Roni Margulies
SHP genel başkanı seçilmesinin ardından, Hüseyin Ergün’ün Taraf gazetesinde Neşe Düzel’le yaptığı söyleşi (15 ve 16 Haziran) soldan tepki çekti.
En çok, Ergün’ün şu sözleri olumsuz karşılandı: “Türkiye solu genel olarak, ‘bir punduna getirsek de şu askerlerle birlikte iktidara gelsek’ düşüncesi içindedir. Türkiye’de sol daima askerlerle işbirliği yaparak iktidara gelmeyi düşünür. Çünkü halk oyuyla iktidara gelemeyeceğine inanır.”
Dahası, Ergün dokunulmaza dokunması ve Mahir Çayan’dan da söz ederek, “Türkiye’de silahlı gençlik hareketini 1970 ve 1980 öncesinde askerler kullandılar. Askerler tarafından kullanıldıklarını gençlik hareketlerinde şef pozisyonunda olanlar kesinlikle biliyorlardı. Orduyla ittifakı, iktidara gelmenin bir yolu olarak görüyorlardı” dedi.
“Kahramanlarıma dokunamazsın” delikanlılığını bir kenara bırakırsak, Ergün’ün bu söylediklerinde bir sorun yok. Ana hatlarıyla haklı olduğu kuşkusuz.
Ama ya şu sözlerine ne demeli:
“... sol, iktisadın temel kuramlarını yok sayıyor. Yani piyasayı yok sayıyor. Piyasayı reddettiğiniz zaman, doğal ortamda işleyen bir mekanizmayı ortadan kaldırıp yerine her şeyin merkezden planlamayla yapıldığı, üretimde kalitenin ve çeşitliliğin hiç hesaba katılmadığı uydurma, yapıntı bir mekanizma koyuyorsunuz ki... Adına sosyalizm denilen bu sistem de sonunda dünyada iflas etti zaten.”
Ergün’ün genel bakışı, en kısa ve kaba şekliyle söylersem, şöyle: Küreselleşme bütün dünyayı birleştiriyor, ulus-devleti ortadan kaldırıyor, Avrupa Birliği bunun en güzel örneği, bütün dünya liberal bir piyasa ekonomisinde gül gibi yaşamaya doğru adım adım gidiyor. Emperyalizm diye bir şey artık yok; iyi küreselleşen, iyi liberalleşen, iyi üretim ve ticaret yapan ülke kazanır, zengin olur.
Bunlar, Avrupa’da sosyal demokrasinin en sağ kanadının görüşleri. Nitekim, Ergün de “Avrupa solu içinde en erken İngiliz İşçi Partisi toparlandı ve küreselleşmeye en erken o cevap verdi” diyor, onaylayarak. Evet, Tony Blair’den söz ediyor olmalı!
Bu görüşlerin niye sorunlu olduğunu anlatmaya nereden başlamak gerektiğini kestirmek zor!
Dünya ekonomik krizin etkileriyle çalkalanıyor. Krizin başlıca nedeni, finans piyasalarının tümüyle liberalleştirilmiş ve her türlü denetimden özgür bırakılmış olması. Piyasa mekanizmasının krizi çözemeyeceği açık olduğu için, devletler şirketlere yüz milyarlarca dolar para aktardı, bir dizi bankayı ve şirketi de kamulaştırdı.
Hal böyleyken, piyasanın tek çözüm olduğu, merkezî devlet denetiminin kötü olduğu, ulus devletin artık yok olmaya yüz tuttuğu nasıl iddia edilebilir yahu?
Piyasaları dizginlemek, işsiz kalanlara yardım etmek, yüksek gelirlilerin vergilerini artırıp krizden etkilenenlere kaynak aktarmak için devlet müdahalesi gerektiği gün gibi aşikârken (ve bunu yapmayan hükümetler, başta İngiliz İşçi Partisi olmak üzere, tekrar seçilme şansını tümüyle kaybederken), bir sosyal demokrat nasıl hâlâ piyasayı savunabilir?
Amerika’nın (İngiliz İşçi Partisi’nin yardımıyla) önce Irak, sonra Afganistan, şimdi de Pakistan’da yaptıkları tabak gibi ortadayken, emperyalizm nasıl hafife alınabilir?
Ne önemi mi var bunların? Ufuk Uras ve Özgürlükçü Sol Hareket, bir dizi başka çevrenin yanı sıra Ergün ve SHP ile görüşüyor. Yeni ve kitlesel bir sol yaratmak amacıyla. Bu tartışmalara, DSİP olarak biz de dahiliz; bu işin gerekliliği hakkında en kararlı olanlar arasındayız.
Ama belli ki, daha çok yoğun, çok yoldaşça ama çok keskin tartışmalar yaşamamız gerek.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası