Sosyalist İşçi 297 (14 Eylül 2007)

 

Sayfa 2 :


Yeni anayasa ve AKP:
Yeni-liberalizme hayır, demokratikleşmeye evet!
AKP tarafından gündeme getirilen ve Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığındaki bir kurul tarafından hazırlanan yeni anayasa taslağı, henüz kamuoyuna açıklanmadan hem darbecilerin hem TÜSİAD'ın tepkisini aldı.
CHP ve darbe çığırtkanı Cumhuriyet Gazetesi, yeni anayasa taslağının "değiştirilemez, değiştirilmesi dahi teklif edilemez" maddelerinin değiştirildiğini yazdı: Laiklik elden gidiyor! Ancak haırlanan taslakta Anayasa'daki laiklik tarifinin aynen durduğu, inanç özgürlüğü ve inanmayanların düşünce özgürlüğünü de kapsar bir nitelikte olduğu hemen açığa çıktı. Yeni Anayasa taslağında laiklik değil zorunlu din dersleri kaldırılıyordu. Yalanları açığa çıkan darbeciler bu kez Özbudun ve arkadaşlarının "satılmış" olduğunu yazarak belden aşağı vurmaya başladılar.
TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ da yeni Anayasa taslağına muhalif. AKP'yi merkez sağ bir hatta oturmamakla eleştiren Yalçındağ, ''Anayasa değişikliğine ilişkini sürecin, şeffaf olması ve geçmiş dönemle hesaplaşma anlayışı içinde hazırlanmaması''ndan bahsediyor.
Kısa bir süre öncesine kadar hükümete açık desteğini sunan büyük patronlar klubünün başka-nının bahsettiği dönem as-kerlerin her şeyi belirlediği zamanlar olsa gerek.
Yeni Anayasa taslağı, sıkıyönetim ve olağan üstü hal durumlarında devlete öldürme yetkisini kaldırıyor. Olağanüstü hal durumlarında hükümete verilen ve SS (sansür-sürgün) olarak anılan kanun hükmünde kararname yetkisini de kaldırıyor. Anayasa taslağının neler getirdiğini bütünü açıklandığında göreceğiz. Ancak darbecilere de TÜSİAD'ın çıkışına da hayır demek gerekiyor.
Yeni Anayasa'ya evet! Özgürlükçü ve demokratik yasalara evet! Topluma deli gömleği gibi giydirilmiş baskı yasalarının kaldırılmasına tam destek vermek gerek. Emekten yana güçler yeni bir Anayasa için taleplerini ileri sürmeye hazırlanıyor. Birlikte seçim kampanyası yapan güçler olarak hep birlikte AKP'nin yeni-liberal yasalarına hayır diyeceğiz, en küçük demokratik adımı dahi destekleyeceğiz. Ve daha fazlasını isteyeceğiz.


Erdoğan Hrant Dink cinayetine el koymuş!
Durma, cinayeti aydınlat
Hrant'ıöldüren katiller 1 Ekim'de mahkemeye çıkarılacak. Devlet kurumları cinayeti ört bas etmek için birbirileriyle yarışıyor.
Trabzon Valiliği, Trabzon Emniyetini kusursuz buldu. Cinayete karıştıkları, en azından bildikleri halde durdurmadıkları daha ilk günden ortaya çıkan Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, Trabzon Eski Emniyet Müdürü Reşat Altay, polis memurları Engin Dinç, Faruk Sarı, Ercan Demir, Özkan Mumcu, Muhittin Zenit ve Mehmet Ayhan hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verdi.
Valisi'ye göre Emniyet görevini yerine getirmiş. Eğer polisin görevi cinayeti örtbas etmekse bu tespit doğru.
Nitekim emniyet Hrant'ın öldürüleceğini bildiren 17 ihbar telefonunun olmadığını açıkladı.
Trabzon Valiliği'nin kararı tepki topladı. Dink ailesinin avukatı Fethiye Çetin, karara itiraz etti.
Vali Okutan bu gelişmeler üzere cinayet dosyasının kapanmadığını, iki jandarma mensubu hakkında so-ruşturmanın sürdüğünü açıkladı. Valiye göre Erdo-ğan cinayete el koymuş.
Ancak Başbakanın elini görebilmek mümkün değil. Dink cinayetiyle ilgili olarak 12'si tutuklu toplam 18 sanık yargılanıyor. Bunların basit tetikçiler olduğu biliniyor.
Cinayeti azmettirip orga-nize eden devlet görevlisi Erhan Tuncel'in itirafları kamuoyundan gizlenirken ölüm emri verenler sokakta ellerini kolarını sallayarak dolaşıyor.


