Sosyalist İşçi 316 (14 Mart 2008)

 

Sayfa 3 :


BAŞYAZI
Hükümet yasanı
al başına çal!
Hükümet sağlık hizmetlerini sermayeye açmak ve milyonlarca insanı sağlık hizmetlerinden mahrum etmek için adımlarını hızlandırdı. Sosyalist İşçi yasa gündeme geldiğinden beri, neredeyse her sayısında bu yasanın yoksullar için ölüm demek olduğunu anlatıyor.

Saldırıyı püskürtmek
Bu yasayı püskürtmek zorundayız. Bu yasanın uygulanmasını engellemek zorundayız. Parası olmayanlara “Öl!” diyen bu yasa, engellenmek zorunda.
Bu yasayı hangi gücün engelleyeceği çok açık. Sağlıkta yıkım yasası, yıkıma maruz kalacak tüm mağdurların birleşik mücadelesiyle püskürtülebilir. Bu mağdurlar arsında ise örgütlü işçi sınıfının belirleyici ve birleştirici güç olacağı çok açık.
Bu sürecin gelişmesi yönünde Türk-İş önemli bir adım attı. Emek Platformu’nu toplayan Türk-İş, 13 Mart’ta Platform’un kitlesel basın açıklaması yapacağını, 14 Mart’ta ise uyarı amaçlı iki saatlik iş bırakma örgütleyeceğini açıkladı.

Emek Platformu toparlanıyor
Yasa tasarısının Meclise geldiği gün ise Emek Platformu ve temsilcileri Ankara’da toplanacaklar. Eylem programının eksik olan yanı ise tam da burada.
Emek Platformunun toparlanması, sokağa çıkma kararı alması, uyarı grevi örgütlemesi çok önemli. Ama yasanın meclise geldiği gün, Ankara’da meclise sendika yöneticilerinin taleplerini iletmesi çözüm değil.
Çözüm, bugünden o güne sokakta binlerce, onbinlerce bildiri dağıtmak. Her iş yerinde, her mahallede, her okulda, her sağlık ocağında, her hastanede her platformda toplantılar yapmak ve yasanın meclise geleceği güne hazırlanmak.
Hava-İş grevi, Telekom grevi, Tuzla direnişi, SSGSS’ye karşı eylemler ve basın açıklamaları.

AKP etkisini kırmak
Neo liberalizmin en güçlü hükümeti AKP’ye karşı küçük adımlarla başlatılan direnişin bu adımları Emek Platformu’nun toplanmasıyla bir adım ileri sıçrayabilir.
AKP’nin bir dizi emek örgütündeki etkisini göz önüne alırsak, bu adımın yaygın bir direnişe dönüşmesi ve devamlılığının sağlanması için sosyalistlere büyük bir görev düşüyor.



Çözüm adresi DTP’dir

Tayyip Erdoğan harekât sonrası sadece askeri adımların yeterli olmadığını söylerken, atılması gereken diğer adımlar konusunda temcit pilavı gibi aynı maddeden söz ediyor. Bu, TCK'nın "etkin pişmanlık" hükmünü düzenleyen 221. madde.
Başbakan hala bu maddenin çözüm olacağını düşünüyor. Kürt halkı ise çok net bir biçimde bu maddenin hiçbir çözüm özelliği taşımadığını vurguluyor.

Çözümsüzlük
Kürt hareketi yıllardır mücadele ediyor ve bu mücadele sırasında çözüm için defalarca somut adımlar attı.Yıllar süren ateşkesten ana dilde eğitimin önündeki engellerin kaldırılmasına, Kürtlerin örgütlenmesinin önündeki baskıların sona erdirilmesinden milletvekili seçim barajlarının kaldırılmasına, genel af çağrısından diyalog için yapılan çağrılara kadar çok sayıda talep Kürt hareketi tarafından dile getirildi.
Bu talepler hiçbir şekilde karşılık bulmadı. Karşılık bulmaması bir yana, her fırsatta, devlet, AKP ve tabii ki CHP ve MHP Kürt hareketine saldırmak için fırsat kolladı.
"Sayın Öcalan" diyenlerin soruşturulması, Kürt hareketinin benimsediği renklerde eşarp takanların baskı altına alınması, Kürtlerin her gösterisine saldırılması, devletin "kafasındaki" Kürt imajını andıran her vatandaşın göz altına alınması gereken potansiyel suçlu ilan edilmesi, Kürt milletvekillerinin parlamentoda kuşatılması, DTP'nin kapatılmaya çalışılması, Kürtlerin gösteri, örgütlenme ve düşünce özgürlüklerinin diğer muhalefet güçlerinden daha da zorbaca bastırılması, Kürt kimliğinin sürekli aşağılanması… Bu liste neredeyse sonsuza kadar uzatılabilir.
Özellikle geçtiğimiz hafta sona eren "kara harekâtı" ve 18 Aralık 2007'den beri zaman zaman gerçekleştirilen hava harekâtları Kürt sorununda çözümsüzlüğü derinleştiren uygulamalar.

Çözüm için
Harekâtın komik bir biçimde sona ermesinin ardından parlamento içinde daha da komik bir tartışma başladı. CHP ve MHP Genelkurmay'a saldırdı. Kuşkusuz Bahçeli ve Baykal AKP'ye saldırmayı da unutmadılar. Her iki parti de toplumda yaygın olan bir kanıyı dile getirdi. Ordu "harekâta" ABD'nin isteğiyle alelacele son vermişti ve daha uzun süre savaşmak, belki Kerkük meselesini çözene kadar Kuzey Irak'ta savaşmaya devam etmek yerine askerlerin geri dönmesi Baykal ve Bahçeli'yi öfkelendirdi.
Geçen sene bu günlerde Cumhuriyet mitinglerinde neredeyse bir darbenin kitlesel tabanını yaratmaya çalışanların, orduya kızgın eleştiriler yöneltmesi ve ordunun ilk kez muhalefete muhtıra vermesiyle karşımıza her tarafından dökülen karmakarışık bir egemen sınıf kompozisyonu çıktı bir kez daha.
Genelkurmay başkanı üniformasını, başbakan ise elbisesini çıkartmakla tehdit edip Kuzey Irak'tan geri çekilme konusunda ABD'den emir almadıklarını kanıtlamaya çalışırken, ordu geleneksel sertliğini ve siyasete müdahale etme cüretini bir kez daha gösterdi.
Bu parçalanmışlık Kürt sorununda çözüm için önemli bir olanak sunuyor. Bu olanağın değerlendirilmesi için barışın sesinin çok daha gür bir biçimde çıkması çok önemli.
Barışın sesi sadece gür bir biçimde çıkmamalı, bu ses aynı zamanda barışın adresini de göstermeli. Bu adres ise uzakta değil, Ankara'da mecliste. Meclisteki yirmi kişi, yirmi DTP milletvekili barışın, siyasal çözümün, diyalogun olmazsa olmazı.
AKP soyut çözüm nutukları atmak yerine, DTP üzerindeki baskılara son verilmesi için adım atmalıdır.
Başbakan, 221. maddeyi ısıtıp ısıtıp gündeme getireceğine DTP'nin Genel Af talebini ciddiye almalıdır.
Sosyalistler ise DTP'ye yönelik her türden saldırıyı kendilerine yapılmış olarak görmeli ve siyasal çözüm için basınç oluşturmalıdır.