Sosyalist İşçi 319 (4 Nisan 2008)

 

Sayfa 6-7 : Orta Sayfa


Darbecilerle uzlaşılmaz
Ergenekon terör örgütüne dönük operasyondan sızan bilgiler Türkiye’nin yakın tarihinde her bir suikast, provokasyon, saldırının arkasında aynı adamların olduğunu gösteriyor.
Listelerinde kimler yer almamamış ki: İslamcıların öldürdüğü iddia edilen Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu... Bir çok bomba PKK tarafından değil Ergenekon tarafından kullanılmış. Rahip Santoro, Malatya katliamı, Hrant Dink cinayetinde belli ki yine onlar var.
Bombalar, korku ve kargaşa yaratmak için patlı- yor. Can güvenliği ortadan kaldırılacak. Toplum bölünecek. Sorumluluk, İslamcılar ve Kürtlerin üzerine yıkılacak. İlhan Selçuk’un arzuladığı gibi ekonomik kriz başlayacak. Milyonlar korktukça, cepleri daha da boşaltılacak. Ve hep birlikte generallerin darbesini beklemeye çalışacağız.
2003-2004’te başarısız darbe girişimlerinin ardından Ergenekon terör örgütü darbe koşullarını yaratmak için kollarını sıvadı. 2009’da gerçekleşecek bir askeri müdahale için 2006 ortasından bu yana bütün özel savaş taktikleriyle üzerimize geldi- ler. Ancak yine beceremediler. Darbecilerin sözcülüğünü yapan CHP, MHP ve DSP oy kaybetti. Darbenin hedefi olan partiye 16 buçuk milyon insan oy vererek tepki gösterdi. 2001’deki seçimde ise ANAP ve DYP gibi generallerin oyuncağı olan iki büyük sağ parti ve küçük partiler tasfiye olmuştu.
Yaptıkları her eylemde açık verdiler.
Pervasızdılar, çünkü bugüne kadar hiç kimse onların binalarına girmeye, telefonlarını dinlemeye, bunları delil olarak değerlendirmeye cesaret etmemişti.
Şemdinli’den sonra hep suçüstü yakalandılar.
Kimse bize onlarla uzlaşmaktan bahsetmesin. Onların yüzünden milyonlarcamızın hayatı çalındı. Fakirleştik. Binlerce insan, dostlarımız öldürüldü.
Ergenekoncuların son kavgası bu.
84 yıldır bizi yöneten sahiplerimizin son günleri. Ayrıcalıklarını yitiriyorlar.
Uzlaşma demek onları kurtarmak demek. Bizse onlardan kurtulmak için mücadele edelim.


Cumhuriyetin kuruluş kazanımlarını savunmak ne demek?

Sol Ergenekon terör örgütüne yönelik operasyona sessiz kalıyor. Bu tavrın arkasında "cumhuriyet devriminin kazanımlarını koruma" anlayışı yatıyor.
Bir sadrazamla yönetilen imparatorlukla bir ulus-devlet işçi sınıfı için iki farklı toplumsal koşul.
İkincisi elbette işçi sınıfı mücadelesi ve birliği için uygun koşulları yatıyor. Sosyalistler 19. yüzyılda ve geç 20. yüzyıl devrimlerinde feodal yapıların yıkılması için savaştılar.
Türkiye'de Kemalizm dağılan Osmanlı İmparatorluğu yerine ulus-devleti koydu ve bir dizi "devrim" yaptı. Bu "devrimlerin" kazanımları arasında en göze batan kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması oldu. Sosyalistler bu hakkın da en kararlı savunucusudurlar.
Diğer devrimler ise şapka devrimi, ayakkabı devrimi, harf devrimiydi. Kemalist asker elitin yukarıdan aşağı dayatmasıyla bu coğrafyada yaşayan haklara batılı yaşam tarzı zorla dayatıldı.
Eski dil yerine imalat yeni Türkçe kullanıma sokuldu. Kemalist cumhuriyet Batı'yı izliyordu, ancak Batı'daki demokrasiyi ağzına bile almadı.
Zayıf sermaye sınıfı devlet eliyle güçlendirildi. İktisat politikaları zenginler yaratsa da kapitalistler ve yönetici elit her şeye el koydu.
Cumhuriyet "devrimi" Türkiye'de yaşayan Türk olmayanları tasfiye etti. Kürtlerin varlığı inkar edildi. Ayaklanmaları kanla bastırıldı. Azınlıkların elindeki sermayeye el kondu, hakları tanınmadı ve Türkiye'den uzaklaştırıldılar.
Batılı yaşam tarzının dayatıldığı dindar ve İslam kültürünün etkisi altındaki kitlelere karşı hep baskı uygulandı. Kırsal nüfus hep aşağılandı.
Kadınların hakları tanınsa da onlara bu hakkı kullanacak koşullar yaratılmadı.
Kazanım diye yutturulmak istenen devleti yöneten acımasız elitin iktidarı.
AKP Osmanlı heveslisi değil, niyeti ulus-devleti yok etmekten çok daha da güçlendirmek.
Tayyip Erdoğan sadrazam olmak amacında değil. İktidara gelmek ve kalmak için parlamenter demokrasiyi kullanıyor.
Bugün cumhuriyet devriminin kazanımlarına savunmak adına darbecilerden yana tutum almak 84 yıldır işçilere, fakir halka, kardeş halklara kan kusturanlardan yana olmaktır.


Fetullahçı darbe mi?
Fetullah Gülen'in liderliğindeki Nurcular en kalabalık İslami cemaat. Said-i Nursi'nin kurucusu olduğu cemaat her zaman egemen sınıf partilerini destekledi. Soğuk savaş yılları boyunca anti-komünist, milliyetçi, devlet yanlısı bir hareket olarak büyüdü. Gülen katı sünni yorumu ve dünyevi işler karşısında pragmatik tutumu egemen sınıf partileri tarafından kabul gördü. Cemaati Gülen'in devlet yanlısı politikalarına destek verip istediği partiye oy verdi. Karşılığında devlette ve polis örgütünde kadrolaşması hep desteklendi. Fettullahçıların altın çağı 12 Eylül’le başladı. Onlar aynı güçle hep oldukları yerdeydi.
Darbe tehdidiyle karşılaşan her zayıf demokraside olduğu gibihükümet darbecilere karşı kendisine bağlı polis örgütünü kullanıyor. Yenilmeye alışık olmayanlar ise darbeyle devirmeye çalıştıkları AKP'yi suçluyor.


Ergenekon operasyonu
kapatma davasına bir yanıt mı?

Ergenekon terör örgütüne yönelik operasyon 2006'da Ümraniye'de bir gecekonduda ele geçirilen el bombalarının Cumhuriyet Gazetesi'ne atılanlarla aynı seriden olduğu anlaşılmasıyla başladı.
Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet'e saldırı aynı örgüt tarafından gerçekleştirilmişti. AKP'ye kapatma davası üç hafta önce açıldı.
Dava ile yargı darbesi gerçekleştirildi. Darbe koşullarını yaratan Ergenekon terör örgütüydü.
Ergenekon, suikast, bombalama, gelir sağlamak için mafya kurmak gibi işlerle uğraşan bir terör örgütü. Darbe yapmak istiyor.
AKP ise 16 buçuk milyon kişinin oyunu almış bir siyasi parti.
Ne silahlı mücadele yürütüyor, ne de şiddet kullanıyor. Fikri mücadele veriyor.
Ergenekon operasyonu AKP'nin kapatmaya yanıtı olarak görmek bir siyasi parti ile bir terör örgütünü aynı kefeye koymak demek.


Kim, kimle savaşıyor?
Bir yanda 84 yıldır Türk kapitalistleri adına devleti yöneten asker ve sivil bürokrasi duruyor.
Ordu Türkiye'nin 3. büyük şirketi OYAK'a sahip. OYAK çok geniş bir alanda faaliyet yürüten onlarca şirket ve yan şirketten oluşuyor. Yerli ve yabancı ortaklara sahip. OYAK'a bağlı şirketler son yıllarda Irak Kürdistan'ının inşa çalışmalarında öne çıkıyor.
Türkiye'de cumhurbaşkanlığını 10. cumhurbaşkanı Gül'e kadar hep onlar belirledi. Hükümetlerin yetkilerinin sınırları ve ömürlerini de. 27 Mayıs darbesi ile yaratılan Milli Güvenlik Kurulu bu işe yarıyor.
1982 anayasası generalleri olağanüstü yetkilerle donattığı gibi kendi iç hukukları dışında hiçbir denetim ya da yaptırım uygulanamıyor. Darbecilerin yargılanmaları anayasal olarak engellenmiş.
Yargı bürokrasisi ve YÖK generallerin yanında. CHP ve DSP bu kesimin siyasi sözcülüğünü üstleniyor.
Diğer yanda egemen sınıfın tüm kanatlarını birleştiren ve devleti yeni yöneticisi olmaya talip AKP var.
Ayrıcalıklı bürokrasiden gelmiyor. Küresel sermayenin ekonomik programını destekliyor.


SSGSS'ye karşı mücadele AKP'yi devirebilir mi?
14 Mart Emek Platformu'nun yaptığı iki saatlik grev ve SSGSS'ye karşı yürütülen mücadeleyle AKP hükümetini yenebilir mi?
Evet grev etkili oldu, eylemler sokağın havasını değiştirdi. Ancak bu hareket yine de küçüktü ve etkisi sınırlı.
AKP'ye karşı gerçek muhalefet bu. Ancak kimi darbe yanlılarının buradan kalkarak AKP'yi devirme planları bir hayal.
AKP'ye oy veren 16 buçuk milyon insan kim? Bugün sosyal yıkım yasalarına karşı direnen işçiler bu tabanda yer almıyor mu?
1997'de 28 Şubat darbesi ile Refah Partisi - DYP hükümeti devrilmesi sendikaların desteği ile gerçekleşmişti. Bu işçilere hiç yaramadı. İşbaşına gelen MHP-DSP-ANAP hükümeti IMF programını kararlılıkla uyguladı. Darbe koşullarının yarattığı hava işçileri mücadeleden alıkoydu.
Şimdi de aynı şey oluyor. Gerçek muhalefet bugün de AKP'yi kapatma davası ile engellendi.
Çalışanlar SSGSS kadar eski partiler ve eski siyasal iklime halkın büyük çoğunluğu gibi karşılar. Eski plan bu sefer işlemez.


