• 30 yıldır süren savaş artık bitsin
• Barışı kim engellemek isterse onun karşısındayız
• Kürtlerin ve tüm ezilenlerin eşit hakları tanınsın
• Çözüm hepimizi özgürleştirecek

Dünya nükleeri terk ediyor. Türkiye’de yaşayanların yüzde 74’ü nükleer santral istemiyor. AKP hükümeti ise nükleer programını durdurmayarak, iki santral kurmakta ısrar ediyor.

Hükümetin insan ve canlı yaşamını tehlikeye atan ölümcül programına dur demeliyiz.

1975’ten beri egemen sınıf ve devlet nükleer santral kurmanın peşinde. Ancak her seferinde direnen insanları karşılarında buldular ve geri adım attılar. AKP’nin nükleer programını durdurabiliriz. Biz istemediğimizi hep birlikte gösterirsek yapamazlar!

• 11 Mart günü tüm dünya nükleer santrallerin ne kadar tehlikeli olduğuna tanık oldu.

• Japonya’da meydana gelen deprem ve tsunaminin ardından Tokyo Elektrik Güç Şirketi’ne ait Fukuşima nükleer santralindeki 3 reaktör kapatıldı.

• Tsunami sonucu elektrikler kesildi ve 6 reaktörün soğutma üniteleri devre dışı kaldı. Yanma ve patlamalar başladı.

• Tsunami olasılığı bilinmesine ve dikkate alınmasına rağmen, boyutları küçümsendiğinden ötürü yeterli derecede önlem alınmadı.

• Japonya nükleer teknolojide de diğer teknolojik gelişmelerde olduğu gibi önemli bir konumdayken bu felaket meydana geldi. Japonya'nın iyi organize olmuş ileri derecede acil durum yapılanması, acil durum esnasında devreye girecek tepki mekanizmaları ve işine adanmış, işinde uzman işçileri vardı. Ancak görüldü ki, "en iyi nükleer güvenlik rejiminde bile olsanız, kazaların karmaşık yapısı acil durum tepkilerinizi boğabilir".

Meltem Oral
Ulusal kimliklerinin tanınması için mücadele eden halkların taleplerini kendi devletlerini kurmaları da dâhil olmak üzere desteklemek ne anlama gelir? Daha açık bir ifadeyle Kürt halkının ayrı bir devlet kurma hakkını savunmak ayrılmalarını savunmak anlamına mı gelir? Sınırların ve sınıfların olmadığı bir dünyayı arzulayan sosyalistler bu hakkı savunarak yeni devletlerin kurulmasını, yeni egemen sınıfların doğmasını desteklemiş olmuyor mu? Hayır. Çünkü ayrılma hakkını savunmak basitçe “ayaklanan halklar kendi devletlerini kursun o zaman” demek değildir. Kürt halkı bugün ayrı bir devlet kurmayı talep etmese bile Kürt olmayanların bunun bir hak olduğunu savunmasının birkaç önemi vardır.

1 Mart 2003, G. W. Bush için en büyük hayal kırıklığıydı. Irak işgali için ABD'nin başlattığı yaygaraya ilk büyük yanıt 15 Şubat 2003 günü tüm dünya savaş karşıtlarının on milyonlarca insanın katıldığı eylemle verilmişti. 15 gün sonra ikinci yanıt Türkiye'den verildi. 1 Mart 2003 günü Meclis savaş tezkeresini onaylarken, Ankara meydanlarında yaklaşık 100 bin savaş karşıtı savaşa ve tezekereye hayır demişti. Tezkere meclisten geçmedi.

Bush, Irak işgalinde ilk yarayı, işgalden hemen önce almıştı.

Abdullah Öcalan’ın, devletin mutabakata vardığı çözüm planını içeren 3 mektubu da adreslerine gitti. Kandil dağındaki PKK’nin silahlı kanadının liderliği, PKK Avrupa kanadı ve BDP, barış planına ‘evet ‘ dedi.

Milliyet gazetesine sızdırılan tutanakların ardından barış süreci girdiği sınavdan güçlenerek çıktı. Başbakan Erdoğan, çözüm konusunda kararlı olduklarını belirtti.

2011’de Oslo müzakere tutanaklarının sızdırılmasının ardından olanların tekrarlanmasını bekleyen savaş yanlıları bu kez kaybetti. Gerici CHP-MHP bloku, “Erdoğan-Öcalan anayasası” diye yaygara kopartıp, süreci sabote etmek ve bozmak için atak yapmaya kalksa da sesleri duyulmadı.

1. Kürt sorunu, devletin, Kürt halkının varlığını her düzeyde inkar etmesinden kaynaklanmaktadır. Devletin örgütlenme şekli, anayasa, yasalar, eğitim, tüm bir kültür alanı bu inkar uygulamasının sürekliliğini sağlamak için düzenlendi.

2. Devlet, inkarcı uygulamalara direnen Kürtlere karşı, şiddetin her biçimini sistematik bir şekilde kullandı.

3. Kemalizm, devletin uyguladığı şiddeti meşrulaştırmayı amaçlayan bir resmi ideoloji olarak, toplumsal yaşamın tüm hücrelerini baskılayan ırkçı, milliyetçi fikirlerleri olağanlaştıran gündelik düşünme şekli olarak dayatıldı. Bu düşünme şekli, sadece Kürtleri değil, Ermenileri, Rumları ve tüm Müslüman olmayanları, tarihsizleştirdi.

Volkan Akyıldırım
“Türkiye’de 3 koldan paralel devlet çalışması var. Bu ilişkileri sabote edilmeye başladı. Sıradan lobiler değil. ABD’de Yahudi, Ermeni ve Rum lobileri stratejik ve taktik müdahale ediyorlar. Her 3’ü de Anadolu çıkışlıdır.”

“Ermeni lobisi etkili. 2015’le gündem olmak istiyorlar.”

“Anadolu İslamlaştıktan sonra, bin yıllık bir Hıristiyanlık öfkesi var. Rum, Ermeni, Yahudi, Anadolu’da hak iddia eder.”

Euro bölgesinde krizi derinden yaşayan Portekiz’de 1 milyon kişi kesinti programını uygulayan sağcı hükümetin istifa etmesi için sokağa döküldü.

10 milyon nüfusluk ülkenin onda birinin katıldığı radikal gösterilerde 1974 Karanfil Devrimi’nin marşı “Grândola Vila Morena” hep bir ağızdan söylendi.

Portekiz işçi sınıfı, Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) oluşturduğu troykanın talebi doğrultusunda hükümetin yürüttüğü ekonomik saldırıyı durdurmak için direniyor.

İtalya’daki seçimler hem ekonomik kesintilere karşı çıkışın hem de tüm Avrupa’da görülen ana akım politik partilere güven kaybının göstergesi oldu. Sandıktan az farkla Sosyal demokrat koalisyon çıkarken Senato’da ise çoğunluğu Berlusconi’nin faşist destekli koalisyonu kazandı. Başbakanlık yapan AB ve kemer sıkma politikaları yanlısı Mario Monti ise %10 oy alabildi. Seçimin asıl kazananı Beppe Grillo’nun Beş Yıldız Hareketi oldu. Çoğu partinin aksine seçimlere bir koalisyonla değil tek başına giren Grillo oyların %25’ini aldı. Italya’daki alışıldık yozlaşmışlığa karşı çıkan ve kesintilere karşı çıkan Beş Yıldız Hareketi, tek adam yönetimiyle idare ediliyor. Sol oylardaki düşüşün ardından sisteme yönelen tepki oylarını topladı.

Yunanistan’da 20 Şubat’ta yapılan genel greve on binlerce kişi katıldı.

Son yıllardaki en büyük yürüyüşlerden birine sahne olan grevin temel talepleri Avrupa Birliği, IMF ve Avrupa Merkez Bankası’nın talep ettiği kemer sıkma önlemlerinin iptal edilmesiydi. Yunanistan’daki sağcı hükümet daha önce işçilerin direnişi yüzünden hayata geçiremediği önlemleri gerçekleştirmek için bastırıyor. Önde gelen aktivistler şiddete karıştıkları suçlanmasıyla tutuklanırken, grev hakkı da kısıtlanmaya çalışılıyor.

Hükümetin son hedefiyse özel sektördeki ulusal özel görüşmeleri ve sözleşmeleri ortadan kaldırarak şirketlerin sendikalarla muhatap olmadan istedikleri kadar kişiyi atabilmelerini sağlayabilmek.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası