Volkan Akyıldırım

"Dağ fare mi doğuruyor?" Son zamanların en popüler sorusu bu ve Kürt sorununun çözüm sürecindeki belirsizliğe işaret ediyor.

'Demokratik açılım'ın yarattığı umut geçen hafta İçişleri Bakanı'nın yaptığı açıklamayla bir ölçüde sarsıldı. Bakan Atalay, hükümetin Kürt sorununa dönük çözüm önerilerini açıklarken Kürtlerden, Kürtçe'den ve Kürt kimliğinden bahsetmedi.

Görülüyor ki hem çözüm süreci kolay değil, hem de hükümet" Kürt sorunu" demeyi beceremeyen TÜSİAD Başkanı Arzuhan Yalçındağ'ı, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'u, etnik çatışma tehditleri savuran Baykal ve Bahçeli'yi de bir ölçüde dinliyor.

Kürtler, Atalay'ın açıklamasıyla büyük hayal kırıklığına uğradı. Onlar on yıllardır kimliği, dili, kültürü, varlığı inkar edilmiş ulusal kimliklerinin tanınmasını istiyor. PKK'nın önde gelen isimlerinden Murat Karayılan'a göre bu "zorunlu birlik", 400 bin askerin bölgede durması ve aralıksız operasyon yapmasıyla ayakta duruyor. Karayılan, Kürtlerin zorunlu değil gönüllü birlikten yana olduğunu söylüyor. Bütün Kürtler gibi o da basitçe şunu söylüyor: Eğer kardeşsek eşit koşullarda kardeş olabiliriz. 

Kürtlerin ayrı bir ulus oldukları kabul edilmeden ve bunun bütün gerekleri yerine getirilmeden gerçek bir kardeşlik olmuyor. Kürtçe eğitim, kamu kuruluşlarında çok dilliliğe geçiş, Kürtlerin varlığının inkarına dayanan resmi ideolojinin devlet tarafından kaldırılması ve resmi ideolojiyi uygulamak için yazılmış tüm yasaların ve ayrımcı uygulamaların bir an önce kaldırılması gerekiyor.

Barış, uzun bir süreç. Ancak bu sürecin önünün açılması için bir büyük adıma gerek var. Bu adım Kürtlerin bundan sonra ne yapacaklarının söylenmesi değil, devletin Kürtlere karşı politikasının değiştirdiğini göstermesi ve yasal güvence altına alınmasıdır. Devlet tutum değiştirmeden çözüm yolunun açılması olanaksız.

İşte Genelkurmay Başkanı, Baykal ve Bahçeli tam da bu ilk büyük adımı engellemeye, durduramayacaklarsa bile küçültmeye çalışıyor. Diyorlar ki Kürt demeyin, Kürt sorunu diye tarif etmeyin, Kürtlerle hiç görüşmeyin, terör bitmeden açılım maçılım olmaz! Ancak bu feryatlar boşuna. 95 yıldır yapılan bu ve bu politika zaten iflas etti. Savaş ve çözümsüzlük yanlılarının çabası umutsuz, geciktirseler de, törpüleseler de inkâr, imha ve asilimilasyon politikalarının bir geleceği yok.

Barış sürecinin önündeki pürüzlere bakıp, umutsuzluğa kapılmamak gerek. Er ya da geç ilk büyük adım atılacak ve Kürtlerin ulusal talepleri tanınacak. Bu süreçte sertleşmeler, ölümler hatta çatışmalar bile olacak. 95 yıllık resmi ideolojinin bir gecede rafa kaldırılması beklenemez, bu ideolojinin cisimleştiği kurumlar hâlâ etkin ve direniyorlar.

Bu direniş en çok kafalarda var. İsmail Beşikçi'nin deyimiyle her kafada bir karakol var. Bu karakol çalışıyor, çoğu zaman bir hâkim ve savcı gibi davranıyor. Türk milliyetçiliğinin etkisi altındaki yığınlar çözümden PKK'ya "silah bırak", Kürtlere "bakın birlikte yaşayacağız, mecburuz" ya da "kendi başınıza kurtulamazsınız, biz olmadan olmaz" diyor.

PKK, Kürt sorununun nedeni değil bir sonucu. Tarihte Kürtler 29 kere ayaklandı. İlk 28 ayaklanmada ne PKK ne de Abdullah Öcalan vardı. Kürt sorununun kaynağı ise cumhuriyetin kuruluş yıllarında Kürtlere verilen özerklik sözünün tutulmamış olmasıydı. Bu sözü tutmayan devlettir. Önce o tutum değiştirmelidir. Kürtleri bir ulus ve eşit yurttaşlık temelinde tanıdığını kanıtlamalıdır. Bu kanıtlanmadan 25 yıldır dağda savaşan on binlerce ölü veren; insanlarını, köylerini, hayvanlarını, tarlalarını kaybeden, inkâr edilen bir ulusun direnişten vazgeçmesini beklemek şovenizmdir. Türklerin Kürtler üzerinde daima belirleyici, birincil, baskın olduğunu savunmaktır.

Barışın önündeki engel ne Öcalan, ne PKK. Engel, Türk şovenizmi. Milyonlarca Türk'ün bugüne dek bu baskıya ortak olması. En muhalifinden Türk örgütlerinin bile Kürtler üzerindeki şovenist baskıyı onaylaması.

Hep "kardeşiz" diyorlar. "Birlikte yaşayacağız mutlaka" diyorlar. Ama bu nasıl birlik? 400 bin askerin 95 yıldır süren fiili işgali ve operasyonlarıyla yaşatılan bir birlik.

Sosyalistler şovenizme sonuna kadar karşı çıkmalı. Bizler Türklerin Kürtlerin geleceğini belirleyeceği fikrine karşı çıkmalıyız. Herkes şunu iyi bilmeli: Onlar ayrı bir ulus ve bundan sonra nasıl yaşamak istediklerine kendileri karar vermeliler. Bu yüzden Kürtleri koşulsuz olarak destekliyoruz, ister boşanırlar, ister Türklerle birlikte yaşarlar. Bu Kürt halkının vereceği bir karar, biz ise şovenizme ve sosyal-şovenizme karşı aralıksız olarak mücadele edeceğiz.


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası