Seçim sonuçlarının çok kısa zamanda açıklaması ve Ahmedinejad’ın yüzde 63 oyla kazandığının ilan edilmesi ile birlikte İran’da toplumsal muhalefet patladı.
Gösteriler bir hafta boyunca sürdü. Arada bir kere de Ahmedinejad taraftarları gösteri yaptı.
Göstericilere Basij denen doğrudan Hamaney’e bağlı sivil kıyafetli milisler tarafından ateş açıldı. 8 kişi öldü.
Sonra, Cuma günü, İran’ın en büyük yöneticisi Ayetullah Hamaney “gösteriler bitsin” dedi ve ekledi “aksi takdirde sonuçlarını omuzlarsınız.”
Hamaney aslında göstericileri değil muhalefeti, Musavi ve Karabi’yi tehdit ediyordu.
Hamaney’in tehdidine rağmen gösteri oldu. Yabancı basının üzerine sansür konduğu için tam haber alınamıyor, ama Cumartesi günü gerçekleşen gösteri çok büyüktü.

Rakamlar tüm insanlığın evrensel dili. 350 rakamı 24 Ekim’de dünyanın her yerinde gerçekleşecek olan küresel eylem gününün de görünen yüzü, talebi olacak. 350 kampanyasının aktivistlerinden Bill McKibben’a 350 kampanyası ve 24 Ekim uluslararası eylem gününü sorduk. Röportajı Gökşen Şahin yaptı.

350 sayısı, sizi bir kampanya başlatmaya itti. Bu sayı bize neyi açıklıyor ve neden bir kampanyanın konusu olacak öneme sahip?
18 ay öncesine kadar bu sayıdan hiç kimse söz etmiyordu, ancak bu sayı şu an dünyadaki en önemli sayı haline geldi. Dünyanın en önemli bilim insanları artık bizlere atmosferdeki karbon seviyelerinin milyonda 350 parçacık olması gerektiğini söylüyor. Ancak bu şekilde gezegenin üzerinde gelişen uygarlık veya dünya üzerinde adapte olmuş yaşamın gezegenle uyumlu olarak devam etmesini sağlayabileceğimizi belirtiyorlar. Bu çok sert bir dil, özellikle de atmosferdeki mevcut karbondioksit seviyesinin 387’lerde olduğunu ve her yıl biraz daha arttığını göz önünde bulundurursak. Ama bu çok açık bir şekilde buzulların neden eridiğini, dünyada iklime bağlı birçok değişikliğin neden gerçekleştiğini açıklıyor. Dolayısıyla bizim kampanyamız dünya liderlerinin dikkatini politik gerçeklerden ziyade bilimin gerçeklerine çekmeyi amaçlıyor.

‘Sokakta kurduk, sokakta savunacağız’
2 bin KESK üyesi jandarma operasyonuna karşı sendikalarını savundu

Jandarma tarafından KESK'e yönelik saldırıya karşı kamu emekçilerinin tepkisi sürüyor. Tutuklanan KESK yöneticileri ile dayanışmak ve KESK'i savunmak için 20 Haziran'da Ankara'da gerçekleşen eyleme çeşitli illerden 2 binden fazla KESK üyesi katıldı.
28 Nisan'da sendika binalarına, KESK üyelerinin evlerine ve iş- yerlerine yapılan baskınların ardından gözaltına alınan KESK üye ve yöneticileri savcılığın itirazı sonucu tekrar tutuklandı.

Cengiz Alğan
Son andıçın gösterdiği en önemli ve basit gerçek ordunun darbecilikten vazgeçmemiş olduğudur. İttihat ve Terakki'nin askeri kanadının iktidara el koymasından beri ordu kendisini bu ülkenin yegâne sahibi, kalan herkesi de cahil, geri kalmış ve güdülmesi gereken yığınlar olarak görüyor. Bu yüzden 1913'teki Bab-ı Alî baskınından beri bu ülke askeri darbelerle, muhtıralarla yönetiliyor.
Türkiye'de derin devlet denilen şey devletin içine sızmış bir takım çetelerden ibaret değildir. Bizzat kendisi çeteleşmiş bir devletin yeraltındaki kolunun adıdır derin devlet. Bu kol sürekli fırsat kollar. Uygun şartlar oluştuğunda yeterli görürse muhtıra verir, bunun yetmeyeceğini düşünürse de tankları sokağa çıkarır. Meclisi kuşatır, TRT'yi basar. Ve "derin devlet (bizzat Demirel'in sözleriyle) ordudur".

Ragıp Zarakolu
Yazıya oturduğumda takvime bakıyorum: 15 Haziran.
Özgür Üniversite'den Araştırmacı Ali Sait Çetinoğlu’nun 15 haziran’da Beyazıt Meydanı'nda asılan Paramaz ve diğer 19 Ermeni sosyalistini anımsatan kısa bir iletisi ulaşmış adresime. Ve elbette içinde yaşadığım 15-16 Haziran olayı.
İki tarihin üst üste gelmesi ilginç…
1915 yılında Ermeni sosyalistleri idam ediliyor.

Roni Margulies
SHP genel başkanı seçilmesinin ardından, Hüseyin Ergün’ün Taraf gazetesinde Neşe Düzel’le yaptığı söyleşi (15 ve 16 Haziran) soldan tepki çekti.
En çok, Ergün’ün şu sözleri olumsuz karşılandı: “Türkiye solu genel olarak, ‘bir punduna getirsek de şu askerlerle birlikte iktidara gelsek’ düşüncesi içindedir. Türkiye’de sol daima askerlerle işbirliği yaparak iktidara gelmeyi düşünür. Çünkü halk oyuyla iktidara gelemeyeceğine inanır.”
Dahası, Ergün dokunulmaza dokunması ve Mahir Çayan’dan da söz ederek, “Türkiye’de silahlı gençlik hareketini 1970 ve 1980 öncesinde askerler kullandılar. Askerler tarafından kullanıldıklarını gençlik hareketlerinde şef pozisyonunda olanlar kesinlikle biliyorlardı. Orduyla ittifakı, iktidara gelmenin bir yolu olarak görüyorlardı” dedi.

Eski JİTEM'cinin itirfları doğrultusunda mezarlar açılıyor
14 yıl sonra babalarının kemiklerini buldular 

Eski JİTEM üyesi ve PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan'ın itirafları sonucu kazılan topraktan 14 yıl once faili meçhul cinayete kurban gitmiş Hasan Ergül'ün kemikleri çıktı.
Şırnak'ın Silopi İlçesi'nde oturan ve 1995 yılında çocuğu ile Cizre'den Silopi'ye dönerken kaçırılarak kendisinden bir daha haber alınamayan Hasan Ergül'ün ailesi yıllarca inatla hukuk mücadelesi verdi.
Çocukları babalarının hiç değilse kemiklerini bulabilmek için her yolu denedi.

Volkan Akyıldırım
21 Haziran 2008’de İstanbul’da gerçekleşen ‘Darbeye karşı ses çıkar’ yürüyüşü tarihe bir ilk olarak geçti. On binden fazla darbe karşıtı ilk kez gerçekleşmekte olan bir darbeyi durdurmak için için sokağa çıkmıştı.
21 Haziran yürüyüşü, Türkiye’deki darbeler zincirinin kırılması, halkın geniş kesimlerinin demokrasiden yana olan isteklerinin açığa çıkması kadar askeri vesayet rejiminin aşağıdan sarsılmaya başlandığının da ilk işareti oldu.
O gün İstiklal Caddesi’ni dolduran, başı örtülü ve başı açık kadınlar, Kürtler, Ermeniler, eşcinseller, demokratlar, dindarlar, insan hakları savunucuları ve sosyalistler ağır çekim darbeye dur demişti.

Geçtiğimiz günlerde bir kere daha devrimci bir patlama yaşayan İran’ın 100 yılı aşkın bir devrim mücadeleleri tarihi var.
İlk devrimci sıçrama 1905’de yaşandı. Ardından 1923’de İran’ı 140 yıldır yönetmekte olan Kaçar hanedanı devrildi. Cumhuriyet kurulması tartışılırken, darbenin lideri Rıza Han 1925’de kendisini Şah ilan etti.
Rıza Han’ın Şahlığı’na daha ilk günden itibaren karşı çıkılmaya başlandı.
1951’de İran Başbakanı Muhammed Mussadık, petrolün kamulaştırılmasını savunmaya başladı ve ardından da kamulaştırmaya girişti. Dünyanın ikinci büyük petrol rezervlerine sahip olan İran emperyalist güçler için çok önemliydi.

İşçi hareketi küçük de olsa bir kıpırdanma içinde. Belediyelerden küçük işyerlerine, toplu sözleşme için harekete geçen konfederasyonlardan sendikalar üzerindeki baskılara gösterilen tepkilere kadar irili ufaklı eylemler devam ediyor.
Krizin etkilerine karşı işçi sınıfının genel ruh halini yansıtıyor. Bu kızgınlık daha yığınsal, daha kapsamlı ve kazanana kadar sürecek birleşik bir işçi hareketine dönüşebilir. Tersine, eylemler kendi yalnızlığında, tek bir işyeri direnişi halinde devam edebilir ve en son İzmir'deki belediye işçilerinin direnişinde olduğu gibi, polis baskısına boyun eğebilir.

Meltem Oral
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bir Filistin devletinin varlığının kabul edilebileceğini, ancak bunun Filistin’in silahsızlandırılması ön koşulu ile olabileceğini açıkladı. Açıklama barış yolunda bir adım olarak değerlendirilmekten çok uzakta.  
Yıllardır devam eden “barış süreci”nde İsrail yeni koşullar öne sürerken, Filistin’den sürekli tavizler vererek masaya oturması bekleniliyor. İsrail işgalci olarak yer aldığı Filistin topraklarında, Filistin’i devlet olarak kabul etmek için koşul koymaya çalışıyor. Filistinlileri yok edip, Filistinlilerin yaşadığı toprakları sahipleniyor. İsrail’in herhangi bir meşruiyetinin olmaması bir yana, Filistin’den silahsızlanmasını istemek “barış süreci”ni çıkmaz sokağa sokmak demek.

Şenol Karakaş
ABD yaklaşık dokuz yıldır Afganistan’da savaşıyor. On binlerce Afgan bu savaşta öldürdü. ABD’nin Afganistan savaşı, aynı zamanda NATO’nun da savaşı. NATO üyesi ülkeler, çeşitli sayılarda askeri Afganistan’a ABD’ye destek olmak için, ABD işgalinin parçası olmak üzere yolladı.
Türkiye de bu ülkeler arasında. 1400 asker, NATO kapsamında Afgan işgalinde rol oynuyor.
Şimdi ABD ve NATO’nun Türkiye’den yeni istekleri var.

Muhip Tezcan
Avrupa Parlamentosu, seçimlerinden en kârlı çıkan sağ partiler oldu. Ancak Chris Bambery'e göre ekonomik krizle siyasi kutuplaşma arasında karmaşık bir ilişki var.
Medya Avrupa seçimlerinden sağın galip çıkmasını biraz şaşkınlık biraz da sevinçle duyurdu. Fransa'da Nicolas Sarkozy, Almanya'da Angela Merkel, İtalya'da Silvio Berlusconi ve İngiltere'de David Cameron oyların önemli bir kısmını toplayan sağ partilerin liderlerinden.
Büyüyen işsizliğin ve ekonomik sıkıntıların insanları otomatik olarak sola çekeceğine inananlar bu duruma bir anlam veremediler. Hatta bazıları sağın başarısının nedenini radikal solun bölünmüşlüğünde aradı.

Şenol Karakaş
Ergenekoncular ve Ergenekon'un fasa fiso olduğunu iddia edenler, uzun bir süredir ulusalcılıktan geçiniyor. Bu ulusalcılık, kesif bir ABD karşıtlığıyla el ele ilerliyor, ABD karşıtlığından güç alıyor.
İşçi Partisi, bir süredir "Ergenekon yalanı, ABD planı" kampanyası yapıyor.
Derin devleti önemsizleştirmek isteyenler, "ABD'nin izin vermediği bir darbe gerçekleşemez" diyerek, ABD ve AKP'nin işbirliği içinde, Türkiye'yi yeni baştan dizayn ettiğini ve köhnemiş kontrgerilla yerine yeni bir kontrgerilla kurmaya çalıştığını, Ergenekon davasının bu planın etkin bir parçası olduğunu anlatıyor.
Ulusalcılara göre, ABD karşıtlığı denince de akla gelmesi gereken ilk örgüt, Türk Silahlı Kuvvetleri, bu yüzden bazı mitinglerde ve cenazelerde, "Ordu göreve!" pankartları açıyorlar.

Selim Işık
Faşizme Karşı Mücadele, Leon Troçki, Yazın Yazıncılık, 479. sayfa
Avrupa Parlamentosu seçimlerindeki düşük katılım dikkatleri ırkçı ve faşist partilere çekti. İşsizler ve düşük gelir gruplarından İngilizler faşist partiye 1 milyon oy verdi.
İngiltere'deki sosyalistler bu gelişmeyi hemen durdurulması gereken bir tehlike olarak gördü. İngiltere'deki en büyük sosyalist örgüt SWP (Sosyalist İşçilerin Partisi) İngiliz soluna birlik çağrısı yaptı. Seçimin hemen ertesinden anti-faşistler BNP liderinin yaptığı bir basın toplantısını bastı ve onu kovaladı.

Orhan Göztepe
5 Haziran Çevre Günü’nde dünyanın 90 ülkesiyle aynı anda televizyonda yayınlanan ‘Yuva’ isimli belgeselin DVD’si, kaçıranlar için piyasaya çıktı. Çekimleri 54 ülkede 3 yıl süren belgesel, dünyamıza kuşbakışı yaklaşarak dünyanın ve insanın 4 milyar yıllık hikâyesini bir buçuk saate sığdırıyor.
4 milyar yıl boyunca suyun, karbonun, oksijenin ve tüm canlıların hikâyesi, içlerinden bir türün, insanın son kırk bin yılda ortaya çıkması ve görülmemiş bir biçimde çevresini değiştirip yeniden şekillendirmesiyle altüst oluyor.  Geçtiğimiz son yüzyılda sahneye çıkan bir fosil yakıt türü, petrol sakladığı karbonu tekrar ortaya çıkararak zincirleme bir tepkiyle bu altüst oluşun gerçekleşmesinde önemli rol oynuyor. İnsanlığın ortak sorumluluğu olarak tanımlansa da bu felaket, 6000 yıl öncekinden farklı yaşamayan dünya nüfusunun dörtte biri ve tüm zenginliklerin %20’sine sahip olan %80’inin çok büyük bir katkısı olmayan bir konu. Oysa büyük ölçüde bu felaketlerden etkilenecek olan büyük kesimde onlar.

Darbelere karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu aktivistleri geçen hafta Taraf’ta çıkan Genelkurmay’ın “İrtica ile mücadele eylem planı”nı protesto ederek “Paşa paşa yargılanacaksınız” konulu bir basın açıklaması yaptı.
Darbe karşıtları adına basın açıklamasını okuyan Tuna Öztürk “Bu plan bugüne kadar defalarca yazılmış 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat'ta başarılı olmuş planların 2009 modelidir. 70 Milyon Adım Koalisyonu olarak biz de bugüne kadar yapılmış darbelerin her gün bir yenisi ortaya çıkan darbe günlüklerinin, andıçların, toplumu bilinçlendirme planlarının sorumluları paşa paşa yargılanana kadar konunun takipçisi olmaya devam edeceğiz" dedi.
Ergenekon’da ikinci iddianamenin yargılanmaya başlaması öncesi 18 Temmuz 2009 Cumartesi günü saat 17.00’de İstiklal Caddesinde geniş katılımlı bir yürüyüş yapılması planlanıyor.

Dilem Şahinler
27-28 Haziran’da İstanbul’da yapılacak DSİP Konferansı’na hazırlıkları sürüyor.  Geçen hafta sonu Ankara, İzmir ve
İstanbul Anadolu Yakası’nda yerel
konferanslar gerçekleşti.
Sİ Ankara - 21 Haziran günü Ankara’da DSİP konferansı yapıldı.İlk oturumda kriz, Kürt sorunu için neler yapabiliriz, Ergenekon ile nasıl başa çıkabiliriz, kurulması planlanan yeni sol parti ve kurulursa DSİP neler yapabilir  başlıkları konuşuldu. Konuşmacıların ardından üyeler söz aldı.

l Ergenekon davasının arkasında duran ve tüm darbecilerin yargılanmasını savunan, tüm darbelere ve darbe girişimlerine karşı net tutum alan,
l Başörtüsüne özgürlük diyen ve hiç çekinmeden “Hepimiz Ermeni’yiz” sloganını atabilen,
l Yeni ve kitlesel bir sola ihtiyaç duyan,
l Savaşlara ve işgallere dur diyen,
l ”Krizin faturasını patronlar ödesin” diyerek sokağa çıkan,

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası