Sosyalist İşçi 233 (18 Mart 2005)

 

Sayfa 14:

FİLM: RAY
Kanında müzik dolaşan adam
Kısa süre önce ölen Ray Charles 1930'da ABD'nin güneyinde, Florida ile Georgia eyaletlerinin arasında doğdu.
Beş yaşında tek kardeşi gözünün önünde banyoda boğuldu. Yedi yaşında gözlerini kaybetti ve ırk ayrımının olduğu bir körler okuluna gönderildi.
On yaşında babası öldü ve 15 yaşında annesini kaybetti. Bütün bunlara insan nasıl dayanabilir? Ray Charles Robinson'un bütün bu felaketlere dayanabilmesinin bir tek yolu vardı, "müzik benim bir parçamdı, sanki kanımda vardı. Sahneye çıktığımda o çoktan bana güç veren bir şeydi."
Ray Charles gençliğindeki koyu ırkçılığı radyo ile yendi. Siyahlar ve beyazlar aynı odada oturamasa, yemek yiyemese de aynı radyo dalgasını dinleyebiliyorlardı. Konser verdiği salonlara beyazların girdiği kapılardan değil arka kapıdan giriyor ve salonda beyazlara müzik yapıyordu. Bütün hayatı boyunca ırkçılığı her gün yaşadı.
Ray Charles 1960'ların sonunda Martin Luther King'in mücadelesine destek verdi. Ancak onunla birlikte yürüyüşlere katılmadı. "Taş atmaya başladıklarında ne vakit yere yatmam gerektiğini bilemezdim" diyordu.
Film yönetmeni Taylor Hackford Ray'i oynayacak artisti 15 sene bekledi. Sonunda Jamie Foxx'a Ray Charles'ın kendisi rolü hakkında ilk dersleri verdi.
Sonuç muhteşem. Foxx, Ray Charles'ı çok muhteşem bir biçimde ekranda canlandırıyor.

Ray
Yönetmen: Taylor Hackford

KİTAP: Sokaktaki insanın imparatorluk rehberi
Pazara karşı özgürlük için küresel mücadele

Antikapitalist hareketin önde gelen aktivistlerinden Arundhati Roy’un son kitabı Sokaktaki insanın imparatorluk rehberi Agora yayınlarından çıktı. Kendine özgü mizahı, içtenliği ve dili ile Roy yeni Amerikan imparatorluğunun gerçek yüzünü teşhir ediyor.
Kitapta toplanan makalelerin çoğu ABD’nin Irak’ı işgali üzerine. Roy bunu “gel bir yarışalım ama önce ben senin bir dizlerinhi kırayım” diye özetliyor.
Başarılı bir biçimde büyük medyanın oluşturulan histeriyi nasıl işlediğini sergiliyor. Medyanın bu havasına karşı Roy “dünyanın çoğu için barış açlığa, susuzluğa ve şiddete karşı günlük bir savaştır” diyor.
Arundhati Roy ABD’nin Irak’a demokrasi ve özgürlük getirme iddialarını yerle bir ediyor. Roy’a göre “demokrasi” imparatorluğun yeni liberal politikalarının kılıfı durumunda.
Roy kapsamlı bir biçimde Irak savaşının son 30 yıldır dünyanın her tarafında uygulanmakta olan yeni-liberal politikaların bir parçası olduğunu anlatıyor. “Sadece kullanılan silahlar farklı. Birinde IMF çek defteri, diğerinde Cruise füzesi.”
Roy’a göre bu sürecin devam edebilmesi için ulus devletin önemi azalacağına artıyor.
Örnek olarak Hindistan seçimlerinden önce sağcı Hindu milliyetçisi Bharatiya Janata Partisi ile yeni liberal politikaları savunan Kongre Partisi arasındaki ilişkide devletin rolünü sergiliyor.
“Serbest pazarın (aslında serbest olmaktan çok uzak) devlete ihtiyacı var hem de çok.” dityor ve zenginle yoksul arasındaki ilişkinin gerildiği ülkelerde devletin tam da kendisine biçilmiş bir rolü olduğunu gösteriyor.
Dünyanın efendilerinin ellerindeki bütün servete ve güce rağman Arundhati Roy’a göre umut var.
“Yoksul olmak zayıf olmak demek değildir” diyor. Yıksulların gücü kapalı yerlerde, bürolarda ve mahkeme salonlarında görülmez. Onların gücü açıkta, tarlalarda, dağlarda, vadilerde, şehirlerin sokaklarında ve üniversite kampüslerinde ortaya çıkar. İşte pazarlıklar buralarda yapılmalıdır. Savaşa buralarda girilmelidir.”
Roy solun acilen etkili bir strateji geliştirmesi gerektiğini de vurguluyor. Şiddet içermeyen direnişler yetmeyeceği gibi şimdi IMF politikalarını uygulamakla meşgul Lula gibilerini devlet başkanı seçmenin de yetmeyeceğini anlayıyor.
Gandi’nin İngilizlerin tuza koyduğu suya karşı binlerce insanla denize doğru yürüyüşünü ve orada kendi tuzlarınıkendilerinin yapmasını olumlu bir örnek olarak anlatıyor. Günümüzde de benzeri eylemlerin gerekli ve mümkün olduğunu anlatıyor.
“Direnişimiz ABD’nin Irak’ı işgalini meşru görmemekle başlamalı.”
Roy’a göre hareketimizin kısa zamanda acilen kazanımlara ihtiyacı var ve bu nedenle minimum taleplerle işe başlamak gerektiğini vurguluyor. Mesela ABD şirketlerinden bazılarını seçerek olnlara karşı yoğun bir mücadelke başlatabileceğimizi söylüyor.
Roy’un bu önerilerinin doğru ve etkili bir strateji olup olmayacağı bir tartışma konusu elbette. Ancak Roy hareketin protestocu, tartışmacı bir düzeydfen çıkarak bir strateji etrafında ilerlemesi önerisi açık ki çok doğru.

Sokaktaki insanın imparatorluk rehberi
Arundhati Roy, Çeviren: Kemal Ülker, 192 sayfa, Agora Kitaplığı
Karakedi Kitabevi’nden alabilirsiniz


"KAVGAM"A DAVET, IRKÇILIĞA RAĞBETTİR
Çok fazla değil bundan dört, beş yıl önce Hitler'in "Kavgam" adlı kitabı sadece sağcı yayınevlerinin tozlu raflarında görünürdü. Bir de MHP'nin yılda bir Erciyes kurultaylarında en çok satan kitap olarak gündeme gelirdi. Bilinen, seçkin kitapçılarda(!) bu kitaba kolayca rastlanılmazdı. Rastlanıldığında da okuyucuların tepkisiyle karşılaşırdı. Oysa birkaç yıldır, özellikle son dönemde o seçkin kitapçıların(!) seçkin raflarında kolayca teşhir edilebiliyor.
"Kavgam" kitabının Türkiye'de macerası elbette yeni değil. 1940'dan günümüze kadar 45 çevirisi yapılmış ve yayınlanmış. Ama özellikle son birkaç yıldır çok defa baskı yapmış ve tam 11 yayınevi tarafından piyasaya sürülmüş durumda. Bu yayınevlerinin iştahını kabartan neden bu kitabın yılda 10,000 adet satması. Oysa bir kitabın ortalama 1000-1500 basıldığı ve çok defalar satılamadığı bir ülkede bu "kitabın" çok satmasının düşündürücü olduğunu söyleyebiliriz. Resmi olmasa bile polis ve askeri okullarda bu kitabın önerildiği ve öğrenciler tarafından çokça satın alınıp okunduğu iddiası yaygın.
Irkçı, faşist kesimlerin dışında toplumun değişik kesimlerinde de bu kitabın itibarı yükseltilmeye çalışılıyor. Seçkin raflarında bu kitabı satan kitapçılardan piyasaya süren yayınevlerine kadar geniş bir kesim bu kitabı meşrulaştıran propagandayı güçlendiriyorlar. Bu durum onlara anlatıldığında kitap ve fikir özgürlüğünden bahsediyorlar. Onlar da dahil herkes biliyor ki, bu kitap ve onun temsil ettiği anlayış yüzünden milyonlarca insan öldürüldü. Yüz milyonlarca kitap yakıldı. Ve bu kitap hala günümüzde anti-semitizmi ( Yahudi düşmanlığı ) körükleyen en önemli belgelerden biri. Türkiye'de de Yahudi düşmanlığını içeren ırkçılık sol milliyetçilerden faşist MHP'ye kadar geniş bir yelpazede kendini var etme çabası içinde. Örneğin Yalçın Küçük ve benzeri kimseler yahudi düşmanlığını sol taraftan bilimsel olarak öne çıkarma çabasında. MHP ise açıktan bir anti-semitist parti.
Fikir özgürlüğü adına " Kavgam" kitabını yayınlayan, satan, pazarlayan kesimler insanlık müsveddesi fikirlerin ve aşağılık bir anlayışın ortağı oluyorlar. Bugün Avrupa'da bırakalım satışının, anti-faşist mücadele ve kampanyalar sayesinde bulundurulmasının bile yasak olduğu bu kitabı Türkiye'de yaygınlaştırmaya çalışan kurum ve anlayışları teşhir etmeli ve hesap sormalıyız. Yakılan yüz milyonlarca kitap için, katledilen milyonlarca Yahudi, çingene, eşcinsel, aydın, sosyalist ve işçiler için bu hesabı sormalıyız.
"'Kavgam' kitabının satışına hayır!" kampanyası bunun için iyi bir adım olacaktır. Bu kitabı yayınlayan yayınevlerini ve raflarında pazarlayan, satan ki-tapçıları protesto ve boykot etmeliyiz.


TİYATRO: Karıncalar Tiyatro Topluluğu
Savaşa karşı tiyatro

Karıncalar Tiyatro Topluluğu'nun iki oyunu var.
İlki Hepimiz aynıyız..
Dario Fo- France Rame'e ait.
"Toplumsal yaşamın içinde kadınların rolü ve pozisyonu başlıklı tartışmanın bir ayağı olarak, sınıfsal çatışmalardan, üretim ilişkilerine, cinsel baskılardan cinsiyet ayrımcılığına varan sorunlar yelpazesinden çeşitli kimlikleri çıkaran bir tartışmanın dramaturjisidir, Hepimiz Aynıyız.
Birbirlerinden her alanda ayrı duran, farklı yaşamların farklı süreçlerini yaşıyor kadınlar.
Tüm bu farklılıkların içerisinde, tek ortaklıkları ise kadın olmak.
Peki az şey mi bu?
Aslında yok birbirlerinden farkı
Hepsi aynı
Hepimiz Aynıyız"

İkincisi ise Bitkiler ve İnsanlar
Oyun Hakkında
"Bitkiler ve İnsanlar, bahçıvanlık mesleğini icra etmekten başka hiçbir yeteneği olmayan bir adamın dünya üzerindeki söz, yetki ve karar mekanizmasına kadar yükselişini, ironik-grotesk bir üslupla ele alıyor.
Oyun; her gün televizyonda izlediğimiz karar alıcı merkezin bir ironisini oluşturuyor.
Günümüz politik koşullarının göndermeleriyle şekillenen oyun, küresel tartışmaları da gündeme taşıyarak, bilinen bilinmeyenlere yanıt oluşturmaya çalışıyor.
Bitkiler ve İnsanlar, özellikle günümüzde yaşanan savaşlara ve uygulanan küresel politikalara yönelik bir eleştiri niteliği taşıyor."
Oyunlarını böyle tanıtıyor oyuncular..
Oyun ABD'nin Irak'a müdahale görüntüleriyle başlayıp, savaş karşıtı eylem görüntüleri ile bitiyor..
Oyun süresi boyunca da çokuluslu şirketler, devlet, savaş bağlantısı teşhir ediliyor ve bunların nasıl medya ve diğer araçlarla insanlar tarafından kabul görür hale getirildiği anlatılıyor…
KATİT amatör bir tiyatro topluluğu…
İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti bünyesinde çalışmalarını sürdürüyor..

Bir sonraki oyunları
20 Mart Pazar günü
Altan Erbulak Sahnesi
Sayfiye S. No:2, Bakırköy