Sosyalist İşçi 274 (10 Mart 2007)

 

Sayfa 2 :


Kürtleri inkar politikasından, imha politikasına
Son günlerde Demok-ratik Toplum Partisi'ne (DTP) yönelik ciddi bas-kılar var. Bu süre içinde çok sayıda DTP il ve ilçe binaları basıldı, 55 kişi gözaltına alındı, 7 kişi ise tutuklandı. DTP Genel başkanı Ahmet Türk ve Genel Başkan yardımcısı Aysel Tuğluk geçen yıl yaptıkları bir konuşmadan dolayı 18 ay ceza aldılar. 28 Şubat'ta DTP 1. Olağanüstü Kongresi nedeniyle parti yönetimi hakkında soruşturma açıldı. Son olarak Aysel Tuğluk bir davada ifade vermeye gitmediği gerekçesiyle DTP Genel Merkezi'nde gözaltına alındı. Bu baskı ve saldırıların hız kesmeyeceği operasyonların devam etmesinden anlaşılıyor.
DTP'nin her hareketini bir suç unsuru olarak lanse eden medya devletin güvenlik güçleriyle bu operasyonları ortak sürdürüyor.
DTP'nin kongresine dönük soruşturma açılmasında medyanın ihbarcılığı etken oldu. Basın, ağız birliği etmişçesine kongrede istiklal marşı okunmadığı, Atatürk posteri ve bayrak asılmadığı gerekçesiyle linç etmeye çalıştığı DTP'yi, savcılar masaya yatırmakta gecikmedi. Siyasi partiler yasasına göre bir parti, kongresinde bunların hiç birini yapmak zorunda değil. Ama Kürtlerin siyasi temsilcisi bir parti söz konusu olunca bunların bir önemi kalmıyor ve milliyetçiler aynı koroda buluşuyor.
Milliyetçi ideoloji uzun süre Kürtleri inkar etti. İşler öyle bir noktaya geldi ki inkar politikaları iflas etti.
Bu nedenle inkar politikaları çok açıkça bütün Kürtleri ortadan kaldırmayı hedefleyen imha politikalarına dönüştü. Buna Kürtlerin uzun soluklu mücadelesi sonucu, Türk egemen sınıfının bölünmesi eşlik etti.
Bugün bu mücadeleyi görmeyenler, Kürtlerin haklı taleplerini emperyalist odakların oyunu olarak görmekten çekinmiyorlar. Bunun içinde sadece sağdan değil soldan da geniş bir yelpaze var.
Bugün milliyetçiler sayfa sayfa ölüm listeleri yayınlarken, cinayetler işlerken, silah üzerine ırkçı yeminler ederken, generaller Kürtler'den yaratık diye söz ederken, ırkçılar ortada cirit atarken herhangi bir kişi ve kurum hakkında soruşturma açılmıyor. Bütün bu milliyetçi cephe arkalarına orduyu da alarak cesaret toplamaya çalışıyor. Evet sadece cesaret toplamaya çalışıyorlar. Çünkü, Hrant Dink gösterisine katılan yüz binler milliyetçilerin yerlerde sürünmesini sağlayacak kadar güçlü bir tokat attılar.


İzmir geçit vermeyecek
İzmir’de sağlıkta dönüşüme karşı çalışmalar devam ediyor. TTB’nin çağrısıyla oluşturulan eylem takvimi SES’in de desteğiyle güç kazandı. 1 Mart günü İzmir’de 5 sağlık ocağının önünde ortalama her birine 350-400 kişilik katılımla basın açıklamaları yapıldı.
KEG olarak 17 Şubat sempozyumunda duyurusunu yaparak başlattığımız kampanyada bir ev toplantısı yaptık. Çiğli’de çok sayıda insanla görüşerek 1 Mart’ta yapılacak basın açıklamasının çalışmalarına katılmaları gerektiğini anlattık.
Evka-2’deki Kadın Derneği’yle de görüşerek bu çalışmalara katılmasını sağladık.
Evka-2 ve Evka-6’da çok sayıda esnafı dolaştık ve çok sayıda dükkana “Sağlık Ocağıma Sahip Çıkıyorum” afişleri asıldı ve el ilanları bu dükkanlardan da dağıtıldı.
Bölgedeki dört mahalle muhtarından destek istendi. KEG aktivistleri ev ev dolaşarak el ilanlarını dağıttı.
Bu sayede Çiğli ve Menemen’deki sağlık çalışanlarının da desteğiyle yaklaşık 400 kişilik bir basın açıklaması Aydınlık-evler Sağlık Ocağı’nın önünde gerçekleştirilebildi.
Eylemden sonraki gün Kadın Derneği’nde 30 kişilik bir “Sağlıkta dönüşüm nedir?” toplantısı yapıldı.
Şimdi bu deneyimle 14 Mart’taki iş bırakmaya daha çok sağlık ocağının katılmasını, iş bırakan sağlık ocaklarının önünde halkın toplanmasını ve sağlık ocağına sahip çıktığını göstermeye çalışacağız.


Kadıköy'de Beyaz Eylem
Tabipler Birliği'nin Kadıköy iskele meydanına sabah saatlerinde temsili sağlık ocağı kurmasıyla başadı Beyaz Eylem. 12 saat boyunca sağlık ocaklarımızın kapatılacağı, hükümet tarafından önerilen GSS yasasının bizden neler alıp götüreceği anlatıldı. Öğlen saatlerinde Kadıköy Sağlık Ocağından iskele meydanına canlı bir yürüyüş yaptık. Bütün gün kurulan çadırda balonlarla, pan-kartlarla, stikırlarla, bildi-rilerle yasa teşhir edildi. Akşam 6'dan dokuza kadar Edip Akbayram-'dan, üniversite öğretim üyelerine, Medikomu Vermiyorum Kampan-yasından, mahalle temsilcilerine kadar 5'er daki-kalık destek konuşmaları yapıldı. Dört bir yanda yapılan bu eylemler 11 Mart yürüyüşünü, 14 Mart grevini örgütlemek, hükümetin yalanklarını ve yasayı teşhir etmek için iyi bir başlangıç oldu.


Ankara’da Beyaz Eylem
TTB, SES, ATO ve Dev-Sağlık-İş'in "Beyaz Eylem-leri" 1 Mart'ta sağlık ocakları önünde yapılan basın açıklamalarıyla başladı.
Eylemin Ankara'daki durağı Dikmen'de bulunan Mürsel Uluç Sağlık Ocağı önüydü. 150 kişilik eyleme en yoğun katılım Dik-men'de evlerinin yıkımına karşı direnen Dikmen Vadisi halkına aitti.
Eyleme sağlık çalışanla-rının yanısıra KEG aktivistleri de destek verdi. "Sağlık Ocağı Kapatılamaz", "AKP yasanı al başına çal" sloganlarının sıkça tekrarlandığı eylemde çok sayıda "Mediko'mu Vermiyorum" rozeti de satıldı.
Kurum temsilcileri sağlık ocaklarını kapattırmayacakları yönünde konuşmalar yaptılar ve 11 Mart'ta Sıhhiye'de yapılacak olan "Sağlık Haktır" temalı beyaz mitinge çağrı yaptılar. Eylemin ardından, Dikmen Vadisi halkının daveti üzerine hep beraber vadideki yı-kım bölgesine gidildi, ge-cekondu halkı eylemcilere çay ve yemek ikram etti.


Cennet cehenneme dönüştü
Bodrum'a bağlı Göltürkbükü beldesi sınırları içinde yer alan asırlık ağaçlarla kaplı koyda 14 yıl önce balık çiftlikleri kuruldu. Çevre halkının uzun yıllar verdiği mücadele sonucu balık çiftlikleri dört yıl önce mahkeme kararıyla birinci derece doğal sit alanı sayılan koydan adalara taşındı. Ama bu kararda koyu kurtarmaya yetmedi. 10 yıl boyunca koyun ekolojik dengesini bozan balık çiftlikleri taşınırken de arkalarında büyük bir yıkım bıraktılar. Mezbelelik barakalarını, bidonlarını, kayıklarını v.b. çöplüğünü koyda bırakan çiftlik sahipleri geçmişte Bodrum'un en güzel koylarından biri olan Cennet Koyu'nu cehenneme çevirmelerine rağmen yeni ruhsat olarak faaliyetlerine devam ediyorlar.


Irkçı zırvalıklar
Hrant Dink cinayetinin üzerinden bir buçuk ay geçti. Tetikçi ve arkadaş çevresinin tutuklanmasından başka bir adım atılmadı. Yaratılmaya çalışılan ırkçı atmosferin siyasi bir sonucuydu bu cinayet. Bu atmosfer hala varlığını korumaya çalışıyor.
Düşman işgalinden kurtuluş günleri gibi hamaset dolu bir etkinlikte geçtiğimiz günlerde Erzurum'un Aşkale İlçesi'nde yapıldı. Temsili olarak Ermenilerin bir Türk aileyi katletmeleri sahnelendi. Oyunda ırkçı aşağılık repliklerde geçti. Oyunu devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, bir milletvekili, vali ve kaymakamda izledi.
Türklerin ırkçı olmayacağı gibi zırvalıklar ortada dolaşadursun. Devletin üst bürokrasisinin önünde sergilenen ve alkış alan ırkçı- inkarcı tutumlar gerçeği sergilemeye devam ediyor.


Irkçılar ve ırkçılık
ırkçı atasözleri
Acemi nalbant kendini gavur eşeğinde dener


Bir araba için bir ömür
DİSK Birleşik Metal-İş Sendikası yaptığı bir araştırmada imalat sanayinde çalışan işçilerin çalışma sürelerini ve alım güçlerini karşılaştırdı. Buna göre değerlendirmeye alınan 54 ülke içinde Türkiye alım gücü açısından 40. sırada bulunuyor. Araştırmadan bazı çarpıcı sonuçlar şöyle:
Buzdolabı almak için Türkiye'deki bir işçi 273 saat çalışırken, İsviçreli bir işçinin 12 saat çalışması yeterli.
1 kilogram et için bir işçinin Türkiye'de 2 saat 48 dakika, Almanya'da 27 dakika, Finlandiya'da 28 dakika çalışması gerekiyor.
Süt almak için Türki-ye'de bir işçinin çalışması gereken süre 22 dakikayı bulurken, Al-manya, Belçika ve Fin-landiya'da 2 dakika yeterli.
Kira için İngiltere'de 12 saat, Türkiye'de 62 saat, Hindistan'da 340 saat çalışmak gerekiyor.
Bir otomobil için İsviç-re'de 3 ay, Türkiye'de 30 ay, Tanzanya'da ise 640 ay (53 yıl) çalışmak gerekiyor.
Bütün bu ülkelerde patronların artı değer elde ettiğini, işçilerin sömürüye tabi tutulduklarını düşünürsek Türkiye gibi geri kalmış ülkelerde sömürünün boyutunu daha iyi görebiliriz.


MERAKlitus
6.5 milyar insanın silah zoruyla yönetildiğini düşündüğümüz dünyamızda toplam kaç asker vardır?