Sosyalist İşçi 232 (4 Mart 2005)

 

Sayfa 2: Haberler

SEKA işçisi uyarıyor:
"Özelleştirmeyi toptan reddetmeyen buraya gelmesin"

"SEKA'yı kapatın görelim sizi / Siyasetçi katili yapmayın bizi / Korkutmaz bizleri cezaevleri / Ölümüne direnir SEKA işçisi". 45 gündür fabrikalarını işgal etmiş direnen İzmit SEKA fabrikası işçilerinin direniş sırasında yazdıkları marşlardan biri bu.
Daha önce "SEKA bizim namusumuz" diyen İzmitli Orman Bakanı Osman Pepe'nin iktidardaki partisi AKP, SEKA'yı da İzmit'teki Petrol Ofisi, Petkim, Tüpraş gibi özelleştirmekte ne kadar kararlıysa, SEKA işçisi de en az o kadar kararlı fabrikasını sattırmamaya.
8 Kasım 2004'te Özelleştirme kurulunun kapatma kararı vermesinin ardından, 19 Ocak'ta 724 işçi kendini fabrikaya kapadı, bayramı içerde geçirdi. Tam iş akitlerinin feshedileceği -yani fabrikada kalmalarının yasadışı olacağı- 27 Ocak günü Ankara 9. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurdu. Ancak karar geri alındı ve işletmenin kapatılması yeniden söz konusu oldu. Şimdi işçiler işgal ve direnişe devam ediyor.


TMMOB raporu
Birkaç milyon dolarlık yatırım yapıldıktan hemen sonra 1.1 milyon dolara Albayraklar'a satılan Balıkesir işletmesi gibi örnekler pek çok yalanı anlatıyor aslında. Hazırladığı raporda TMMOB: "İşletmede ve-rimsiz olan üniteler ka-patılmış, kalan 10 adet kağıt karton makinasından altısı satılmıştır. Kalan dört makine ile yılda 73 bin 100 ton kağıt üretilmektedir. Makinaların çoğunun ihale yöntemiyle satılması ve selüloz getirilmemesi nedeniyle fabrika bilinçli olarak çalışamaz duruma getirilmiştir." diyor.
Şimdiki Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, 1977 yılında SEKA Genel Müdürü'ydü. Kendisi şöyle yalanlar söylüyor: "En yeni makine 45, en eskisi 71 yaşındadır. Teknolojik ömrünü tamamlamış olan İzmit işletmesi, SEKA'nın en fazla zarar eden, en çok kaynak tüketen işletmesidir."
Oysa kağıt makinasında teknolojik ömür diye bir şey yok. Revizyon, yani makinaların iyileştirilmesi var. Hurda fiyatına satılan makinalar şu anda özel sektörün elinde vızır vızır işliyor. SEKA'nın kaynak tükettiği ise kuyruklu yalan.
Örneğin İzmit SEKA elektrik tüketmek bir yana, fazla elektriğini satarak gelir elde ediyor. Isınmasını da kendi kaynaklarıyla hallediyor.


İzmit'in nefes borusu

SEKA İzmit'in ilk büyük fabrikalarından biri. İzmit'in bir sanayi kenti olarak tescilinin miladı. İstanbul yönünden gelip merkeze yaklaşırken SEKA karşılar sizi. Körfez kıyısında uzayıp giden çok büyük bir arazisi var. Önemi ise sadece istihdam yaratmasından, bir milyonluk kentin gelirini yükseltmesinden kaynaklanmıyor.
İzmit'in ilk spor kulübünü SEKA kurmuş (Kağıtspor). İzmitlilerin sinemayla, tiyatroyla ilişkisini de kocaman fuayesiyle SEKA kurmuş. Daha önce kendi dergisi, gazetesi ve çırak okulu vardı. Kendi işçilerini ve ustalarını burada kendileri yetiştiriyorlardı. SEKA alanında dünyanın önde gelen kuruluşlarından biriydi. Zamanında 5 bin 200 kişilik istihdam yaratan fabrikada bir akrabası, eşi dostu, tanıdığı olmayan İzmitli yok denecek kadar azdı.


SEKA tarihi
SEKA'nın tarihi Türki-ye'nin yakın iktisadi tarihinin de aynası. İzmit SEKA aynı zamanda genel müdürlük; Türkiye'deki tüm SEKA fabrikaları buraya bağlı.
1933'te Sümerbank'ın kuruluşundan bu yana SEKA'nın macerası da sürüyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında ithal edilen kağıda, stratejik öneminden dolayı gümrük vergisi uygulanmıyordu. Sanayiyi teşvik için Avrupa'ya bursla gönderilen ilk öğrencilerden Mehmet Ali Kağıtçı (Soyadını gördüğü eğitimden aldı. Adı halen fabrikanın yanındaki futbol sahasında yazılı.) fabrikanın kuruluşunda önemli bir yere sahip.
Türkiye’de ilk kağıt 1936'da İzmit'te üretildi. Sümerbank'a bağlı olan ve eklenen ünitelerle büyüyen fabrika, 1955'te Türkiye Selüloz ve Kağıt Fabrikaları İşletmesi Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle bugünkü halini aldı. Yılda 10 bin ton kağıt ve karton kapasitesiyle başlayan SEKA 1980'e gelindiğinde bunu 150 bin tona çıkarmıştı. Dalaman, Aksu, Balıkesir, Kastamonu derken ülke genelindeki kağıt fabrikası sayısı arttı. 1984'te üretim 577 bin 500 tona ulaştı. İzmit fabrikasındaki en son modernizasyon işlemleri ise 1980'de yapıldı. 24 Ocak kararları ve 80 darbesiyle birlikte yatırımlar durdu.Gümrük Birliği'ne giden süreçte küçülerek ayakta kalmaya çalışan SEKA'nın makineleri satıldı, bazı üniteleri kapatıldı.


Selülozun önemi
SEKA'nın SE'sini oluşturan selüloz kağıdın temel hammaddesi. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye'de üretilemeyen bu madde sonradan SEKA tarafından üretilmeye başlandı ve SEKA selüloz ve odun hamurunu üreten tek kuruluş haline geldi. TMMOB raporunda şöyle deniliyor: "Ormanlarımızdan her yıl kesilen 18 milyon metreküp ağacın bir milyon metrekübünü işleyerek 250 bin ton odun hamuru ve selüloz üretiyor ve kağıt sektörünün ihtiyacını karşılamak için 300 bin ton da selüloz ithalatı yapılıyordu. Dünyada viskoz selülozu üreten 10 firma vardır ve SEKA Dalaman kuruluşu dördüncü sıradadır.
İşletme selüloz üretmezse bir nevi 'montaj sanayii'ne döner. Nitekim Türkiye selülozu 350 dolara üretirken dışarıdan 300 dolara geliyordu. Fabrika kapandıktan sonra 700 dolardan alınmaya başlandı, şu anda 1200 dolardan alınıyor. Kendi kağıdını hammaddesiyle birlikte üretebilen bir kuruluş şimdi yabancı tekellere muhtaç durumda.


SEKA'dan park olur mu?

Zamanında SEKA işlevini rahatlıkla yerine getiriyordu. Kendi çırak okulu ile kendi işçisini, ustasını yetiştiriyordu. 1942'de kurulan fidanlığından ağaç ihtiyacını karşılıyor, selüloz ve odun hamurunun kalitesi için araştırma faaliyetlerini burada sürdürüyordu.
Ancak Ford şirketine bedava arazi teklif eden İspanya, Polonya gibi ülkelerle yarışan Türkiye burayı Ford-Koç ortaklığına verdi. Dönemin cumhurbaşkanı Demirel ne demişti hatırlayalım: "Eğer bu sazlık bataklık araziyi bu tesis için vermezseniz, ben Çankaya Köşkü'nün bahçesini vermeye hazırım!"
Şimdi de tüketilen 2.5 milyon ton kağıdın 1.5 milyon tonunu (% 73'-ünü) üreten bir işletmenin arazisini park yapacaklarını söylüyorlar.
Başbakanın imzaladığı ve fabrikanın kapatma kararının bulunduğu kağıdı bile SEKA üretirken, İzmit'in en önemli ihtiyacı oyun parkıymış gibi, işletmeyi kapatmaya çalışıyorlar.


Eğitim-Sen'i kapatamadılar
Eğitim-Sen'in tüzüğünde anadilde öğrenim ifadesine yer verdiği gerekçesiyle kapatılması istemini Ankara 2. İş Mahkemesi de reddetti. 21 Şubat'ta yapılan oturumun ardından konuşan Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, ''Ankara 2. İş Mahkemesi, 15 Eylül'de söylediklerini teyit etti. Ankara'da yargıçların da olduğunu ortaya koydu'' açıklamasını yaptı.
Mahkemeye katılan KESK Genel başkanı Sami Evren ise, ''Mahkemenin ilk kararında direnmesi ile hukukun üstünlüğü teyit edildi. Davanın bu kadar büyütülmesi, ülkemizdeki farklı kültür ve kimliklerin rencide edilmesi doğru değildi. Hayırlı olsun'' dedi.
Kuşkusuz kapatma isteminin mahkemece reddedilmesi sevindirici bir haber. Fakat bu süreci bir bütün olarak iyi bir biçimde değerlendirmezsek, ilerde yeni kapatma davalarıyla karşılaşmamızı engelleyemeyiz.
Öncelikle, dava başladığından beri Eğitim-Sen bu davayı kamuoyuna mal edemedi. Halbuki, bu davanın toplumun tümünü ilgilendiren ve tüm emekçilerin desteğini kazanmanın mümkün olduğu siyasi bir süreç olduğu çok açıktı. AKP iktidarının eğitim emekçilerine yönelik bu saldırısı, sadece anadilde eğitim sorunuyla ilgili değildi. Tıpkı KESK gibi, KESK'in en güçlü sendikası olan Eğitim-Sen de yeni liberal politikaların hayata geçi-rilmesinde IMF ve AKP önündeki en önemli engellerden birisi. Eğitim süreci ne kadar demokratikse, eğitimde özelleştirme ne kadar yavaş işliyorsa ve eğitim ne kadar bilimsel bir temeldeyse, bütün bu kazanımlar eğitim emekçilerinin yıllardır sürdürdüğü mücadelenin bir ürünü. Bu yüzden AKP'nin anadil başlığı altında başlattığı saldırı, "eğitimi özelleştiremez-siniz" başlıklı bir karşı saldırıyla tüm toplumun ortak kampanyasına dönüştürülebilirdi.
Üstelik, Eğitim-Sen'in kapatılmasına karşı mü-cadele dev bir kampanya doğurabilirdi. Her şehirde, her sendika şubesinde yüzlerce, binlerce toplantı yapılabilir, her şehrin merkezinde standlar açılabilir ve milyonlarca insana ulaşılabilirdi.
Ne yazık ki biz çok küçük katılımlarla sendikamızın kapatılmasına karşı mücadele ettik.
Önümüzdeki dönemde, eğitim emekçilerinin sorunlarıyla sendikanın örgütlenme çabası birleştirilebilirse, Eğitim-Sen'in kapatılması davası sürecinden tam bir kazanımla çıkmış oluruz.