Sosyalist İşçi 318 (29 Mart 2008)

 

Sayfa 12 :


SOSYAL YIKIM YASASI TOPTAN GERİ ÇEKİLSİN!
19 Mart’ta 2 saatlik grev sonucu hükümet yeni sağlık ve sosyal güvenlik yasasını gözden geçirmek için sendikalarla masaya oturmak zorunda kalmıştı. 24 Mart’ta Ankara’da bir araya gelen hükümet, sermaye temsilcileri ve Emek Platformu bileşenleri sosyal yıkım yasasını görüştü.
Toplantıdan çıkan Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu “Yüzde 80-90 oranında mutabakat sağladık” diye konuştu.
Hükümet görüşme sonucu hazırlanan yeni metni meclise taşımak istiyor. SSGSS’de eskiye göre ne değişti?
Hükümetin 7 binden 9 bine çıkarmak istediği prim gün sayısı yapılan pazarlıklar sonucu 7200’e indirildi. Ancak Emek Platformu’nun kadınlarda 58, erkeklerde 60 olarak talep ettiği emeklilik yaşı hükümetin ve patronların isteği doğrultusunda 65 olarak kaldı.
Mevcut sistemde 10 yılı dolduramayan SSK’lıların aylık bağlama oranı yüzde 2’den yüzde 3’e yükseltildi. Mevcut çalışanların, sistem yürürlüğe girdiğinde uğrayacakları hak kaybının önüne geçildi. Ancak bundan sonra emekli olanların maaşları düşecek.
Emek Platformu’nun bir diğer talebi olan diş-protezdeki yüzde 50’lik katkı payı ve yaş sınırı da kalktı. Buna göre, söz konusu tedaviler için mevcut uygulamadaki yüzde 10, yüzde 20’lik katkı payı geçerli olacak. Ancak genel sağlık sigortası sistemi bütünüyle aynı kaldı.
Yıpranma payı ve emeklilik yaşı güncelleme kat sayısı konusunda görüşmeler sürse de yasanın büyük bölümünün aynen karşımıza getirileceği açık. Toplum sağlığını köklü bir şekilde bozacak yasanın bütününe karşı mücadele sürdürmeye devam etmek zorundayız.
2 saatlik grev ve eylem dalgasında görüldüğügibi Türk-İş tutumu son derece belirleyici. Sendika yöneticilerimücadeleye zorlayan her zaman tabandır. Türk-İş’i harekete geçiren budur. Türk-iş harekete geçirilmesi hemen Emek Platformu’nu toparladı. Bu birliğe her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Sendikacıların uzlaşmacılığından bahsetmek yerine örgütlü ve örgütsüz tüm çalışanların tepkilerini açığa çıkaracak ve birleştirecek kanallar yaratmak zorundayız. Bu kanallar siyasal grupların ittifakından değil, yeni-liberal saldırganlığakarşı yaygın bir kampanyadan geçiyor.
Sosyal güvenliğin ve sağlığın sermayenin talanına açılması tüm yeni-liberal hükümetlerin başlıca gündemlerinden biri. Türkiye’de sağlık harcamalarının 10 milyar dolardan 50 milyar dolara çıkarılması isteği AKP’nin temel motivasyonunu oluşturuyor. Kısacası bu uzun soluklu bir mücadele. İki kez benzer paketleri çöpe gönderen Fransız işçi sınıfı hâlâ direniyor, birsonraki saldırıya hazırlanıyor. Geçtiğimiz hafta Yunanistan’da hayatı felçeden grevin ardından, yasanın çıkmış olmasına rağmen sendikalar mücadeleye devam diyor. Sosyal yıkım yasasına karşı olanlar, tüm çalışanlar bu çağrıya kulak vermeli. Yasanın toptan geri çekilmesini talep eden bir kampanyayı inşa etmeliyiz.


Mücadeleye devam!
Sendikacıları yalancılıkla suçlayan hükümet sosyal güvenliğin bir kara delik olduğunu, bütçe üzerinde giderek artan bir yük oluşturduğunu, sistemin bu haliyle sürdürülemez olduğunu söylüyor. Ancak rakamlar kara deliğin sorumlusunun çalışanlar değil, yeni-liberal mali politikalar olduğunu gösteriyor.
Bütçeden sosyal güvenliğe yapılan transfer 26 milyar YTL.
Bu kaynak 35,2 milyonluk nüfus için ayrılmakta. 4.7 milyon emekli, 9,2 milyon sigortalı ve onların 21,2 milyon aileleri için.
Bu nüfusun yarısı demek. Çalışanlar sosyal güvenlik için prim ödüyor. Ayrıca vergi gelirlerinin büyük bölümü çalışanlardan tahsil ediliyor. 2007 bütçesinde yapılan toplam 203 milyar YTL'lik harcamadan yüzde 13'lük pay sosyal güvenliğe aktarıldı. Oysa rantiyelere ödenen faizler yüzde 23 pay aldı. Nüfusun yarısının yararlandığı sosyal güvenlik hizmetlerine ayrılan pay azaltılmaya çalışırken kimse patronlara aktarılan parayı tartışmıyor. Bugün sosyal güvenlik sisteminin geldiği yer yeni-liberal tercihlerin sonucu.
Sosyal güvenlik hizmet gelirleri yetersiz.
Kaçak işçiliğe göz yumuluyor.
Patronlar vergi harcamalarını düşürmek için çalışanların ücretlerini eksik beyan ediyor. Bu ise prim ve vergi kayıplarına neden oluyor. Yeni-liberal mali politikalar sosyal güvenlik sistemini kökünden dinamitliyor.
Türkiye'de 2007 yılı itibarıyla toplam istihdam 21 milyon 219 bin’di. Çalışanların yüzde 46,7'si, yani, 9 milyondan fazla insanın sosyal güvencesi yok. Kayıt dışı istihdamın yüzde 51'i tarım dışında çalışıyor. Eğer kentlerde kayıt dışı çalışan işçiler kayıtlı olsalardı 54 milyar YTL'lik vergi ve prim geliri elde edilecekti.
Yine patronların ücretleri düşük gösterip yalan beyanda bulunmaları önlenseydi 62 milyar YTL'lik kayıp önlenebilirdi. Toplam 116 milyar YTL'yi bulan kayıplar böylece sisteme geri döndürülseydi sosyal güvenlik sistemi kolayca sürdürülebilirdi.Kara deliği yaratan patronlara her türlü vergi kolaylığını sağlayan ve kayıt dışı çalışmaya göz yuman yeni-liberal ekonomik politikalar.
Bırakalım faiz ya da savunma giderlerinin sosyal güvenliğe aktarılmasını sadece adil bir vergi politikası uygulansa bile sosyal güvenlik sistemi aksamadan çalışabilir.
(Araştırma: Mustafa Sönmez)