Sosyalist İşçi 258 (24 Ağustos 2006)

 

Sayfa 11 :

Başka bir dünya gerçekten mümkün mü?

Son zamanlarda her gösteride, her toplantıda “başka bir dünya mümkün” sloganını duyuyoruz. O kadar ki slogan şimdilerde tüketim mallarını pazarlamaya çalışan reklamcılar tarafından bile kullanılmaya başlandı.
Başka bir dünya bugünkünden nasıl farklı olacak ve gerçekten de farklı, başka bir dünya mümkün mü. Yoksa biz ne istersek isteyelim insan doğası hep aynı dünyayı mı dayatacak bize?
Başkabir dünyanın nasıl birşey olacağını bugünden uzun uzun yazmak mümkün değil. Çünkü o dünyanın en temel, en belirgin farkı yukarıdan aşağı, bir azınlık tarafından dayatılan kurallarlka değil, milyonlarca ve milyonlarca insanın isatekleri doğrutusunda belirlecenecek olması.
Nasıl yaşayacağız, aramızdaki ilişkiler nasıl olacak, nasıl karar alacağız, kimler karar alacak, kararları nasıl uygulayacağız bütün bu soruları küçük bir azınlığın belirlemediğini ama hep beraber bütün insanlığın belirlediğini düşünelim. İşte başka dünyaya giden ilk önemli adımı atmış oluruz.
Bugünden temel farklılıklar taşıyan bir dünya mümkün mü? Buna izin verirler mi? İnsan doğası buna engel değil mi? Bu sorular hep soruluyor. Ve cevapları bizim düşücemizde değil, tarih içinde yatıyor.
Dünyayı değiştirebilmek için herşeyden önce mücadele gerekli. Mücadele etmeden kendiliğinden bir değişim mümkün değil. Hele hele bizi yönetenlerin bizi yönetmek için oluşturdukları kurumlar ortada dururken bizim farklı, başka bir dünya oluşturmamız hiç mümkün değil.
Zaten o kurumların en temelli amacı bizim başka bir dünya kurmamızı engellemek. Eğitimden, adalete, polisinden dini kurumlarına kadar bunların hepsi bize esas olarak boyun eğmeyi, var olanı kabullenmeyi öğretir. Hepsi değişim istememizi engellemeye çalışır. Eğer değişim olacaksa bu bizi yönetenlerin kararı ile ve tabii onların istediği biçimde olur.
Onun için reform diye önümüze daima bizim yani çoğunluğun aleyhine ama hep bizi yönetenlerin, büyük şirketlerin çıkarına olan tedbirler çıkarılmakta.
Örneğin eğitimde reform yapılır, sanırsınız ki daha ıyı, daha ucuz eğitim alacağız. Oysa tam tersi olur. Eğitim için daha çok para ödemeye başlarız, kalite ise düşer. Belki sadece bizi yönetenlerin çocukları için eğitimin kalitesi artar.
Demek ki başka bir dünyayı kurabilmek için önce var olanı yıkmak gerekli. Öyle şurasını burasını değil, bütününü yok etmek gerekli Ancak ondan sonra büyük çoğunluk kendi istediği gibi bir dünyayı kurmak için n tartışmaya, adımlar atmaya başlar.
Bugünkü dünyayı yıkmdan, onun içinde “alternatif” sistemler kurarak da başka bir dünyaya ulaşamayız. Küçücük bir insan grubunun 7 milyar insanı kapsayan bir sistem içinde farklı yaşaması mümökün değildir. Son tahlilde bütün dünyaya hakim olan sistem yani kapitalizm o küçük azınlığın yaşam tarzını da kapsar, kendi kuralları içinde yaşamaya zorlart. Bundan kaçınmak mümkün değil. Bunun için ünlü devrimci Troçki “dünya devrimi” diyor.
Var olanı yıkmak, kısaca devrim diye tanımlanabilir. Devrim dünyanın bir parçasında mümkün ama değişim dünyanın bir parçasına olamaz. Bunun için başka bir dünya diyoruz da başka bir Uganda veya Türkiye veya Bursa demiyoruz. Başka bir yaşam, başka insan ilişkileri ancak bütün dünyada kurulabilir. Tarih acı bir biçimde bnunu insanlığa gösterdi.
Rusya’da büyük çoğunluk kendisini devlet olarak örgütledi. İşçiler, köylüler, askerler örgütlendi ve iktidarı aldı. Tartıştı, değiştirmek için kararlar aldı, adımlar attı. Ama yöneticileri, Stalin ve arkadaşları dünya devrimini küçümsedi ve Rusya’da başka bir dünyanın kurulabileceğini sandı. Bu mümkün olmadı. Rusya büyük çoğunluğun mutlu olduğu birülke değil, tam tersine dünyanın en kanlı, en barbar ülkelerinden birisi oldu.
Öyleyse, hem var olanı yıkmak gerekli hem de dünyanın bir parçasında durmamak, bir parçasını değiştirmek ile yetinmemek gerekli. Bütün dünyayı değiştirmek gerekli.
Kimileri dünyayı değiştirme eyleminin zor, sabır işi, fedakarlık ve casaret işi olduğunu anlatıyorlar. Üstelik devrimden sonra da aynı şeyleri istiyorlar.
Daha çok çalışmak gerekli. Fedakarlık! Neden? Kapitalizmi yakalayacağız.
Oysa başka bir dünya kapitalizm ile rekabet etmeyecek. Ondan tamamen farklı olacak. Ve ayrıca gene çok çalışacaksak, gene fedakarlık yapacaksak ve yaşam daha güzel, daha kolay, daha mutlu olmayacaksa neden buna başka bir dünya diyoruz ki?
Başka bir dünya zaten çok çalışan, fedakarlık yapan, sıkıntı çeken mutsuz insanların bütün b unlardan kurtulduğu bir dünya olmalıdır.
Kim gönüllü olarak daha çok çalışmak ister. Daha çok çalışmak hep zorunluluktan dolayı olur.
Peki bize izin verecekler mi? Öncelikle var olanı yıkmamız için izin verecekler mi? Var olanı yıkmak için fedakarlık, çok çalışmak gerekmez mi?
Eğer küçük bir azınlığın eylemi var olanı yıkacaksa, doğru çok çalışmak ve çok eziyete katlanmak, çok fedakarlık yapmak gerekir. Ama eğer büyük çoğunluğun eylemi var olanı yıkacaksa o vakit bu iş çok kolay. Bütün dünyanın egemen sınıflarının ve en yakınlarının toplamı sadec bir kaç milyon. Biz ise kabaca 7 milyarız. Demek ki biz kazanırız hem de çok kolay.
İzin vermezler! Doğru, izin vermezler ama doğru anda doğru yığınsal eylemlerle biz kazanırız.
Kazandıktan sonra ya bütün dünya da devrim olmazsa.
Neden, eğ-er bir ülkede devrim oluyorsa bu bütün dünyada devrimin olasılığı var demektir. Nitekim 1917 yılında Rusya’da devrim olduğunda onu izleyen 20 yıl boyunca dünyanın çeşitli yerlerinde devrimle devrim girişimleri oldu. B unların çoğunu Rusya’nın başındaki Stalin ve arkadaşları kendi ülkelerini korumak için sattılar.
İşçiler ve emekçiler o vakitler kendi ülkelerinin egemen sıknıfları kadar Stalin ve arkadaşlarından da çok çektiler.
Diyelim ki devrim oldu. Emekçiler kazandı. Başka ülkelerde de devrimler, devrimci atılımlar oluyor. Nasıl karar vereceğiz? Nasıl değiştireceğiz? Yeni bir dünyayı nasıl değiştireceğiz? Gene bir parti, mesela komünist partisi ve onun yöneticileri bizim adımıza karar almayacak mı? Eğere böyle olursa değişim olmaz. Yeni bir dünya eskisinin pislikleri ile dolu olur.
Ne kadar akıllı, ne kadar işçi ve emekçileri düşünürse düşünsün hiç kimse milyonlar adına dünyayı değiştiremez. Sadece milyonların kendisi kendi yaşamlarını değiştirebilir.
Milyonlarca insanın tartışabilmesi ve karar alabilmesi için doğrudan bir demokrasi gereklidir.
İnsanlık tarihi bize bunun örneğini verdi. Çalışan yığınlar, işçiler, köylüler ve askerlerin işyerlerine, köylerine ve askeri birliklerine dönük örgütleri bnu sorunun çözülmesinde ilk adımdır.
Ama sorun burada bitmez. Çalışanlar ne kadar çok örgütlenirlerse, her alanda ne kadar çok bu örgütleri aracılığı ile tartışır karar alırlarsa yeni bir dünyayı o kadar çok belirlerler. Sorun örgütlenme sorunudur.
İlk bakışta insanların yeni dünya hayallerinin birbirinden çok farklı olduğu düşşünülebilir. Bir anlamda da bu doğru. Hepimizin istekleri, beklentileri, hayalleri farklı. Ama bir de ortak yanlarımız var. demekki önce ortak olduğumuz konuları çözeceğiz. Ve zaten, onları çözünce göreceğiz ondan sonraki farklı taleplerimiizi çözmek çok daha kolay. Çünkü dünyanın bugün sahip olduğu zenginliği üzerinde yaşlayan insanlara az çok eşit bir biçimde dağıtmaya başlayınca ortaya o kadar büyük bir refah çıkacak ki, o kadar az çalışmak, o kadar az fedakarlık yapmak zorunda kalacağız ki, o vakit her birimiz kendi istediğimizi yapmakta bütünüyle özgür olacağız. Giderek özgürlüğe bile ihtiyacımız kalmayacak çünkü özgürlük baskının, zorlamanın karşısında bir anlama sahiptir. Bize baskı yapan, zorlayan, bizi, yaşamımızı kısıtlayan yoksa özgürlüğe de ihtiyaç kalmaz. İşte o vakit herkes istediği kadar çalışır, ihtiyacı kadar tüketir.
Başka bir dünya hayal değil. Başka bir dünyaya ulaşmak zor değil.
Başka bir dünya çok somut. Ve bugün ünlü yazar ve aktivist Arundhatı Roy’un söylediği gibi, onun ayak seslerini duyuyoruz.