Sosyalist İşçi 246 (8 Aralık 2005)

 

Sayfa 3 :

BAŞYAZI
Milliyetçiliğe karşı tutum

Öcalan’ın Hürriyet gazetesinde de yayınlanan görüşlerinden sonra yeni bir hava esmeye başladı. Aslında bir süredir devam eden bir gelişme belki de yeni bir aşamaya ulaşıyor.
Türkiye büyük burjuvazisi uzun bir süredir Kürt sorununda savaş yerine siyasal çözümden yana. Çünkü savaş çok pahalı ve burjuvazinin kendisine verilmesini istediği muazzam kaynakları yutup götürüyor. Bu nedenle barışçı, siyasal çözüm istiyorlar.
Ne var ki gerek siyasal alandaki kimi güçler, gerekse de devlet içindeki kimi güçler savaştan, şiddetten yanalar. Onlar için savaş hem gelir kapısı hem de ideolojilerinin beslenme alanı.
Şimdi anlaşılan güvercinler daha güçleniyorlar. Başbakan’ın ardından büyük basının önde gelen isimleri, en başta da Ertuğrul Özkök açık tutum almaya başladı, yeni kurulan DTP’nin eş başkanlarından Ahmet Türk büyük kanallara davet edilmeye başlandı.
Ahmet Türk en başta “bana Kürdüm deme özgürlüğü” diyor. Öcalan’da aynı çağırıyı tekrarlıyor: “Alt kimliklerin önündeki engel kalksın” Yani Anayasa’nın 66. maddesi değişsin.
MİT’in önde gelen isimleri, Ertuğrul Özkök’ün sözcülüğünü yaptığı büyük burjuvazinin önde gelem isimleri bu taleplere olumlu bakıyorlar. En azından onlar diyalogdan yanalar. Diyalog ise siyasal çözümdür.
Ahmet Türk, “PKK ile organik bir bağımız yok ancak PKK ile aynı tabanı paylaşıyoruz. PKK Türkiye’nin bir gerçeğidir” diyor ve bunları söyledikten sonra kendilerinin diyalog için muhatap alınmasının gerekliliğini vurguluyor.
Şimdi sıra siyasi irade de. Başbakan bir süre önce alt kimlik sorununu dile getirmişti. Daha önce de siyasal çözümden yana olduğunu belirtmişti. Şimdi yeni bir adım daha atmalı ve siyasal çözüm için diyaloğu başlatmalıdır.
Alt kimliğin tanınması için gerekli adımlar atılmalıdır.
Bütün bu gelişmelere karşı açık tavır alanlar da elbette var. MHP, DYP, CHP, İşçi Partisi vs. Boş durmayacaklardır ve durmuyorlarda zaten.
Devrimci marksistlere düşen bugünkü en önemli görev ırkçılığa ve milliyetçiliğin her türüne karşı mücadeleyi yükseltmektir.
Kürt hareketi için İşçi Partisi ne denli bir tehdit ise her türlü Türk yurtseveri de aynı ölçüde tehdittir. Milliyetçiliğin kırılması Kürt hareketinin önünü açacaktır.


Kürt hareketi, işçi hareketi, antikapitalist hareket
Bütün mücadeleler birbirine bağlı
Geçtiğimiz on beş günde iki eylem yaşadık. Birisi Eğitim-Sen'in Ankara yürüyüşü. Diğeri ise küresel ısınmaya karşı küresel eylem gününün Türkiye ayağında gerçekleşen eylemler. Önümüzdeki hafta ise 17 Aralık cumartesi günü, yine Ankara'da dört emek örgütünün eylemi var. KESK-DİSK-TTB ve TMMOB "Halk için bütçe" sloganıyla Ankara'da bir gösteri gerçekleştirecek.
Fakat geçtiğimiz haftalarda başka bir mücadeleye daha tanık olduk. Şemdinli'de suçüstü yakalanan kontrgerillaya karşı Kürt halkı binler halinde yürüdü. Özellikle eylemler sırasında açılan ateş sonucunda ölenlerin cenaze töreni sırasında gerçekleşen gösterilere onbinlerce insan katıldı.
Eğitim-Sen, eylemleriyle AKP hükümetini suçüstü yakaladı. Küresel ısınmaya karşı Türkiye'de sekiz şehirde eylem yapanlar, ABD ve Bush'u bir kez daha suçüstü yakaladı.
Kürt halkı ise kontrgerillayı suçüstü yakaladı.
Önümüzdeki günlerde AKP hükümetinin istikrar balonunun kim için nasıl bir istikrar anlamını taşıdığını emek örgütlerinin "Halk için bütçe" eylemi kanıtlayacak.
ABD emperyalizmine, neo liberal saldırganlıkta eşi benzeri görülmemiş bir pervasızlık sergileyen AKP hükümetine, binlerce insanın ölümünden sorumlu olan çete ilişkilerine karşı, bir ay içinde gerçekleşen eylemler, bütün mücadelelerin birbirine ne kadar sıkı bağlarla bağlı olduğunu bir kez daha gösterdi.
Eğitim-Sen eyleminde "Şemdinli halkı yalnız değildir" sloganını haykırdık.
Küresel ısınmaya karşı eylemde "Bush petrol satıyor, dünya batıyor", "İncirlik kapansın, ABD evine dön" sloganlarını attık. Eğitim-Sen eyleminin özellikle İstanbul ayağının kitlesel geçmesinin bir nedeni de Kürt emekçilerin eylemlere kitlesel bir biçimde katılmalarıydı.
Önümüzdeki dönemde, akılda tutulması gereken bir kampanya da, Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu'nun başlattığı, Irak işgalinin üçüncü yıldönümünde sonlanacak "İncirlik üssü kapatılsın" kampanyası.
Bu açıdan bakıldığında, karamsar olmaya, yılgınlığa kapılmaya hiç gerek yok.
Bir yandan ABD'nin Irak'ta yenilmesi için mücadele edeceğiz, bir yandan AKP hükümetiyle Bush arasındaki sıkı fıkı ilişkileri teşhir edeceğiz, diğer yandan AKP'nin neo liberal saldırılarına karşı emek örgütlerinin daha birleşik, daha kampanyacı bir biçimde mücadele etmesine yardımcı olacağız. Aynı zamanda, ırkçılığa karşı mücadele edeceğiz ve Kürt halkının her daim yanında olacağız.
Yüksekova'daki kitlesel cenaze gösterisi, Türkiye'de işçi sınıfının en önemli dostunun hangi toplumsal güç olduğunu bir kez daha gösterdi.
İşçi sınıfının eylemleriyle, Kürt hareketinin taleplerini, anti kapitalist hareketin kampanyacılığıyla, savaş karşıtı hareketin kapsayıcılığını birleştireceğiz.
Tek tek hareketleri birleştirebildiğimiz oranda, Şemdinli'de yakalanan çetenin arkasındaki gerçek devlet güçlerinin peşini bırakmadığımız ölçüde, özelleştirmelere, işsizliğe karşı mücadeleyle savaşa ve Tayip Erdoğan'ın ABD'nin savaş politikalarını destekleyen tutumlarına karşı eylemleri birleştirdiğimiz oranda, tüm bu eylemler içinde kadınlar ve gençlerin hareketin en öne çıkan gücü olmasını sağladığımızda kazanma umuduna sahip yeni bir solun şekillenmesine de yardımcı olacağız.
Bugün Kürt sorununun çözümü için de, ABD'nin Irak'ta yenilmesi için de, AKP'nin neo liberal saldırılarını püskürtmek için de geçtiğimiz yıllarda olmadığı kadar büyük olanaklara sahibiz.
Yeter ki tüm mücadelelerin içinde olalım, yeter ki tüm eylemleri birleştirelim.
Öyleyse ilk adımı 17 Aralık "halk için bütçe" eylemine katılmak için örgütlenerek atalım.