Sosyalist İşçi 261 (14 Ekim 2006)

 

Sayfa 12 :

Lübnan’ın işgaline
ortak olmayalım
İsrail yenilginin sonucunda Lübnan’dan çekilmek zorunda kaldı. İran ve Suriye’nin maşası olarak tanımladıkları Hizbullah’ı “yok etmek”, Güney Lübnan’dan sürmek gibi hedefleri olan İsrail bu hedeflerden hiçbirini gerçekleştiremeden Lübnan’ı terk etti.
İsrail’in çekilmesi ile birlikte bombardıman nedeniyle Güney Lübnan’ı terk eden halk geri döndü.
Bu arada Birleşmiş Millet’lerin Barış Gücü yollama kararı adeta NATO güçlerinin Lübnan2a yerleşmesine dönüştü. Lübnan’a NATO ülkeleri dışında hiç bir ülke asker göndermedi ya da göndermesi engellendi.
Lübnan’a giden Barış Gücü/NATO ordusuna Türkiye’de katkıd abulundu. 5 Eylül’de TBMM Lübnan’a asker gönderilmesini onaylayan bir tezkereyi onayladı.
AKP hükümeti tezkerenin onaylanmasını isterken Lübnan’a gidecek askerlerin çatışmaya girmeyeceğini, inşaat görevi yapacağını, Hizbullah’ı silahsızlandırmak gibi bir hedeflerinin olmadığını söyledi.
Oysa Lübnan’daki Barış Gü-cü/NATO ordusunun komutanı tam tersini söylüyor ve hedeflerinin önce Hizbul-lah’a gelen silahları durdurmak, ardından bu örgütü silahsızlandırmak olduğunu söylüyor.
Barış Gücü’nün Lübnan halkını israil saldırılarından koruyacağı iddiası ise tamamen palavra. Şimdiye kadar israil Lübnan’ Barış Gücü’nün gözlerinin önünde sayısız saldırı gerçekleştirdi.
Barış Gücü/NATO ordusunun bu saldırılar karşısındaki hareketsiz tutumu bu gücün neden Lübnan’da olduğunun iyi bir göstergesi.
Yakında Türk askerleri Lübnan’a gidecek. Yapılan açıklamalar henüz nereye gidileceğinin tesbit edilemediğini gösteriyor.
Bu arada Türkiye 3 gemilik bir deniz gücünü de Lübnan’a gönderiyor.
Lübnan açıklarında büyük bir deniz gücü var. Bunlar hem denizden karaya müdahale için, hem denizden Hizbullah’a silah gitmesini engellemek için hem de herhangi bir durumda karadaki askerlerin hızla Lübnan’ı terk etmesi gerekirse bunu sağlamak için oradalar.
Türk Birliği Lübnan2a yola çıktığı gün Ankara, İzmir ve İstanbul’da BAK gösteriler yapmayı kararlaştırdı.
İstanbul’da Taksim Gezi Parkı’na saat 18.30’da çıkılıyor. Ankara’da aynı saatlerde Yüksel Caddesine çıkılacak, gene aynı saatlerde İzmir’de Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ne çıkılacak.
Sosyalist İşçi bütün okurlarını Lübnan’a asker gitmesine karşı harakete geçmeye çağırıyor.


Türk Kâr Vakfı
"Sponsorlarımız, stratejik iş ortaklarımızdır."
"İş hedefleri doğrultusunda en yüksek katma değer yaratmak."
Yukarıda yazılanlar bir holdingin CEO'sunun iş ortaklığı üzerine sözleri değil ne yazık ki. Türk Kalp Vakfı'nın (TKV) internet sitesindeki "Neden bize sponsor olmalısınız?" başlıklı sayfada bulunan, "Sponsorluk anlayışımız" başlıklı bölümden alındı.
Aslında birçoğumuz TKV'yi reklâmlardan tanıyoruz. Yağ, yoğurt gibi ürünlerin reklâmlarında "TKV tarafından tavsiye edilmektedir" gibi ibareler arzı endam ediyor. Kardiyolog Doç. Dr. Sinan Dağdelen'e göre, aslında TKV bilimsel bir kurum değil, bir hizmet vakfı.Bu nedenle görüş bildirmesi doğru değil. Vakfın reklâmlarda yaptığı gibi çeşitli konularda onay vermek gibi bir nosyonu da yok.
Bu nosyon işte tam da, vakfın sponsorluk anlayışında yatıyor.
Oysa Türk Kalp Vakfı, ne kadar güvenilir bir kurum gibi geliyor kulağa değil mi? Peki bu vakfın başkanı alanında önemli bir kardiyolog mu, yoksa uzmanlığı olmayan bir doktor mu? Hayır, bir avukat!
Peki başka ne yapıyor bu vakıf? Birde "Şişli Sağlık Merkezi" var. Ne o? Bedava mı sandınız? Parayla. Meraklanmayın, toplum yararına vakıf oldukları için, kredi kartına taksit yapıyorlar.
İşte, tam da burada insan bir durup düşünüyor. Bilimsel yetkisi olmayan, başkanı bir avukat olan, paralı bir sağlık kuruluşu olan ve sponsorlarını iş ortağı olarak gören bir vakıf!
Şirketlerle kol kola, bilimi pazarlıyorlar. Bilimi, kar hırslarına alet ediyorlar. Sahi yahu, sponsorlarla, iş hedefleriyle, katma değerle bizim kalbimizin ne ilgisi var?
Ersin TEK