İ zmir'de ulusalcılar mücadeleyi nasıl engelledi?
Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) yasasının yanı sıra sağlıkta dönüşümün uygulanabilmesi için atılması gereken bir diğer adım da aile hekimliği uygulamasıydı. 2006 yılının başında İzmir'in aile hekimliği konusunda pilot uygulamaya geçeceği açıklandığında sahada birbirinden bağımsız çalışma yapan tabip odası, sendika (SES), hemşireler derneğinin ekipleri mevcuttu. Çalışma tarzlarının farklı olmasına rağmen birbirine paralel çalışmalar yapan bu ekipler (ki zaten alanda da birbirleriyle ilişki içindeydiler) yapılan ortak bir forumun ardından mücadeleyi ortaklaştırdılar. Her hafta tabip odasında bir araya gelen bir çalışma grubu oluşturulmuştu. Bu çalışma grubunun çalışmaları mücadelenin yayılmasında çok önemli bir rol oynadı. Tabipler birliğinin çağrısıyla yapılan referandumda 700'den fazla sandık açılmış, sandıklarda sağlık ocağı çalışanlarından, öğretmenlere, emeklilerden, öğrencilere binlerce aktivist insanlara GSS ve aile hekimliği hakkında bilgi vererek oy kullanmalarını talep etmişti. 510 bin kişiye ulaşılarak İzmir'de sağlıkta dönüşümün gerçek yüzü anlatılmıştı. Ancak tabip odasının seçim sürecinde olması mücadeleye ara verilmesine sebep olunca yükselen mücadele isteği eyleme dönüşemedi.
Ulusalcılar böldü
Seçimler sonucunda İzmir Tabip Odasında yönetime ulusalcı "sol" geldiği andan itibaren İzmir'deki harekette birlik bozuldu. Tabip odasının yeni yönetimi mücadeleyi hukuk mücadelesine indirgerken, mücadele etme isteği taşıyan sağlık personelinin taleplerini görmezden gelerek aile hekimliğine karşı mücadeleyi sadece doktorların ben aile hekimi olmak istemiyorum demesiyle halledilebilecek bir şeymiş gibi davrandı. Daha önce mücadelenin ana ekseni sağlık ocağı kapatılamaz hattıyken, İzmir Tabip Odası doktorlara hayır deyin çağrısı yapar hale geldi. Sağlıkçılar o vakte kadar olan birliklerini kaybettiler. Doktorlar ve diğer sağlık personelinin birliği zedelendi.
Süreçte zaman zaman var olan ancak hiç ön plana çıkmayan milliyetçilik ise tabip odasının milliyetçi tutumları sayesinde mücadelenin bölünmüşlüğünü arttırdı. Sendikanın içinde de mücadelenin nasıl devam ettirilmesi konusu etrafında yoğun ve yıpratıcı tartışmalar yaşandı. İzmir'in aile hekimliğine karşı direnişini SSGSS yasasına karşı mücadeleyle birleştirmeyi bir ara başaran anlayış hızla kayboldu.


Sermaye örgütlerinden uzlaşma çağrısı
Kim bir adım geri atacak?
"Bir adım geri atın." TÜSİAD, TOBB ve diğer patron örgütlerinin geçen hafta ileri sürdükleri uzlaşma formülü kuşkuyla karşılandı. Kim geri adım atacaktı? Hükümetten Ergenekon operasyonunu durdurması mı isteniyordu? Türban yasağını kaldıran anayasa değişikliğinden vazgeçmesi mi? Yoksa patronlar AKP hükümetine yargı darbesi yapanlara da mı sesleniyordu?
Sermaye örgütlerinin çağrısı son derece muğlaktı. Kendileri adına devleti 80 yıldan fazla süredir yönetenlerle yenileri birbirine girse de patronlar için asıl mesele kazanmaya devam etmek.
Patronların uzlaşma çağrısının altındaki her ata oynayıp her yarışı kazanma arzusu bu kez epeyce tepki gördü. Darbe tehdidiyle karşı karşıya bulunan hükümete önerilen darbecilerle uzlaşmasıydı.
AKP bugüne kadar bunu yaptı.
2003 ve 2004 yıllarında iki darbe girişimiyle karşılaştı. Ancak AKP darbecilerin üzerine gitmedi. Deniz Kuvvetleri Oramiral Özden Örnek'in gerçek olduğu kanıtlanan günlüğünden her şey açıkça yazıyordu. Dönemin kuvvet komutanları Şener Eruygur, İbrahim Fırtına, Aytaç Yalman ve günlük sahibi AKP'yi darbeyle devirmeyi planlamıştır. Sarıkız adını verdikleri darbeden diğer üst rütbelilerden ve ABD'den yeterli desteği göremedikleri için vazgeçtiler. Ancak günlüklerin anlattığı gibi Eruygur tatmin olmamış ve tek başlayan Ayışığı darbesini planlamıştı. Darbe günlüklerini yayınlayan Nokta dergisi kapatıldı. Ancak darbeciler hakkında herhangi bir soruşturma ya da yargılama süreci başlatılmadı.
Eruygur emekli olduktan sonra Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı oldu. "Milli sivil toplum" örgütlerinin liderliğini üstlendi. 9. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in kendi bütçesinden kaynak aktardığı ADD, darbe çağrılarının yapıldığı cumhuriyet mitinglerini örgütledi.
2005 Kasım'ında Şemdinli'de Umut Kitabevi ordu mensupları tarafından gündüz vakti bombalı saldırıya uğradı. Bombacılar oracıkta halk tarafından yakalandılar ve güvenlik güçlerine teslim edildiler. Bombacılar hakkında 'tanıtım, iyi çocuktur' diyen Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt bir savcının iddianamesinde yer alan ilk genelkurmay başkanıydı. Savcı harcandı, avukatlık yapma hakkı bile elinden alındı.
Bir kitapçıya el bombası atan astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile itirafçı Veysel Ateş 25 ay tutuklu kaldıktan sonra askeri mahkeme tarafından serbeste bırakıldı.
Ancak bombalar konuşulmaya devam etti. 23 Mayıs'ta Ankara'da Ulus'taki Anafartalar Çarşı'sında patlama sonucu 7 kişi öldü. Yarım saat sonra olay yerinden konuşan Büyükanıt, bombalı saldırıların devam edeceğini söylüyordu.
2007 baharı ve yazında İstanbul, Diyarbakır, İzmir ve bir çok şehirde parka, çöp kutularına yol kenarlarına bırakılan bombalar patladı ya da patlamadan imha edildi. Diyarbakır'da bir bırakılan termosun kapağı çocuklar tarafından açılınca içine yerleştirilen bomba patladı. 7'si çocuk 10 kişi öldü. Termosun şeması bir süre internette yayınlandı, düzeneğin üzerinde kontrgerillanın kullandığı isimlerden biri olarak bilinen Türki İntikam Tugayı (TİT) imzası vardı. Ankara ve İstanbul'da polis bombalı araçların peşindeydi. Aradıklarının ilkini Sıhhıye'de otoparkta buldular. 700 kilo TNT yüklü bir minibüsü ikincisi izledi. Başta PKK suçlansa da araç suikast hazırlığındaki Ergenekon terör örgütüne aitti. 2008 Ocak'ında yine Diyarbakır'da patlayan bomba yüklü araç 7 kişinin ölümüne, 64 kişinin yaralanmasına neden olmuştu. Bombaların 2009 yılında gerçekleştirilmesi planlanan darbenin koşullarını yaratmak için patlıyordu. Ümraniye'de bulunan ordu envanterine kayıtlı 27 MKE tipi el bombasının Cumhuriyet gazetesi saldırısında Aslan Alpaslan tarafından kullanılanlarla aynı seriden olduğunun anlaşılması Ergenekon operasyonunun başlamasına neden oldu.
Sorun AKP uzlaştıkça devam etti. Darbeciler var olduğu sürece darbe koşulları vardır. Darbeciler yargılanıp cezalandırılmadığı sürece yeni darbelere buyurun denecektir. Şimdi olduğu gibi.


Darbeye karşı mücadele

28 Şubat darbesine karşı net tutum alan tek parti DSİP’ti. Bugün Ergenekon terör örgütüne dönük operasyon ve darbe tartışmalarında solda yine tık yok.
Güncel darbe tehdidine karşı tutumda herzamanki cepheleşme mevcut.
Bir yanda Ergenekon diye bir örgüt yoktur, AKP kapatılsın diyen, darbe-şeriat ikileminde darbeyi destekleyenler.
Diğer yanda ne darbe ne şeriat diyerek ıslık çalmayı yeğleyenler. Darbeden AKP’yi dağımasına umut bağlayanlar.
Her iki tutumda çalışanların ve toplumun çoğunluğunun aleyhinedir. Bugün darbeye karşı net tutum alan, ortada durmayan, demokrasiyi savunan tutum doğrudur, devrimcidir.