler olamazlar. İran Şahı gibi sarsılmaz bir müttefikin bile devrilip gidivermesi bunu kanıtlamıştır. İsrail’de ise, böyle bir tehlike yoktur.

Dahası, hem ekonomik, hem askeri olarak varlığını tümüyle Amerika’ya borçlu olan İsrail, zaman zaman kendi çıkarlarını ön plana koyup Amerika’nın sözünden çıksa da, son tahlilde Amerika’ya göbekten bağlıdır. Jandarmalık görevini hem seve seve yapar hem de zaten yapmaya mecburdur.

Amerika’nın dönem dönem İsrail’e kabul ettirdiği ve İsrail tarafından süreç içinde anlamsız hale getirilmesine göz yumduğu barış planları, aslen Amerika’nın bölgedeki Arap egemen sınıflarına verdiği ufak yemlerdir.

Filistin sorunu, bölge halklarının Amerikan emperyalizmine karşı duyduğu muazzam öfkeyi sürekli gündemde tutmakta ve Arap egemen sınıflarının iktidarlarını tehdit etmektedir. Barış planlarının amacı bu öfkeyi yatıştırmak, bölge egemen sınıflarının üzerindeki basıncı hafifletmektir. Bu, Irak işgalinin öfkeyi doruğuna çıkardığı günlerde daha da önem kazanmıştır.

Ne Kürdistan, ne Filistin

Bush, Rumsfeld, Wolfowitz çetesinin daha saldırgan, daha müdahaleci, daha askeri stratejisi uyarınca, Amerikan emperyalizmi Orta Doğu’nun petrol kaynaklarını doğrudan denetimi altına almayı amaçlıyor. Hem düşman rakiplerine (Rusya, Çin) hem dost rakiplerine (Avrupa, Japonya) gözdağı veriyor.

Bu strateji doğrultusunda, bir yandan Irak’ta bizzat kendi askeri güçleriyle, bir yandan İsrail aracılığıyla bölgeyi kıskıvrak egemenliği altına almayı amaçlayan Amerika, Suriye gibi hiçbir tehdit oluşturmayan bir ülkeyi bile kabul edemiyor. Bu durumda, bağımsız bir Kürdistan veya bağımsız bir Filistin gibi, yarın ne yapacağı belli olmayan, güvenilmez, muhtemelen bir istikrarsızlık unsuru oluşturabilecek yeni bir devleti kabullenmesini düşünmek bile gülünç.

Barış, Amerikan veya İsrail süngüleriyle gelemez, gerçekten barış isteyen tek güç bölge halklarıdır.

 

 


Dijital sayı 27 - 11 Mayıs 2021 (pdf)

Dijital sayı 26 - 27 Nisan 2021 (pdf)

Dijital sayı 25 - 6 Nisan 2021 (pdf)

Dijital sayı 24 - 23 Mart 2021 (pdf)

Dijital sayı 23 - 16 Mart 2021 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası