Erdal Bayraktar

AKP’nin yıkım ve talan politikaları devam ediyor. 11 yıllık iktidarı süresince AKP’nin karşılaştığı en büyük yenilginin sebebi olan ve Gezi Direnişi’ni ateşleyen bu politikalar karşısında AKP’nin aldığı en ufak bir ders bile yok. Kentlerimize, barınma hakkına, mahallelere, doğaya ve tarihe dair olan her şey bir bir tekrardan aynı saldırı ile karşı karşıya.

Geniş çaplı yasalar, hukuksuz, zorlayıcı hükümler ve tüm sermayenin desteği ile başlatılan kentsel dönüşüm süreçleri, yaşadığımız mekânları, kenti ve en temel insan haklarını metalaştırarak bizleri yok saymaya devam ediyor. 2000’li yıllarla beraber hızlanan bu süreç, en ciddi ve topyekun saldırısını gerçekleştirmek üzere. Daha önce Sulukule, Tarlabaşı, Başıbüyük gibi mahallelerde gördüğümüz, Emek Sineması’na saldıran zihniyette gördüğümüz, Gezi Parkı’nı talan etmek isteyen projecilerde gördüğümüz gibi halkın olan her şey sermaye gruplarına peşkeş çekilme sevdasında.

Deprem tehlikesinin ötesinde, Türkiye’nin ekonomisinde lokomotif işlevi gören inşaat sektörünü canlandırmayı, rantı yüksek alanları sermayeye ve yüksek gelirli gruplara vermeyi, daha büyük projelerle kenti halk için yaşanmaz bir yer haline getirmeyi amaçlayanlar karşılarına çıkacak her engeli, en şiddetli yöntemlerle aşmaya kararlı. Yeri geldiği zaman doğayı katletmek onlar için sadece bir formalite, inşaat şirketlerinde çalışan işçilerin koşulları önemsenmeyecek bir istatistik.

Kentteki otobüslerin renklerini oylamaya açarak ne kadar demokratik olduklarının reklamını yapan yerel yöneticiler ve merkezi yönetim, kentteki en temel sorunlar karşısında tüm demokratik yollara karşı en sert tedbirleri almaktan geri durmuyorlar. Tepeden inme karar ve politikalarla, insanların barınma hakları, doğaları, kültürleri, mahalleleri saldırıya uğruyor.

Şehrimize, mahallemize, parkımıza, suyumuza, ormanımıza, tarlamıza, bostanımıza yönelik bu açık ve organize saldırı tüm hızıyla sürüyor. Zenginler için soylulaştırılarak sermayeye pazarlanan, muktedirlerin tepeden inme kararlarıyla yönetilerek bütün doğal ve kentsel eşikleri zorlanan İstanbul şehri can çekişiyor. İstanbul şehriyle birlikte, İstanbul halkı da parça parça ve hep birlikte, geri dönüşsüz bir insani yıkıma sürükleniyor. İnsanca, güvenli, güvenceli ve sağlıklı bir şehirde yaşama hakkımız; kent ve kentli haklarımız; kendi hayatlarımızla ilgili söz ve karar hakkımız; insanlık onurumuz hiçe sayılıyor.

Tüm bu talan politikaları karşısında onbinlerce insan “Artık Yeter! İstanbul Bizimdir!” demek için 22 Aralık’ta Kadıköy’de buluşuyor. Kentsel mücadelenin en temel unsurlarından biri olarak, yıllardır parça parça, mahalle ya da mekan düzleminde yürütülen mücadeleler, kent hareketleri birleştiriliyor.

3. Köprüler, kanallar, vahşi, çılgın ve sermaye odaklı projeler değil, insan ve doğa için, ormanların, mahallelerin, tüm canlıların yaşama hakkı için bu ortak mücadelenin gerçekleştirilmesi çok önemli.

Sermayenin kendisine yeni imkanlar bulması için sağlanan tüm yasal ve hukuksal düzenlemelere karşı 1999 Marmara Depremi’nden sonra yapılanlar ortada. Afetler karşısında ne ciddi ve bütüncül bir önlem alındı ne de gerekli politikalar uygulandı. Şimdi ise sadece kentsel dönüşüm süreçlerinin bir söylemi olarak “afet” kullanılıyor. Biliyoruz ki asıl afet barınma hakkımızı hiçe sayan, kentimize, mahallemize, doğaya ve hayatlarımıza yönelik hiç durmadan saldırıya geçen AKP ve onun politikaları.

Kentlerin merkezlerindeki yoksul insanları kentin ücra köşelerine yollamayı hedefleyen bir dönüşüm, sosyal bir yıkımın habercisidir. Her fırsatta tarihe karşı saygı gösterdiklerini söyleyenlerin, İstanbul’u tanımsız bir şehir haline getirme çabaları tarihsel ahmaklıklarının en açık örneğidir. Soylulaştırma projeleri ile kenti büyük bir AVM’ye dönüştürüp, sadece tüketebilenlerin yaşayabildiği bir alan haline getirmek, kentte yaşayan herkese yapılan ciddi bir saldırıdır.

İstanbul, kuzey ormanlarıyla, garlarıyla, meydanlarıyla, mahalleleriyle ayağa kalkıyor, İstanbul; Ethem’le, Ali’yle, Ahmet’le, Ferit’le, Mehmet’le, Abdocan’la, Medeni’yle beraber, insanla, doğayla barışık; geleceği hakkında söz sahibi, demokratik bir kent için ayağa kalkıyor.

22 Aralık günü Kadıköy’de İstanbul’da insanlar tüm taleplerini, başta da AKP’nin talan ve yalanlarına karşı tüm mücadelelerini birleştirmek için bir araya gelecek. Bu yeni bir ivme. Kentsel mücadeleyi güçlü tutmak, yeni dayanışmalar ve desteklerle mücadeleyi genişletmek ve tabandan bir hareketi örgütlemek çoğu şeyi değiştirebilecek olan bir ödev olarak karşımızda duruyor. Bu ödevi hakkıyla teslim etmek için 22 Aralık’ta Kadıköy’deyiz!


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası