Sosyalist İşçi 232 (4 Mart 2005)

 

Sayfa 8-9: Orta sayfa

KADINLAR KURTULMADAN OLMAZ!


Kadınların özgürlük mücadelelerinin tarihi, sınıflı toplumların ortaya çıkışı kadar eski. Hatta Engels “Ailenin, Devletin ve Özel Mülkiyetin Kökeni” kitabında ilk sınıfsal ayırımın kadın ve erkek cinsi arasında başladığını söyler.

İlkel sınıflı toplumlar da dahil, modern sınıflı toplumlara kadar kadınlar ayrımcılıkla karşı karşıya kaldılar. Bu ayrımcılık dinsel ve kültürel mitlerin karışmasıyla katmerlendi.
Feodalizmden kapitalizmegeçişte kadınlar bir ölçüde özgürleştiler. Ama özgürlükler kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda verildi. örneğin çalışma hayatında yer alma özgürlüğü, günde onsekiz saat çalışmayla ödüllendiriliyordu. Çocuklar için de bir çözüm vardı,onlar da çalışma hayatına dahil edilebiliyordu.
kapitalizmin erken dönemlerinde kaın ve çocukların günde 18 saat çalıştırılmaları tarihte kalmadı. Nike gibi büyük firmaların Pakistan, Hindistangibi ülkelerdekadın ve çocukları günde 18 saate yakın köle emeğiyle çalıştırdıkları biliniyor. hemde kırbaç ve sopalar eşliğinde!
Bugün Avrupa’nın göbeği de dahil dünyanın bir çok ülkesinde yüzbinlerce kadının seks kölesiolarak kullanıldıkları da malum. İtiraz edenlerin öldürüldükleri seks köleleri olarak!
Kapitalizmin en ucuz işgücü kadınlar hayatın her alanında cinsel istismara ve çok boyutlu bir sömürüye tabi tutulu-yor. İş yerlerinde sömürüye maruz kalan kadın, evde de temizlik, beslenme ve çocuk yetiştirme gibi işlerin zorunlu işçisi.
Diğer yandan, iç çatışmalar, bölgesel savaşlar ve ABD’nin dünyaya açtığı savaşta da en büyük acı ve yıkım çocuklarla beraber kadınların payına düşüyor.
Kadınların haksız, adaletsiz bir ortama bırakıldıklarını, her alanda ayrımcılıkla karşı karşıya kaldıklarını biliyoruz. Önemli olan eşitlikçi koşulların nasıl sağlanacağı.
Bu işi özetleyecek olursak, kadınların ayrımcılığa tabi tutulmasından, tarihsel olarak erkeklerin büyük çoğunluğunun çıkarı yok. örneğin eşit işe eşit ücret, her işyerine kreş gibi talepleri erkek işçiler reddedemezler. böylesi bir tanımla kadın-erkek eşitsizliğinin kökenlerini elbette çözemeyiz.
Ama yöneten-ezenlere (kadın yada erkek, ne olursa olsun) karşı, yönetilen- ezilen kadın ve erkeklerin ortak mücadelesi olmadan başarı sağlanamaz. kadın ve erkekler bu ortak mücadele içinde kendilerini geliştireceklerdir. Kadınlar onları esir eden sisteme karşı harekete geçtiklerinde, aynı mücadeleiçinde yanlarında yürüyen erkeklere de onlarsız yeni bir dünyanın mümkün olmadığını gösterecekler.


8 Mart Dünya Emekçi
Kadınlar Günü'nün tarihçesi
l 1857 New York: İşçi kadınlar günlük 12 saatlik çalışma ve düşük ücrete karşı yürüyüş yaptılar. Polis yürüyüşe saldırdı.
l 1908 New York: 15 bin işçi kadın daha kısa çalışma saati, daha iyi gelir ve oy hakkı için yürüdü. Doğum izni istediler. Kullandıkları slogan "Ekmek ve Gül" idi. Ekmek, yaşam güvencesi ve karın tokluğunu, gül ise daha nitelikli yaşamı simgeliyordu.
l 1909: İlk Kadın Günü 28 Şubat'ta kutlandı. Avrupa'daki kadınlar da Şubat ayının son Pazar gününü Kadın Günü olarak kutladı.
l 1910: Clara Zetkin II. Sosyalist Enternasyonal Kadın Konferansı'nda "Kadınların Uluslar arası Mücadele ve Dayanışma Günü" olmasını önerdi ve kabul edildi.
l 1911: Amerika'da Triangel yangınında 140 kadın işçi öldü.
l 1917 Rus işçi kadınlar "ekmek ve barış" için grev yaptılar. Yaşam koşullarının kötülüğünü protesto ettiler. 8 Mart'ta olan bu olayın ardından 8 Mart'ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanması kararlaştırıldı.
l 1977 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda 8 Mart Dünya Kadın Hakları Günü olarak kabul edildi.


Türkiye'de kadınların durumu
l 2000-2004 yılları arasında namus cinayetine kurban giden kadın sayısı 54'tür.
l Türkiye'de erkeklerin %34'ü eşlerine fiziksel şiddet uyguladıklarını itiraf ediyorlar.
l Türkiye'de kadınların 19.4'ü okuma yazma bilmiyor.
l Türkiye'de kadınların iş gücüne katılım oranı %29.7
l Genel olarak kadınların ücreti erkeklerin ücretinin %78'i kadardır.
l Türkiye'de kadın meclis üyelerinin oranı %2.4'tür.



Tarihte mücadele eden kadınlar

CLARA ZETKIN 1857-1933
'Bizim mücadelemiz cinsiyetler arasında verilen bir mücadele değildir. Bizim mücadelemiz, bütün gücümüzle ezen sınıfların politik gücüne karşı verdiğimiz bir mücadeledir.

Bu mücadelenin amacı şu olacak: Bir gün bütün proletarya, hiçbir cinsiyet ayrımı gözetmeksizin, 'Bizim sırtımızdan geçindiniz, bizi ezdiniz, ve şimdi kendi ellerinizle inşa ettiğiniz bu binanın nasıl yerle bir olduğunu göreceksiniz' diyerek kapitalist toplum düzenine meydan okuyacak.
Zetkin önde gelen Alman sosyalistlerinden birisiydi. Uluslar arası Kadın Günü'nün kabul edilmesine öndelik etmişti.

ROSA LUXEMBURG 1871-1919
'Burjuva toplumu tecavüz eden, alçak, kanla beslenen, pisliğe bulanmış bir toplumdur. Bu çılgınlık, Alman, Fransız, Rus ve İngiliz işçileri uykularından uyanıp birbirlerinin ellerini tutarak savaş çığırtkanlarının hayvani çığlıklarını ve kapitalist kan emicilerin boğuk seslerini, 'Bütün dünyanın işçileri, birleşin!' çığlığı ile boğmadıkları sürece durmayacak.
Lüksemburg, 20. yy'ın en büyük devrimcilerinden bir tanesiydi. Alman Sosyal Demokrat Partisi'nin sol kanadının önderiydi. Bu cümleleri Birinci Dünya Savaşı sırasında yazmıştı.

SOJOURNER TRUTH 1797-1883
'Buradaki erkekler kadınların at arabası kullanırken, hendek kazarken yardıma ihtiyacı olduklarını, her zaman en iyi yerlerde oturmaları gerektiğini söylüyorlar. Hiç kimse bana at arabası kullanırken ya da hendek kazarken yardım etmiyor, ya da en iyi yeri bana vermiyor. Ben kadın değil miyim? Bana bakın! Kollarıma bakın! Ben toprağı sürüyorum, ekinleri ekiyorum ve sonra onları topluyorum. En kadın değil miyim? Bir erkek kadar çok çalışabilirim, eğer bulabilirsem, bir erkek kadar çok yiyebilirim ve kamçılanmaya bir erkek kadar dayanabilirim. Ve ben bir kadın değil miyim? 13 çocuk doğurdum, ve onların köle olarak satıldıklarını gördüm. Fakat ağladığımda beni kimse duymadı. Ben bir kadın değil miyim?
Kadınlara uygulanan çifte standarda ve toplumdaki iki yüzlülüğe karşı isyan eden eski bir köle.

ELIZABETH DMITRIEFF 1851-1910

'Paris kapatılmıştı. Paris bombalanıyordu. Bomba seslerini duyuyor musunuz? Parisli yurttaşlar, Büyük Devrimi yapan kadınların, halk ve adalet adına Versay'a yürüyerek Kral Louis'i deviren kadınların, annelerin, eşlerin, kız kardeşlerin soyundan gelenler, bizi baskı altında tutanları daha da güçlendiren bu yoksulluk ve cahilliğin devam etmesine izin verecek miyiz? Düello başladı. Kazanacağız, ya da öleceğiz.'
Dmitrieff bu deklerasyonu 1871'de Paris'te oku-du. İşçiler şehrin kotrolünü ele geçirerek Paris Komü-nü'nü kurdular. Kendisi Paris'teki kadınların örgüt-lenmesinde çok önemli bir rol oynadı. Kadınlar, saldı-rılara karşı mücadele ede-rek barikatların en önünde, kurdukları komünü korumak için savaştılar.

ANNIE BESANT 1847-1933
'Ücretli köleliği kim umursuyor? Gecekonduda doğan, çocuk yaşta çalışmaya zorlanan, yetersiz beslendikleri için zayıf düşen, destek bulamadıkları için ezilen insanlar bir gün öldüklerinde yada sokaklara düştüklerinde kimin umurunda olacak?!
Bu paragraf Annie Besant'ın, Bryant ve May kibrit fabrikasında çalışan kadınlar için yazdığı 'Londra'da Beyaz Köleliği' isimli makalesinden alınmıştır. Bu fabrikada çalışan genç kadınlar bu makaleyi okuduktan sonra greve çıktılar ve bir çok yeni hak elde ettiler.

ELISABETH GURLEY FLYNN 1890-1961
'Salon kraliçesi' ile 'mutfak hizmetçisinin' hiçbir ortak noktası yoktur; bir dükkan sahibinin karısı, haftada 5 dolar kazanan 17 yaşındaki bir fahişeye hiçbir yakınlık duymaz.
Tıpkı erkeklerin kardeşliği gibi kadınların kardeş olduğu da bir yalandan başka bir şey değildir. Bu iki yüzlü ve mide bulandırıcı kendini beğenmişliğin arkasında yatan sınıf savaşıdır.'
Bir geleneği kırarak hem kadınları hem erkekleri örgütleyen Dünya Sanayi İşçileri sendikasının önde gelen liderlerinden bir tanesiydi. Mc Carthy döneminde uygulanan Cadı Avında iki yıl hapis yattı.

SYLVIA PANKHURST 1882-1960
Doğu Londra'ya ulaştığımda, anneler bana zavallı çocuklarıyla geldiler. Hastaların gözlerinde açlığı gördüm. O andan sonra bir daha sanatıma dönemeyeceğimi anladım.
Hapiste olmanın vahşi iğrençliğine ya da kadınların oy hakkı için mücadele ettiğimden dolayı suçlanmaya dayandım. Savaşı da gördüm. Etrafınızda açlıktan ölen insanlar varken sizin rahat olmanız ya da iyi beslenmeniz gerektiği yanlış bir fikir. Kapitalizm yanlış bir sistem ve yıkılması gerekiyor.'
Pankhurst'un 1920'de mahkeme önünde yaptığı konuşmasından bir alıntı. Bir sanatçı ve kadınların oy hakkı için mücadele eden bir militan olan Pankhurst, Rus Devrimi'nden esinlenerek ailesi ile olan tüm bağlarını kopardı ve 'bir Bolşevik olmaktan gurur duyduğunu' açıkladı.

FREDERICA MONTSENY 1905-1994
'Bir çok kadın bir nesne olarak görülmeye devam ettiği ve kendi kişiliğini geliştirmesi engellendiği sürece fahişelik varolmaya devam edecek. Fahişelik,i hukuk ile çözülemeyecek ekonomik ve sosyal bir problemdir.
Cinsel ilişkiler özgürleştiğinde, kadınlar çalışabildiklerinde ve kadınların ve çocukların hayatı güvence altına alındığında ve bütün bir toplum hiç kimseyi dışlamayacak şekilde örgütlendiğinde fahişelik ortadan kalkacaktır.'
Montseny 1936-39 yıllarında İspanya Devrimi sırasında CNT sendikasında mücadele eden bir anarşistti.

ANGELA DAVIS 1944
'Kendimi tamamen siyah insanların ezilmesine karşı mücadeleye adadım. Siyah bir kadın olarak kendi mücadelemi, milyonlarca siyah çocuğu açlığa mahkum eden bu sisteme karşı verilen mücadeleden ayırmıyorum. Hapishaneler politik kontrol araçlarıdır. Bugün hapishanelerde binlerce siyah erkek ve kadın var. Ve bu insanlar suçlu oldukları için değil, direndikleri için oradalar. İnsanlar ılımlı olmaktan bahsediyorlar. Oğlu yanan bir binada mahsur kalmış bir anneye, oğlunu sakin bir şekilde kurtarmasını söyleyemezsiniz. Şiddet uygulamayabiliriz, fakat sadece düşmanımız da şiddet uygulamadığında. Eğer düşmanımız napalm bombaları ya da makineli tüfeklerse, düşmanı yok etmek için elimizden geleni yapmak zorundayız.
Davis, Komünist olduğu için Kalifornia Üniversitesi'ndeki öğretmenlik görevinden atılan siyah bir aktivistti. 1970'de FBI onu, Soledad hapishanesinden kaçmak isteyenlere silah sağladığı gerekçesiyle en çok arananlar listesine koydu. Kendisi bu konuşmayı, yakalanıp 18 ay hapis yatmadan hemen önce yapmıştı.

ARUNDHATI ROY 1961
'Eğer gerçekten hepimiz emperyalizme ve neo-liberalizm projesine karşıysak, o zaman gözlerimizi Irak'a çevirelim. Biz, işgale karşı küresel direniş haline gelmeliyiz. Direnişimiz, öncelikle Amerika'nın Irak' işgalini reddetmekle başlamalı. Bunun anlamı, Amerika'yı kendi amaçlarını gerçekleştiremeyecek duruma getirmektir. Bu, askerlerin savaşmayı reddetmesi, cephe gerisindekilerin çalışmayı reddetmesi, işçilerin savaş gemilerine silah yüklemeyi reddetmesi anlamına gelir. Biz bir savaşta olduğumuzu düşünmeliyiz.'
Roy, kapitalizm ve savaş karşıtı hareketin önde gelen isimlerinden bir tanesi ve yazar. Bu paragraf, kendisinin 2005 Ocak ayında Porto Alegre'de yapılan Dünya Sosyal Forumu'nda yaptığı konuşmadan alınmıştır.



Asker aileleri ve kampanya
Anne Roesler'in oğlu Amerikan ordusunda çavuş. Şu anda Musul'da. Her gün oğlunun ölüm haberini alabileceğinin bilinciyle yaşayan Roesler Küresel BAK'ın 'Savaşsız Bir Dünya İçin Uluslararası Buluşma'sında Amerika'daki 'Asker Aileleri Seslerini Yükseltiyor' örgütünün temsilcisi olarak konuştu. "Bush benim başkanım değil" dedi, "Oğlum Amerikan ordusunun elinde rehine" dedi, "Amerikan askerleri Irak'tan derhal çekilmelidir, bunun için mücadele ediyoruz, etmeliyiz" dedi.
Roesler lise yıllarında Vietnam savaşına karşı gösterilere katılmış, Washington'daki büyük savaş karşıtı yürüyüşlerde yer almış, sonra hem 68 hareketinin geri çekilmesiyle, hem hayatın, ekmek kavgasının dayatmasıyla aktif siyasi mücadeleden elini eteğini çekmiş, evlenmiş, üç oğlu olmuş, öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlamış.
Elini eteğini çekmiş, ama kamu sağlığı hocası olarak Roesler'in tüm çalışmaları ve araştırmaları San Francisco'nun gettolarında yaşayan, bir yandan yoksulluk, işsizlik ve hastalıkla, bir yandan da çeteler, narkotik alışkanlığı ve şiddet kültürüyle cebelleşerek yaşamını sürdürmeye çalışan gençlerle ilgili olmuş. Amerikan gettolarında yaşam koşullarının pek çok Üçüncü Dünya ülkesindekinden farksız olduğunu, örneğin Batı'da çoktan silindi sanılan verem hastalığının birkaç yıldan yeniden yaygınlaşmakta olduğunu bizzat gözleriyle görerek, rakamları inceleyerek öğrenmiş.
Bir önceki seçimlerde Ralph Nader'e oy vermiş, bu kez "Bush'tan kurtulalım da, ne olursa olsun" düşüncesiyle John Kerry'ye. Çalışma konusu olan gençlere Kerry'nin hiçbir şey vermeyeceğini, Demokrat Parti'nin askerleri Irak'tan çekmeyeceğini bile bile.
Roesler özelleştirmeye karşı. Kamu hizmetlerinin devlet tarafından parasız olarak sağlanması gerektiğine inanıyor. Sağlık hizmetlerinin herkes için ücretsiz olması gerektiğine inanıyor. Amerika'nın tüm askeri müdahalelerinin "ulusal güvenlik" kaygılarından değil, ekonomik nedenlerden kaynaklandığını düşünüyor.
Ortanca oğlu askere yazılmaya karar verdiğinde buna karşı çıkıyor, oğluyla tartışıyor, ama "izin vermemek" söz konusu değil, çünkü "Ben oğullarımı bağımsız karar vermeyi bilen, verdikleri kararların sorumluluğunu taşıyan kişiler olarak yetiştirmeye çalıştım" diyor.
Roesler bir anlamda 'apolitik'. Ama, öte yandan, Amerika bağlamında açık ki en solda duran bir kişi. Amerika'da sosyalist bir parti olmadığı, hatta sosyal demokrat bir parti bile olmadığı için, Roesler bir partiye katılmayı, görüşleri doğrultusunda başkalarıyla bir araya gelerek mücadele etmeyi hiçbir zaman düşünmemiş.
Ta ki savaş başlayıp oğlu Irak'a gönderilene kadar. Şimdi her gün biraz daha radikalleşiyor, daha örgütlü davranıyor. Sadece savaş konusunda değil, sosyal ve ekonomik konulardaki görüşlerini de daha keskin bir hale getiriyor.
Amerika'daki savaş karşıtı örgüt ANSWER'ın içinde bir tartışma sürüyor. Bazıları, örgütün sloganının sadece "Askerler geri çekilsin" değil, "Irak'taki direnişi destekle" olması gerektiğini savunuyor. Açık ki, Roesler'i bu slogana ikna etmek zor olacaktır. Çevresindeki kendisi kadar bile solda durmayan diğer asker ailelerini ikna etmek ise tümüyle olanaksızdır.
Roesler'i bile ikna edemeyen bir kampanyanın ise başarı şansı, büyüme, yaygınlaşma olanağı sıfıra yakındır.
Amerika'da da, Türkiye'de de savaş karşıtı hareketi birleştiren şey, Amerikan ordusunun Irak'tan çekilmesi talebidir. Irak direnişinin ayrıntıları, kimlerden oluştuğu, neler yaptığı, zafer kazanıp kazanmaması, kazanırsa kazandıktan sonra neler yapacağı ayrıca tartışacağımız konulardır. Hareketin içinde bu konularda çok farklı görüşler olacaktır. Ama ortak talebimiz direnişle ilgili değildir, Amerika'nın çekilmesidir.
Roni Margulies