Sosyalist İşçi 256 (26 Temmuz 2006)

 

Sayfa 16 :

Nükleer enerjiye hayır!
Küresel ısınmanın çözümü temiz enerjide
Küresel ısınma, kapitalizmin insanı ve canlıları değil, kar elde etmeyi merkezine alan rekabetçi anlayışının sonucu. Yüzyılın en büyük sorunlarından biri olan küresel ısınma insan faaliyetinin sonucu. Dolayısıyla, çözüm de yine bu çerçevede ele alınmalı.
Küresel ısınma sadece bir çev-re sorunu olarak görülmemeli. Bu sorunun ortaya çıkardığı sonuçlar, bir yandan devasa çevre sorunları oluştururken, aynı zamanda insanların ve gezegen üzerindeki tüm canlıların sağlığını tehdit ediyor, muazzam ekonomik zararlara yol açıyor.
Küresel ısınmanın 2080 yılına kadar 80-120 milyon kadar insanı daha açlık sınırının altında yaşamaya mahkum edeceği tahmin ediliyor. Bu insanların yüzde 80'i Afrika'da yaşıyor olacak. İklim değişikliğinin yol açacağı sorunlar nedeniyle 2050 yılına kadar 150 milyondan fazla insanın mülteci durumuna düşmesi bekleniyor.

Nükleerin çekiciliği
Başta G8'ler ve çokuluslu şirketler son dönemde fosil yakıtların küresel ısınmaya olan etkisini inkar edemez duruma geldi. Bu nedenle bir başka kar alanı olan nükleer enerjiyi "temiz" ve "yeşil" olarak pazarlamaya çalışıyorlar.
Nükleer enerji sadece elektrik üretmek için kullanılmıyor. Örneğin birçok askeri denizaltı ve savaş gemisi nükleer enerji ile çalışıyor. Dünya enerji tüketiminin yüzde 7'sini ve elektrik tüketiminin yüzde 17'sini nükleer enerji karşılıyor.
Nükleer santrallerin elektrik üretim tekniği son derece pahalı bir yöntem. Bu süreçte muazzam ölçüde enerji açığa çıkarır-ken, aynı zamanda çevreyi kirleten ve tüm canlılar üzerinde olumsuz sağlık etkisi yaratan insan eliyle üretilmiş radyoaktif yan ürünler ortaya çıkarıyor. Sürecin sonunda ortaya çıkan radyoaktif atıklar, neredeyse ömür boyu insanlardan ve çevreden izole edilmesi gerekiyor. Bunun maliyeti ise enerji üretiminde bile daha pahalı.

Nükleer enerji ölümcül
Tüm nükleer enerji santralleri normal rutin operasyonları sırasında bile havaya, toprağa ve suya radyoaktif maddeler salar. Günümüzde bu sorunu engelleyecek bir teknoloji henüz geliştirilmiş değil. Normal koşullarda bile havaya karışan radyoaktif maddeler, bu santrallerin yakınındaki ekin alanlarını ve sebzeleri etkilemekte ve buradan canlılara geçmektedir.
Küresel nükleer sanayi yılda toplam 68.000 ton uranyum cevheri kullanmaktadır. Tüketilen uranyumun yaklaşık yarısı askeri kaynaklar tarafından sağlanmaktadır.
İran'da kurulmakta olan nükleer santral nedeniyle çıkan krizin de gösterdiği gibi, nükleer enerji ile askeri amaçlar arasında ilişki var. Nükleer enerjinin üretimi sırasında ortaya çıkan "zenginleştirilmiş uranyum" aynı zamanda nükleer silahların üretilmesinde kullanılmaktadır. Dolayısıyla nükleer enerji seçeneği birçok kez askeri ve siyasi bir seçenek olarak da karşımıza çıkıyor.
Tüm bunlar gösteriyor ki, nükleer enerji akılcı bir seçenek değil. Bunun yerine rüzgar ve güneş gibi enerji kaynaklarını kullanmak doğru olan. Hükümetin nükleer santraller kurma girişimine karşı, temiz enerji seçeneklerini desteklemeliyiz.


Nükleer enerji pahalı ve sınırlı
Nükleer enerji, diğer enerji seçenekleri içinde en pahalı olanı. Bu nedenle özel sektör için karlı bir alan değil. ABD'de 1948-1998 yılları arasında enerji araştırmaları için yaklaşık 111 milyar dolar harcandı. Bu harcamaların yüzde 59'u nükleer enerji sektörüne giderken, bugün ABD'de nükleer enerjinin toplam enerji üretimi içindeki payı sadece yüzde 20.
Avrupa komisyonu, dünyadaki tüm uranyum kaynaklarının 2-3 milyon ton kadar olduğunu tahmin etmektedir. Bu kaynakların yaklaşık 30-40 yıl sonra tükeneceği tahmin ediliyor. Şayet bugün fosil yakıtla çalışan enerji santrallerinin tümünün yerini nükleer santraller alsaydı, uranyum kaynakları ancak 3-4 yıl yeterdi.


Nükleer atıklar sorun
"Ortalama bir nükleer santral yılda 20-30 ton kullanılmış nükleer yakıt üretiyor. Bu küresel olarak yılda 8.800-13.200 ton yakıt demektir (askeri, araştırma ve tıbbi amaçlı üretilenler buna dahil değil).
"Nükleer enerji CO2 üretmiyor diye iddia ediliyor. Oysa bu doğru değil. Nükleer enerji üretimi için tüm süreç (uranyumun çıkarılması, taşınması, işlenmesi, depolanması ve atıkların saklanması) dikkate alındığında ortalama bir nükleer santral, tipik bir doğalgaz santralinin ürettiği CO2 emisyonunun yüzde 20-40'ı arasında emisyon üretmektedir.


Nükleer sanayi destekleniyor
"1953-2002 yılları arasında Kanada hükümeti nükleer sanayiyi yaklaşık 14.5 milyar dolar sübvanse etti.
"ABD, 1948 yılından itibaren 50 yıl içinde nükleer sanayine doğrudan desteği 67 milyar doları buldu.
"Türkiye'nin de üyesi olduğu 30 OECD ülkesi, 1992 yılına kadar nükleer enerji araştırmaları için yaklaşık 318 milyar dolar para harcadı.
"AB, tüm enerji araştırma-ları için ayırdığı fonların yüz-de 61'ini nükleer sanayine ve-riyor. Oysa nükleer enerjinin toplam enerji üretimi içindeki payı sadece yüzde 13.
"Avrupa'da işlemekte olan nükleer santrallerin yaklaşık yüzde 75'inin 2030 yılı itibariyle faaliyetine son vermesi bekleniyor.


Dünya'yı saran kâranlık
Geçtiğimiz haftalarda 13 il "geçici" bir karanlık yaşadı. 13 ili kapsayan bir elektrik kesintisi yüzünden yüz binlerce insanın yaşadığı sokaklar, evler, caddeler karanlığa gömüldü.
Resmi ağızlardan (ki bu ağızlar nükleer lobilerinin de ağzıdır!) yapılan açıklamalar bile "oto prodüktörlerin" (özel elektrik üreticileri) bu kesintinin sorumlusu olduğunu söylüyordu.
Elektrik mühendislerinin meslek örgütü ise, özelleştirilecek devlet santrallerine yatırım ve bakım yapılmadığını; oto prodüktörlerin "ucuz saat" uygulaması nedeniyle üretimi durdurup, devletten aldıkları elektriği halka sattıkları için, diğer santrallere binen yükü sistemin kaldırmadığını ve kesintinin bunun sonucu oluştuğunu açıkladı.
Özel santraller, "halk ucuza elektrik kullanırken yeterince kâr edemiyorum, ben de devletten alır, halka kakalarım" felsefesinden hareketle, 13 ili karanlığa mahkûm etti.
Hükümet, Sinop'ta özel şirketler aracılığıyla nükleer santral inşa edeceğini söylüyor. 13 ili karanlığa mahkûm eden; elektrik sistemini felç eden bir mantıkla, Çernobil teknolojisini Sinop'a kuracaklar!
Yine aynı hükümet, Genel Sağlık Sigortası adındaki yasa ile, sağlıkta tam anlamıyla (temel sağlık hizmetlerinden sigorta kapsamına) özelleştirme politikalarını uygulamak istiyor.
Elektrik kesintisi bize, kar hırsının ne kadar "karanlık" bir şey olduğunu bir kere daha gösterdi.
Peki ya aynı şey; nükleer santralde ya da kalp rahatsızlığında sağlık hizmeti almak istediğimizde nasıl tezahür edecek? Nükleer santral işletmecileri ya da özel hastane patronları "ya kusura bakmayın kâr edemeyince…" dediklerinde kaç kişi çoktan yaşamını yitirmiş olacak?
Ya bu senaryoları izleyip göreceğiz, ya da "başlarım ben böyle senaryoya!" diyeceğiz. Hayatımız üzerine oynanan senaryoyu da yırtıp atmanın tam vakti!

Ersin TEK