İşçinin hayatının değeri yok
Düzensiz, esnek çalışma saatleri, vardiyalar, güvenliğin ihmal edildiği elverişsiz, sağlıksız çalışma koşulları ve şirket patronlarının dinmeyen kâr hırsı işçi kazalarını ve bunlar sonucunda meydana gelen ölümleri artırıyor. SSK'nin verilerine göre 1994-2003 yılları arasındaki 831 bin 248 iş kazasında 10 bin 84 kişi hayatını kaybetti. Her 100 işçiden 15'i iş kazası geçiriyor. Yaşanan kazaların sebebi devamlı olarak işçilerin cahilliği, dikkatsizliği, talep etmedikleri güvenlik önlemleri şeklinde açıklanıyor. Halbuki asıl sebep şirket patronlarının dinmez kâr hırsıdır. Onlar için işçi hayatının bir değeri yok.
Tuzla tersanelerinde son 5 günde yaşanan kazalar 15 işçinin ölümüyle sonuçlandı. 2006 yılında Çin'deki madenlerde binlerce işçi yaşamını kaybetti. Bangladeş'te bir tekstil fabrikasında çıkan yangında tekstil işçileri yanarak can verdi. Maden ve metal sektöründe hemen hemen her gün kazalar meydana geliyor.
Yaşanan kazalar, ölümlü ya da ölümsüz olsun, kapitalist şirketlerin işçilerin hayatlarını değersiz görmesi, ihmal etmesi ve onların güvenliklerini masraf kalemi olarak görmesidir. Kazalar örtbas ediliyor, gizleniyor. Ailelere ise bir miktar para verilerek susturulmaya çalışılıyor. İşçiçiler içinse tüm bu olaylar sistem tarafından artık kanıksatılmış durumda. Hem patron, hem de işçi işçinin çalışmaya mecbur olduğunu biliyor ve geçiştirme politikaları devam ediyor. İşçiler arasında örgütlülük sağlanmadığı sürece bu düzen bu şekilde sürecek.


IMF'den yeni talimat:
Tarıma desteği kısın
IMF Türkiye temsilcisi Hugh Bredenkamp, yeni hükümete ilk uyarısını yaptı. Enerji sektöründeki özelleştirmenin devam etmesi, özel şirketler ve kamu kuruluşları arasında ortaklıklar kurulmasını istedi.
IMF'nin AKP'den diğer talebi köylüye verilen tarımsal desteği kısması. 1999'dan bu yana IMF dayatmalarıyla tarımsal destek minimum düzeye indirilmiş, toplu ürün alımları durudulmuş, buğday, arpa, pirinç gibi temel ürünlerin ekimi radikal bir şekilde sınırlandırılmıştı. Bu sürecin sonunda milyonlarca köylü iflas etmiş ve topraklarını terk ederek büyük şehirlere göç etmek zorunda bırakılmıştı. AKP, IMF'nin istediğini yaparsa köylüler daha da zor duruma düşecek ve işsizler ordusuna yeni neferler eklenecek.
2008 yılında Türkiye ile IMF arasındaki anlaşma bitiyor. Tüm dünya IMF'yle çalışmayı reddettiği halde AKP ortaklığa devam edeceğinin sinyallerini veriyor.


Polis ne iş yapar?
11 Eylül'ün yıldönümünde Ankara'da Sıhhiye Otopark'ında bir araçta büyük miktarda patlayıcı bulunduğu açıklandı.
Ankara Valisi, PKK’yi sorumlu ilan etti.
PKK lideri Abdullah Öcalan, avukatlarıyla aracılığıyla barıştan yana olduğunu defalarca açıkladı. Yasal Kürt partisi DTP barış istiyor ve mecliste.
Kürtler üzerindeki baskı kalkmadan bu ülkede yaşayan hiç kimse güvende değil. DTP susturulmamalı, baskı son bulmalı.


Küresel iklim felaketine bireysel çözüm olabilir mi?
Küresel iklim değişikliği olumsuz etkilerini sosyal ve ekonomik açıdan daha da hissettirmeye başlamasının ardından hükümet ile onu destekleyen yayın organları ve TEMA Vakfı ülke çapında kampanyalar yürütmeye başladı. Bu kampanyalarda anlatılanların özü küresel iklim felaketine bireysel çözümleri içeriyor. Büyük meydanlarda büyük boy bloklar halinde, otoyol üst geçitlerinde, televizyonda kampanyayı görebilmek mümkün. "Musluğu açık bırakma, 48 ton su kurtar," "Daha kısa sürede duş alın, 18 ton su kurtarın," "Çamaşır makinesini ekonomik kullanın, 9 ton su kurtarın," "Bulaşıklarınızı elde değil, makinede yıkayın"… Belediye de her eve makine dağıtıyor ya! Bunları gören, okuyan halkımız evine küresel iklim değişikliği konusunda daha bilinçli, daha sorumlu gidiyor!
İklim felaketinin sorumlusu biz değiliz. İklim değişikliği bireysel tassarrufla engelenemez. Sera gazı üreten fabrikalar, otomobiller çalıştıkça felaket daha da yaklaşacak.


Yeni meclis iklim değişikliğine duyarsız

CHP küresel ısınmanın Türkiye'ye etkilerinin araştırılması ve alınacak önlemlerin belirlenmesi için meclise araştırma önergesi verdi. MHP'de su sorunun araştırılması için bir başka önerge verdi. Ancak yeni mecliste ne hükümet ne de muhalefet partileri Türkiye'nin neden sera gaz salımlarını sınırlayan Kyoto Protokolü'ne imza atmadığını sormuyor.
Dünyada en fazla sera gazı üretmede birinciliğe ulaşan Türkiye'de CHP ve MHP'nin verdiği önergeler basit bir propagandadan başka bir anlam taşımıyor.