Hükümet, NATO’nun ve TSK’nın baskısına boyun eğdi. Afganistan’daki Türk askeri sayısı iki katına çıkarılıyor. NATO’nun işgal ordularının bir kolu olarak Kabil’de bulunan Türk birliğinde 888 asker bulunuyordu. 862 asker daha Afganistan’a gönderiliyor.

11 Eylül saldırılarını  bahane ederek 2002’den beri süren işgale rağmen Afganistan’ın büyük bölümü direnişçilerin kontrolünde. Taliban gücünü  arttırmış ve Pakistan’ın büyük bölümünde örgütlenmiş  durumda. Bir çok yorumcu, adı Af-Pak olan yeni bir ülkeden bahsediyor.

Bütün hükümetler tarafından istisnasız uygulanan anti-demokratik yasadışı dinlemeler bahane edilerek yeni bir yargı darbesine girişildi.

Yasadışı dinlemeleri yayan İşçi Partisi’ne hiçbir dava açılmıyor.

“Dağa çıkarız” diyerek anayasal suç işleyen MHP’ye soruşturma dahi yapılmıyor.

Gösteriş için dağa çıkan BBP'lilere dava açılmıyor.

27 Nisan e-muhtırasını överek anayasanın demokrasi ilkesine açıkça karşıt faaliyet yürüten CHP’ye kapatma davası açan bir savcı bile yok.
DTP hakkındaki kapatma davası açılan bir çok soruşturmayla ilerliyor.

1980

  • Polonya'da haziran ayında gıda fiyatlarındaki artıştan sonra bir grev hareketi hızla yayılır. Dayanışma sendikası kurulur. Kitlesel bir destek kazanır ve rejime meydan okur. 1980'lerde bastırılmasına rağmen Dayanışma'nın onarılmaz şekilde tahrip ettiği rejime karşı tek direniş haline gelir.

Andy Zebrowski
1989'da Doğu Bloku çökerken Polonya halkına verilen iki büyük söz vardı. Bunlardan birincisi, Polonya'nın demokratik bir toplum olacağıydı. İkincisi ise, halkın çoğunluğu için batıdaki kadar yüksek yaşam standartlarıydı.

İnsanlar her iki konuda da büyük bir hayal kırıklığına uğratıldılar.

Evet, demokratik haklar kazanıldı  ve bu oldukça önemli. Ama aslında çok daha gelişmiş  bir demokrasi sözü verilmişti. Yerel konseylerin yerel halkı  temsilen yönetmesinden bahsediliyordu. Parlamentonun, temsil yeteneği olmayan, hesap sorulamayan hükümetler dönemine son vermesi gerekiyordu.
Fakat bugün politikacılar hoş karşılanmıyor, bu da pek çok insanın seçimlerde oy kullanmaktan uzak durmasına neden oluyor.

Jan Májícek
7 Kasım 1989'da onbinlerce öğrenci, Prag sokaklarında yürüdü. Nazilerin Çekoslovakya'yı işgaline karşı öğrenci direnişinin bastırılmasının 50. yılını işaret ediyorlardı. Hava, değişim rüzgarlarıyla doluydu.

Protestolar bastırıldı, ama dayanışma eylemleri dalgası tüm ülkeyi sallamaya başladı. İşçiler ve öğrenciler, üniversitelerin çoğunda grevdeydi ve yüzbinlerce kişi polis şiddetine karşı eylemdeydi.

On gün sonra bir genel grev tüm ülkeyi durdurdu. İnsanlar birbiriyle eşitçe konuşarak bir sonraki adımın ne olacağını tartışıyordu.

Farklı siyasî eğilimlerin karışımı önder durumdaydı.

1989'da Doğu Avrupa çapında gerçekleşen halk devrimleri "Komünist" diktatörlükleri yıktı. Bu ülkelerin sosyalizm ile uzaktan yakından ilgileri yoktu. Devlet ve parti bürokrasisi toplumu yönetti ve kollektif kapitalist olarak hareket ederek işçi sınıfını sömürdü.

1989'a kadar bu sistemler ebedi gibi görünüyordu.

George Orwell, romanlarındaki hakim kötümserliği 1984'te şöyle özetlemişti: "Eğer geleceğin bir resmini istiyorsan, bir postalın, bir adamın suratında sonsuza dek tepindiğini tahayyül et."

Tek-parti devletlerinin liberal rakiplerinde de benzer bir kötümserlik egemendi - Komünist Parti'nin sömürüyü ve eşitsizliği kaldırdığı iddialarının katıksız yalanlar olduğu gerçeğini herkes bildiği halde.

1. Adil, eşitlikçi, yükümlülükleri olan ve atmosferdeki karbondioksit oranını 350 ppm’e indirmeyi hedefleyen uluslararası sözleşmenin oluşturulmasında aktif rol alın.

2. Enerji değişikliği, enerji verimliliği ve enerji tasarrufu sağlayıcı radikal bir program oluşturulması için politik irade gösterin, gerekli yasal ve idari düzenlemeleri yapın, tüm bunları piyasa koşulları içinde değil, sosyal devletin yapması gerekenler olarak, kamu yararı gözeterek yapın.

3. Derhal lisans almış olan veya lisans bekleyen bütün (47) kömürlü termik santrallerin yapımından vazgeçin.

Orhan Göztepe
Dünyanın yaşadığı  en ciddi felaket olan küresel iklim değişikliği konusunda yapılacak tarihin en büyük çevresel toplantısı Kopenhag İklim Zirvesine bir kaç hafta kaldı.

Bu zirveye ilk defa yıllar sonra Kyoto Protokolünü imzalamış olan Türkiye’de resmi olarak katılacak. 2012 yılında geçerliliğini yitirecek olan Kyoto Protokolü sonrasında ülkelerin karbon salınımını azaltma hedeflerini belirleyecekleri bu önemli buluşma şimdilik cesaret kırıcı bir biçimde hayalkırıklığıyla başlayacak gibi görünüyor. 192 ülkenin resmen katılacağı zirveden yeni anlaşma çıkması çok kolay olmayacak. Ancak yine de zirve boyunca nefesler tutulup tüm gözler Kopenhag’a dönecek.

Volkan Akyıldırım
Toplumsal muhalefetin on yıllardır yapamadığını Onur Öymen yaptı. "Dersim'de analar ağlamadı mı?" diyerek 1938 katliamını savundu ve aynı yönetimin bugün de Kürtlere karşı uygulanması gerektiğini savundu.

Dersimliler ve Aleviler ayağa kalktı. Yıllardır CHP'nin istismar ettiği kesimler destekledikleri partinin kendilerinin katili olduğunu gördüler. Tam da on binlerce Alevi özgürlük isteyerek sokaklara dökülmüşken.

Meclis, 1925’ten bu yana inkar, imha ve savaş politikalarının hedefi olan Kürt sorunuyla ilk defa yüzleşti.

İlk kez bir Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, sorunun adını koymaktan hala ürkse de, İçişleri Bakanı ve Başbakan aracılığıyla bölgede olanları açıça tanımladı ve halka demokrasi ve özgürlük vaadinde bulundu.

12 kasım günü meclisten yüksele bir ses vardır ki bu ses ezilmişliği, yok edilmişliği, acıyı ve buna rağmen umudu anlatıyordu. Bu sesin sahibi DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk’tü.

Dersim, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna kadar yüzlerce yıl boyunca bağımsız bir eyalet olarak varlık gösterdi. Kendilerini tanıma sözü veren Mustafa Kemal ve arkadaşlarına güvenen Dersimlilerin vekilleri kurucu mecliste yer aldı.

1925'te zorla Türkleştirme politikaları hız kazandı.

1928, 29 ve 31 yıllarında Dersimliler'den birkaç kez silahlarını teslim etmeleri ve başta Alişer olmak üzere Dersim'e sığınmış Koçkiri savaşçılarını iade etmeleri istenir. Bu ısrarlı tehditler ve saldırı hazırlıkları karşısında 1932'de Dersim'de bir kıpırdanma görülür. Karakollar ve nahiye merkezleri basılır.

Ergenekoncular köşeye sıkıştı

Ozan Tekin
Kimliği belirsiz bir subayın "İrtica İle Mücadele Eylem Planı"nın orijinalini savcılara gönderdiğinden beri, Ergenekon davasında çok hızlı bir sürece girildi. Aynı subay, gönderdiği ikinci ihbar mektubunda, Nisan 2009 tarihinde Yüzbaşı Murat Uslukılıç tarafından hazırlanan ve Dursun Çiçek imzalı üst yazıyla dağıtılan, altında darbeci orgeneral Hasan Iğsız dahil Karargâh'ta görevli pekçok ismin parafının olduğu ‘gizli’ bir andıcı gözler önüne seriyor. Genelkurmay, içinde Sesonline, Bianet ve İnsan Hakları Derneği’nin internet sitesinin de bulunduğu 430’a yakın adres içeren andıcın doğru olduğunu kabul etti.

Roni Margulies
Yalova milletvekili (kaymakam değil, milletvekili) Muharrem İnce şöyle bağırmış Ufuk Uras'a: "AKP'nin alkışlamasından çok memnunsun galiba! Yazıklar olsun sana! ÖDP'yi kapattın, AKP'ye geçeceksin sen, kesin. Sen kesin AKP'ye geçiyorsun. (Gürültüler)".

Niye Ufuk'un AKP'ye geçeceğinden kaygılanmış İnce? Ufuk mecliste Kürt Açılımını savunduğu için!

Ufuk ve arkadaşları ve daha pek çoklarıyla birlikte yeni bir sol parti kurmaya niyetli olduğumuz için, ben de kaygılandım doğrusu. Ama merak edecek bir şey yok. Kendisine sordum, AKP'li olmak gibi bir niyeti yokmuş.

Yokmuş ama, bu suçlama yıllardır gündemden düşmüyor: "Sen AKP'lisin", "Sen AKP'ye geçmek üzeresin", "Sen AKP yalakasısın".

Okul işgalleri Avusturya’dan Almanya’ya sıçradı

Tuna Öztürk
Avusturya’da başlayan öğrenci grevleri Almanya’da devam ediyor. Öğrenciler üniversite harçlarını  ve eğitim sistemini protesto ediyor. İlk önce 50’ye yakın  üniversite işgal edildi ve birçok eyalette sokağa çıkıldı. Takip eden gün ortaokul ve liselerde de öğrenciler sokaktaydı. Öğrencilerin talepleri ise net: Yüksek öğrenim harçlarının kaldırılması, Avrupa Birliği'nin öngördüğü Lisans-Yüksek Lisans-Doktora şeklindeki yüksek öğrenim sisteminin iptal edilmesi, liselerin eğitim süresinin tekrar bir yıl uzatılması, eğitim politikalarında daha fazla söz hakkı, eğitime daha fazla maddi kaynak ayrılması.
Eğitim Bakanı düzenlemeler yapılacağını duyurdu. Yeşiller Partisi konuyu meclise taşıyacaklarını ve öğrenim ücretlerini kaldırmak için bir yasa taslağı hazırladıklarını bildirdi.

Onur Öztürk
Berlin Duvarı, kimileri açısından  soğuk savaş olarak adlandırılan dönemin simgesiydi Batı burjuvazisi için  "komünizmin" bütün kötülüklerini temsil ediyordu.. Sosyalistlerin bir bölümü açısından da  Duvarın ardında bir sosyalist cennet vardı.  Ancak duvar 9 Kasım 1989'da  öfkeli kalabalıklar tarafından yıkılıp, Doğu Alman vatandaşlarının birbirlerini ezercesine kitleler halinde Batıya geçmek için yarıştıkları görüntüleri hala hafızalardayken,  insanın aklına şu soru geliyor, insanların kaçmak için birbirini ezdiği rejimler acaba sosyalizm olabilir miydi?

1999 yılından beri İmralı adasındaki yüksek güvenlikli hapishanede tek başına kalan Abdullah Öcalan'ın yanına beş yeni mahkum daha getirildi. Abdullah Öcalan diğer mahkûmlarla haftada 10 saat görüşebilecek.

Kürt açılımı adı verilen süreçte en önemli adımlardan birisi ağrılaştırılmış hapis cezası çeken ve tam anlamıyla tecrit koşullarında yaşayan, devletin keyfi kararıyla düzenli olmayan bir şekilde sadece avukatlarıyla görüşebilen Abdullah Öcalan'ın yalnızlığına kısıtlı da olsa bir önlem alınmış olmasıdır.

Bu, "muhatap" meselesinde devletin yavaş yavaş da olsa adım atmaya başladığının en güçlü kanıtlarından birisidir.

2007 yılında Meclise Ufuk Gerek kampanyası binlerce aktivisti, emekçiyi bir çırpıda içine çekti. Sokakta defalarca en radikal sloganlarla yürüyüşler örgütlendi. Benzer bir politik ruh hali çok daha keskin bir biçimde Baskın Oran kampanyasında da yaşandı.

Her iki kampanyada da insanları  heyecanlandıran, sihirli bir atmosfer vardı. Bu heyecan medyayı  da sardı, abartılı olmazsa, neredeyse tüm Türkiye’nin gözünü  dikip bu iki bağımsız aday kampanyasını izlediğini iddia edebiliriz.

Hem sağcı, hem de solcu ekonomi bilimcileri, krize verilen bir cevap olarak Keynes'i öve öve bitiremiyorlar. Oysa Keynes'in teorilerinden radikal sonuçlar çıkaranlar da var: Chris Harman, ekonominin kapitalizmden kurtarılması gerektiğini söylüyor.

"Bu büyük ekonomiste herkes minnet borçlu" diye yazıyordu kısa bir süre önce Financial Times'da John Maynard Keynes'e dair yazılan bir makalede. Görünüşe göre bu gerçekten de böyle. Muhafazakâr Wolfgang Schäuble, Handelsblatt'da şöyle diyor: "Kriz ortamında CDU Keynesçi düşünceye sahip olmalı". ABD Maliye Bakanı Hank Paulson ve ABD Merkez Bankası Başkanı Ben Bernanke de benzer şeyler söylüyorlar. Bu, politik yelpazenin bir ucu. Yelpazenin diğer ucunda ise önde gelen solcular bulunuyor. Bu solcular, krizlerin nasıl aşılacağını Keynes'in daha 30'lu yıllarda gösterdiğini ve yöntemlerinin bugün de geçerli olduğunu söylüyorlar. Oysa dikkatle incelendiği zaman bu iddianın doğru olmadığı ortaya çıkıyor: Çünkü Keynes 30'lu yıllarda krizin nasıl aşılacağını göstermiş değildi.

Can Irmak Özinanır
Homofobi; eşcinselliği, yani sistem içinde "normal" kabul edilen heteroseksüel erkek ve kadın dışındaki üçüncü cinsi yok sayan, aşağılayan ya da kabullenemeyişe verilen isimdir. Sözcük, Latincede "eş, aynı, aynı bütün içinde" anlamlarına gelen homo sözcüğü ile Fransızcadan gelen "belirli durumlar karşısında gösterilen tepki ve korkular"ı anlatan fobi sözcüklerinin birleşiminden oluşmuştur. Artık bilim insanlarının ve pek çok psikoloğun da kabul ettiği gibi homofobi bir hastalıktır. Ancak bu hastalık, kendiliğinden oluşan ya da virüsler, mikroplar gibi biyolojik sebeplerle oluşan bir hastalık değildir. Eşcinsellere dönük nefret ve korkuyu teşvik eden mikrop kapitalizmin ta kendisidir.

Şenol Karakaş
CHP'den Onur Öymen'in meclis konuşması kemalizmin çürüyen varlığının son kanıtı oldu. Meclis kürsüsünden katliam çağrısı yapılması, kemalizmin merceğinden tarihe bakanlar tarafından görülemeyen bir vahşetin tüm toplumda tartışılmasına neden oldu.

Bu tartışma, "cumhuriyet kazanımlarının" ne menem bir şey olduğunu da bir kez daha gündeme getirdi. Öve öve bitirilemeyen cumhuriyetin bir soykırım ve defalarca kitlesel imhalarla şekillendiği artık yüz binlerce insan tarafından tartışılıyor.

Ermeniler ve Kürtlerin mezarlığı olan bir cumhuriyet.

Askeri darbeler cumhuriyeti.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası