Andy Zebrowski
1989'da Doğu Bloku çökerken Polonya halkına verilen iki büyük söz vardı. Bunlardan birincisi, Polonya'nın demokratik bir toplum olacağıydı. İkincisi ise, halkın çoğunluğu için batıdaki kadar yüksek yaşam standartlarıydı.

İnsanlar her iki konuda da büyük bir hayal kırıklığına uğratıldılar.

Evet, demokratik haklar kazanıldı  ve bu oldukça önemli. Ama aslında çok daha gelişmiş  bir demokrasi sözü verilmişti. Yerel konseylerin yerel halkı  temsilen yönetmesinden bahsediliyordu. Parlamentonun, temsil yeteneği olmayan, hesap sorulamayan hükümetler dönemine son vermesi gerekiyordu.
Fakat bugün politikacılar hoş karşılanmıyor, bu da pek çok insanın seçimlerde oy kullanmaktan uzak durmasına neden oluyor.

2007'deki son seçimlerde seçmenlerin %54'ünden daha azı sandığa gitti. Üstelik bu, katılımın %41 olduğu 2005 seçimlerine göre yüksek bir oran.

Kötüye gidiş
Yaşam standartları  da kötüye gidiyor. İşsizlik oranı %11'e kadar çıktı  ve yükselmeye devam ediyor. Bu yılın başındaki verilere göre her gün 5200 kişi işini kaybediyor. Sağlıkta kısıntıların ardı arkası kesilmiyor ve ücretler giderek enflasyonun gerisine düşüyor.

Geçenlerde yapılan bir ankette insanlara 1989 öncesi Polonyasıyla sonrasını karşılaştırmaları  istendiğinde, katılımcıların %44'ü 89 öncesindeki sistemi daha iyi bulduğunu söyledi. Tersini söyleyenlerin oranı ise %43 civarında.

Batı tipi kapitalizmin gerçekleri, 1989'da verilen sözlere hiç de benzemiyor.

Polonya'da demokrasinin doruğa ulaştığı dönem, 1980-81 yıllarında 10 milyon işçiyi örgütlemiş bulunan Dayanışma hareketinin verdiği kitlesel işçi mücadelesinin dönemiydi.

O dönem insanlar sevilmeyen patronları kovuyorlardı. Ve mücadelenin en yüksek olduğu anlarda işçiler, farklı sanayi kolları arasındaki koordinasyonu sağlamaya, gıda dağıtımını ve toplu ulaşımı kontrol etmeye başlamışlardı.

1989'da tüm dünya çapında solun zayıflaması birçok eski sosyalistin ve Marksistin neoliberal politikaları desteklemeye başlamasına neden oldu.

Bu, demokrasiyle batı  tipi kapitalizmi özdeşleştiren yaygın hissiyatın bir parçasıydı.

Ancak şimdi insanlar batının büyüsünün bir aldatmaca olduğunu görüyor.

Pek çok kişi yurtdışında çalışmak için iş aramaya gittiğinde işsizliğin uluslararası  boyutunu görüp ülkesine döndü ve kendi ülkesinde de işsizlikle karşılaştı."İyi süper güç" olarak görülen ABD'nin popülaritesi de giderek düşüyor.

Halkın %81'i Polonya'nın Afganistan'a gönderdiği 2000 askerin geri çekilmesini istiyor.

1989'un 20. yılı kutlamalarında başbakan Donald Tusk eski rejimin yıkılmasının "çocuklarımızı barış ve güven içinde büyütebileceğimiz bir sisteme giden yolu gösterdiği" iddia etti. Bu güvenin maddi güveni de içerdiğini söyledi.

Sanki yoksulluk, işsizlik ve kriz yokmuş gibi.

Eğer bu sözleri 20 yıl  önce söylemiş olsa binlerce kişilik bir kalabalığın kendisini alkışladığını görebilirdik.

Fakat Tusk bu konuşmayı  Krakov'da yüzlerce polisle çevrili bir kalede, küçük bir politikacı  grubuna yaptı. Aynı anda Katowice'de binlerce sendikacı  hükümeti protesto ediyordu.

Artık bugün gerçek demokrasi için mücadelenin kapitalizme karşı mücadeleden geçtiğini anlatmak giderek kolaylaşıyor.
Şimdi küçük küçük gruplar yeni bir solu inşa etmeye başlıyorlar. Ve ilk kitlesel mücadele bizim de gerçek bir başlangıç yapmamızı sağlayacaktır.


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası