Sosyalist İşçi 239 (10 Temmuz 2005)

 

Sayfa 12-13: Orta sayfa


YENİ BİR DÜNYA İÇİN

Dünyanın ezenleriyle ezilenleri arasındaki tarihsel mücadelenin her dönemde girdiği yeni aşamalar, yeni örgütlenme biçimlerini de gerektirir ve hatta yaratır. Bıkmadan sözünü ettiğimiz 1999 Seattle sonrası, kapitalizm mağdurlarının yürüttüğü mücadele de yeni örgütlenme biçimlerini gerektiriyor ve pek çok yerde de yaratıyor.
Yeni mücadele döneminde Dünya Sosyal Forumu gibi dev bir örgütlenme biçimi doğdu örneğin. İçinde yer alan ve dünyanın dört yanında, her gün arı gibi faaliyet yürüten, binlerce irili ufaklı yerel kampanyaya sahip. Hindistan'da 120, Brezilya'da 200 bin kişiyi bir araya getirdi.
ABD'nin Irak'a saldırısı ve süregelen işgali de dünyada yeni yeni örgütlenme biçimleri doğurdu. Örneğin İngiltere'de Respect adlı savaş ve neo liberalizm karşıtı cephe örgütü, İşçi Partisi'nin solunda muhalefet ederek, önemli bir seçim başarısına imza attı.
Fransa'da sosyal haklar vurgusuyla kampanyalar yürüten birleşik sol 'AB Anayasası'na Hayır' sloganını hayata geçirdi ve Anayasa reddedildi.
Türkiye'de savaş karşıtı hareket, tarihinde ilk defa 150'den fazla örgütü bir araya getirerek 1 Mart Tezkeresi'nin meclisten geçmesini engelledi. Bunun sonucunda ülkenin çeşitli yerlerinde savaş karşıtı yerel örgütlenmeler kuruldu.
Barışarock gibi, yine daha önce hiç yaşanmamış bir deneyim ortaya çıktı. Hareket Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu olarak yoluna devam ediyor.
Latin Amerika'nın hemen her ülkesinde neo liberal politikalara direnen halklar kendi öz örgütlenmelerini yaratıyor, her gün bir başka ülkede devlet başkanları devriliyor. Brezilya'da Topraksız İşçiler Hareketi, Arjantin'de piqueteros, Bolivya'da cocoleros, Ekvador'da Haydutlar Hareketi, Venezüela'da Bolivarcı devrimciler...
Hareketin adı Filistin'de İntifada, Mısır'da Kifaya, Güney Amerika'da Ya Basta diye değişiyor. Ama talep ve sloganlar değişmiyor: 'Kapitalizm Öldürür Kapitalizmi Öldürelim!', 'Başka Bir Dünya Mümkün!'
Zaman zaman parlayıp zaman zaman sönen bir küresel eylem yangınıyla karşı karşıyayız. Ve bu yangını ateşleyenler 'Başka bir dünya'nın mümkün ve gerekli olduğunu düşünüp dile getiren, müthiş bir dinamizme ve harekete geçme yeteneğine sahip, yepyeni bir aktivistler kuşağının üyeleri.
Öyleyse Türkiye'de de bu genç, dinamik aktivistler kuşağının ihtiyaçlarına, yani anti kapitalist hareketin ihtiyaçlarına cevap üreten, hareketin mantığına uygun yeni bir örgütlenme yaratmak bugünün muhalefetinin görevi. Nasıl bir örgütlenme bu?
Nasıl bir hareket, nasıl bir örgütlenme?
Hareketin doğasına biraz yakından bakarsak, ihtiya-cımızın ne olduğunu da daha yakından görebiliriz. Her şeyden önce hareketimizin eski solla hiçbir ilişkisi yok. Öyleyse klasik sol örgütlenme biçimlerine dahil olma ihtimali de yok.
Hiyerarşiden hoşlanma-yan, inisiyatif alarak hareketi bizzat örmek isteyen insanları kapalı kapılar arkasında yapılan eylem planları harekete geçiremez. Bürokratik, tutucu, tepeden inmeci fikirler ve yöneticilerle yürünemez. Açıklık, şeffaflık ve doğrudan demokrasi, alınan tüm kararlara katılımcılık çok önemli.
Yeni örgütlenmemiz en başta aşağıdan örgütlenmeye önem vermeli. Çünkü hareketin aktivistleri aşağıdan ve birleşik mücadeleye inanıyor.
Kapsayıcılık
'Birleşik' sıfatıyla hareketin bir başka özelliği daha tanımlanıyor. Yeni hareket kapsayıcılıktan yana. Toplumun emekten yana tüm muhalif grupla-rının iktidara karşı müca-delesinde ortak hareketini hedefliyor.
Demek ki çok çeşitli gruplardan insanların muhalefetini tek çatı altında birleştirebilecek bir örgüte ihtiyacımız var.
Kampanyacılık
Hareket dünyanın çeşitli bölgelerinde çeşitli sorunlarla ilgileniyor: yağmur ormanlarının korunmasından üçüncü dünyanın borçlarının silinmesine, doğal kaynakların özelleştirilmesinden göçmen işçilerin sorunlarına, uluslararası sermayenin vergilendirilmesinden hayvan haklarının korunmasına, yıldız savaşları proje-sinden çevrenin imhasına, küresel ısınmadan çocuk emeğine, eşcinsellere yönelik ayrımcılıktan iktidarın işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesine kadar, binlerce konuda fikir üreten gruplar hareket içinde birlikteler.
Demek ki yeni örgütlenmemiz tüm bu sorunlara cevap üretmek, bu sorunlar etrafında yürütülecek kampanyaların inşacısı olmak zorunda.
Reformlar mücadelesi
Buradan hemen reform mücadelesine atlanabilir. Dünyadaki hareketin bunca çeşitli sorun etrafında örgütlendiğini görüp, Türkiye'de harekete katılan insanların hepsinin kafasında bir ve aynı sorunun olduğunu düşünmek safdillik olur.
Çok çeşitli grup ve bireylerin çok çeşitli soru ve sorunları var. Gündelik hayatın karşımıza çıkardığı her sorun konusunda, önemli önemsiz ayrımı yapmadan mücadele edecek, yani reformları kazanmayı hedefleyecek bir örgüt gerekli bize.
Bu gündelik reformlar mücadelesi sırasında, sorunlara en bütünsel, en kapsamlı ve en açıklayıcı yanıtı verenler ikna gücü en yüksek olanlardır. Hareketin yönünü onlar belirleyecek, daha ileri mücadelelerin önünü onlar açacaktır.
Küresel dayanışma
Küresel kapitalist saldırganlık sınır tanımıyor. Çin'deki ucuz işçi, Afrika'da kabileler arası savaşlarda kullanılan aç, Bolivya'da su için ölen susuz, Fransa'ya Fas'tan, İtalya'ya Arnavutluk'tan kaçan göçmen, ABD'deki evsiz, Filistin'de sapanından vurulan çocuk, Irak'ta hergün ölen direnişçi, Afganistan'da 'burka'sının altında utanan kadın, Türkiye'de polis kurşunuyla can veren 12 yaşındaki 'terörist'... hepsi aynı acımasızlığın hedefi ve nesnesi: kar ve rekabet.
Küresel kapitalizm Bel-çika'da grev yapan işçiye de saldırıyor, Güney Kore'de otobüs bileti zammına karşı çıkan öğrenciye de. ABD'de 'savaşa gitmeyeceğim' diyen askere de vuruyor, Şili'de kayıplarının bulunmasını isteyen Mayıs Annesi'ne de.
Ve anti kapitalist hareket tüm bu sorunlara kulak kabartıyor. Örneğin Fransa'da gösteri yapan 'beyaz' Fransızlar "Hepimiz göçmeniz!" pankartı açıyor. Dünyanın bir ucundaki bir 'küçük' soruna duyarsız kalmıyor, dayanışıyor.
Öyleyse yeni örgütlenmemiz küresel çapta düşünmeli, küresel dayanışma ağına ortak olmalı. Yerel kampanyalar yaparken küresel bağını koparmamalı. Milliyetçiliğin her biçiminden uzak, 'Burası Türkiye, burası başka!' saçmalığına kapılmamış, evrensel düşünebilen küresel aktivistleri etrafına toplamalı.
Küresel düşün, yerel davran!
Yeni hareketin ortaya çıkardığı fikirlerden biri de bu. Hareketin aktivistleri bir yandan bulundukları alanda yerel kampanyalar yürütürken öte yandan dünyada yürüyen merkezi kampanyaları da örmeye gayret ediyor.
Örneğin kendi ülkesindeki göçmenlerin özgün sorunlarına eğilen kampanyalar yürüten Avrupalı aktivistler, aynı zamanda, küresel sermayenin neo liberal ekonomik progra-mına ve bu programları yürüten Dünya Bankası, IMF ve DTÖ gibi küresel hegemonya araçlarına da karşı çıkıyor. Çünkü göçmenlerin yaşadıkları sorunların gerçek nedeninin küresel çapta yürütülen neo liberal saldırı programı olduğunu kavramış durumda.
Üstelik bundan daha merkezi kampanyalar ortaya çıktığında duraksamadan saflardaki yerini alıyor. Savaş karşıtı hareket bunun en güzel örneği. Küresel saldırganlığın ekonomik kurumlarına karşı çıkan hareket, bu saldırganlığın askeri kanadını teşhir faaliyetine, daha savaş başlamadan başladı.
Demek ki yeni örgütlenmemiz de bir yandan sosyal haklar gibi konularda bölgesel ve ülkesel çapta mücadele ederken, bir yandan da dünya çapında yapılacak etkinlik ve kampanyalara hazırlıklı olmak zorunda.
Kapitalizmi yıkalım!
Kendisini anti kapitalist olarak tanımlayan aktivistler kuşağı, artık sorunların tamamının kurulu düzenden, kapita-lizmden kaynaklandığını düşünüyor ve kapitalizmi bütünüyle çöpe göndermenin mümkün olduğunu görüyor.
Dünyanın (ve hatta uzayın) çeşitli bölgelerindeki tehlikelerin, birbirinden farklı ülkelerdeki birbirinden farklı adaletsizliklerin arasındaki bağlantıyı sağlayan anahtar kelimeyi artık biliyor: kapitalizm. Ve önerisi çok açık: Kapitalizm öldürür, kapitalizmi öldürelim!
Yani kökten bir çözüm arıyor sorunlarına. Yani militan bir kuşak bu. O zaman yeni örgütümüz de kitlesel, radikal ve militan olmalı.
Kadınlar ve gençler
Hareketin içinde yer alan ve onu sokakta bizzat inşa edenlerin ezici çoğunluğu-nu gençler ve kadınlar oluşturuyor. Her gösteride, her protestoda onların sesi giderek daha fazla duyuluyor.
Kurulacak yeni örgütlenmede bu mutlaka gözetilmeli, en çok inisiya-tif kadınlara ve gençlere tanınmalıdır. Hatta burada 'tanınmalı' ifadesini kullanmak bile yanlış olur: kadınlar ve gençler inisiya-tifi en fazla ele almalılar. Tüm karar aşamalarında, tüm yürütme organlarında en fazla kadınların ve gençlerin yeri olmalıdır.
Yaşça daha büyük aktivistlerin deneyimlerinden elbette yararlanılacaktır. Ancak karar aşamasında inisiyatif daha çok bu kesimin tartışmaları sonucu şekillenmelidir.
Örneğin dünyadaki hareketin kanaat önderleri arasında yer alan ve yaşça daha ileride olan Arundhati Roy, Walden Bello, Susan George, Jose Bove gibi aktivistler elbette çok önemli roller üstlenmektedirler. Ama hareketi sokağa, yani dünyanın ezenleriyle yapılan mücadelenin asıl muharebe alanına taşıyanlar ve büyük yığınları oluşturanlar genç kadınlar ve genç erkeklerdir.
Eski örgütlenme alışkanlıklarını, eskinin dilini kullanmakta ısrar eden, gençlerin önünü açmak için çaba sarfetmeyen klasik kadrolarla ve bu kadro an-layışıyla yeni hareket kucaklanamaz.
Yeni bir dünya
Dünyamız bugün geç-mişte hiç olmadığı kadar zenginleşti. Üretilen zen-ginlik tüm insanlığın ihti-yaç duyduğundan kat be kat fazla. Ama yine de milyarlarca insan açlık çeki-yor, içme suyu bile bula-mıyor, barınamıyor, okula gidemiyor, özgürce seyahat edemiyor, en temel haklarını kullanamıyor.
Öte yandan az sayıda zengin dünyanın tüm kaynaklarını sömürebilmek için savaşlar çıkarıyor, kat-liamlar yapıyor, ülkeleri borç batağında kendisine bağımlı köleler haline getiriyor.
Milyonlarca insan sığına-bileceği bir ülke bile bula-mıyor, serseri mayınlar gibi oradan oraya dola-şırken ölüp gidiyor.
Ancak bu adaletsizliğin farkında olan ve kaynağını tespit edip hedef gösteren küresel çapta bir harekete de sahibiz. 1968'den daha büyük, daha kapsamlı ve kapsayıcı, üstelik 68'in de-neyine de sahip, umut ve-ren bu hareketin Türkiye ayağını öreceğiz.
İşimiz kolay değil, ama aynı zamanda kaçınılmaz. Başka bir dünya istiyorsak eğer!