1. Kürt sorunu, devletin, Kürt halkının varlığını her düzeyde inkar etmesinden kaynaklanmaktadır. Devletin örgütlenme şekli, anayasa, yasalar, eğitim, tüm bir kültür alanı bu inkar uygulamasının sürekliliğini sağlamak için düzenlendi.

2. Devlet, inkarcı uygulamalara direnen Kürtlere karşı, şiddetin her biçimini sistematik bir şekilde kullandı.

3. Kemalizm, devletin uyguladığı şiddeti meşrulaştırmayı amaçlayan bir resmi ideoloji olarak, toplumsal yaşamın tüm hücrelerini baskılayan ırkçı, milliyetçi fikirlerleri olağanlaştıran gündelik düşünme şekli olarak dayatıldı. Bu düşünme şekli, sadece Kürtleri değil, Ermenileri, Rumları ve tüm Müslüman olmayanları, tarihsizleştirdi.

4. Bu toprakların kadim halkları, teker teker imha edildi. Ermeniler soykırıma uğradı, Süryaniler soykırıma uğradı, Rumlar ve Yahudiler tasfiye edildi. Alevilere hiçbir zaman göz açtırılmadı.

5. Kürt halkı, ulusal varlığını inkar eden politikalara karşı, defalarca isyan etti. 1970'lerin sonunda başlayan son isyan 30 yıl içinde dünyadaki en önemli halk hareketlerinden birisine dönüştü. Mücadelenin her bir evresi, kemalist yapının zaaflarını açığa çıkarttı, bir halkın varlığını yok saymak üzere kurgulanmış tüm sistem, bu halkın varlığını kanıtladığı her eylemle sarsıldı.

6. 2000'li yılların başı, Kürt halkının Kürt sorununun çözümü için seferber olan kesimleri açısından zorlu geçti. Abdullah Öcalan'ı siyasi temsilcisi olarak gören Kürtler, temsilcilerinin yakalanması karşısında başlangıçta moral bir bozguna uğrasa da Öcalan tutukluluk koşullarını Kürt halkının ulusal varlığının tanınmasını hedefleyen barış sürecinin örgütlenmesi için uygun zemine çevirmesini bildi.

7. 2000'li yılların ilk evresinde iki etmen belirleyici oldu. Birisi Kürt hareketinin ateşkes politikası. Diğeri ise 28 Şubat darbesinin devirdiği kadroların bir kesiminin AKP'yi kurarak iktidara gelmesinden sonra darbe girişimilerinin arka arkaya örgütlenmesi.

8. Ermeni gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından, bu cinayete tepkiyle hareketlenen yepyeni bir mücadele dalgası başladı. Darbecilere, Ergenekon örgütlenmesine karşı başlayan mücadele, tüm özgürlük kanallarını genişletti. Ergenekon davaları, Balyoz davası kemalist rejimin en sarsılmaz bekçilerine dokunulmasına neden oldukça, askeri vesayet geriledi.

9. 2009 yılının sonlarında başlayan, kısa sürede durdurulan ve adına ''Habur süreci'' denilen günler, savaş politikaları yerine Kürt sorununda çözümün, diyaloğun, konuşmanın tercih edilmesi yönünde önemli bir fırsattı. Habur süreci, ulusalcı ve ırkçı siyasi blok tarafından ve bu bloğun propagandasını yapan medya tarafından sabote edildi.

10. 2011 yılında yapılan genel seçimler Kürt sorununun çözümü için sağlam bir politik manzara sunmuş olsa da, seçimlerden hemen sonra BDP'li milletvekillerinin milletvekillikleri haklarının gasp edilmesiyle, bir gerilim yavaş yavaş tırmandırıldı. 2012 yazı, savaşın tüm dehşetiyle yaşandığı, yüzlerce gencin savaşta öldüğü, her gün cenaze törenlerinin toplumsal psikolojiyi bozduğu, hükümetin ırkçı söylemleri tercih ettiği tam bir savaş ve çözümsüzlük dönemi oldu.

11. Bugün, tarihi bir dönemden geçiyoruz. Devlet, ilk kez bir Kürt liderle bu düzeyde bir görüşme içinde. İlk kez Kürt sorununun çözümü yönünde bu kadar kapsamlı adımlar atılıyor. İlk kez Kürt halkı ulusal varlığının tanınması yönünde bu kadar gelişkin bir olasılıkla karşı karşıya. Çözüm yönünde atılan her adım, yapılan her açıklama kemalist yapının büyük sarsıntılar yaşamasına neden oluyor. Çözüm için atılacak her adım, bu yapının yıkılmasını önlenemez bir şekilde hızlandıracak. Bu, bildiğimiz Türkiye'nin sonuna yaklaştığımız anlamına geliyor. Nasıl bir Türkiye'nin kurulacağı ise çözüm sürecinin nasıl ilerleyeceğine, ezilenlerin, dışlananların, emekçilerin, yok sayılanların bu sürece ne ölçüde destek verebileceğine, ''Çözüme evet'' diyen dinamiğin toplumsal bir harekete dönüşüp dönüşmeyeceğine bağlı.

12. Kürt halkının haklarını kazanması, anayasadan idari tüm bir devlet yapılanmasına kadar tüm sistemin demokrataikleşmesi, demokrasinin aşağıya doğru yayılması açısından oluşan bu tarihi fırsat, sadece ezilenlerin mücadelesinin bir kazanımı olmakla kalmıyor, aynı zamanda tüm ezilenlerin içine girmesi, müdahil olması, desteklemesi gereken yepyeni bir dönemin de kapılarını aralıyor. 'Çözüme hayır' diyenler, eski dünyanın, eski Türkiye'nin, savaşın, kemalizmin, ırkçılığın köhnemiş kalıplarına saplanıp kalanlar olacak. 'Çözüme evet!' diyenler, barışın, özgürlüğün, demokrasinin aralanan kapısında, Kürtlerin uzattığı barış elini güçlü bir şekilde tutanlar olacak.


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası