Emekçiler 12 Eylül 2010 referandumunda “yetmez ama evet” diyerek darbe anayasalarını çöpe atmıştı. Şimdi yeni anayasa süreci başlıyor. Yeni anayasa için meclisteki partiler arasındaki uzlaşmaya dikkat çekiliyor. AKP-CHP-MHP’nin uzlaşmasından halkın istekleri çıkmaz. Onlar mecliste konuşurken biz sokaktan sesimizi yükseltelim. Her türlü dayatmaya karşı özgürlük ve gerçek demokrasiyi savunmak için harekete geçelim.

  • Kürtlerin hakları tanınmadan yeni anayasa olmaz! Barış ve eşit kardeşlik istiyoruz!
  • Anayasanın değiştirilemez hükümleri olamaz. Devletin kırmızı çizgileri halkın özgürlük isteğini engelleyemez. Yeni anayasada tüm ezilenlere özgürlük istiyoruz!
  • İşçilerin hakları tanınmadan demok- ratik anayasa olmaz! Grev yasakları başta olmak üzere emekçilerin haklarını kısıtlayan yasalara hayır!
  • Sınırsız düşünce, örgütlenme ve ifade özgürlüğü hemen şimdi!

Başbakan esip gürledi. “tek devlet, tek dil, tek bayrak ve tek din” dedi. Evet “tek din” de dedi. Daha sonra AKP sözcüleri “tek din” sözünün “dil sürçmesi” olmadığını belirtti. Ama başbakan sözünü düzeltmedi. O “tek din” düşüncesinden ısrar ediyor.

Başbakan’ın bu “tekçi” anlayışı bütünüyle yanlış. Bir yandan Türkiye’nin çoğlcu bir toplum olduğu söylenirken neden “tek dil” olsun? Dünyada birçok devlet tek dilli değil, çok dilli. Bazılarında birden çok resmi dil var, bazılarında ise resmi dilin yanı sıra birçok dil resmi olarak kullanılıyor.

“Vergi rekortmeni”, Türkiye’nin en zengin adamı Rahmi Koç, verdiği bir demeçte “Türkiye’nin yarısı vergi vermiyor” demiş.

Koç belli ki Türkiye’de sadece zenginlerin, patronların yaşadığını sanıyor ve herkes biliyor ki patronların önemli bir kısmı vergi vermiyor. Zarar ettiklerinden değil, vergi kaçırdıkları için vergi vermiyorlar.

İşçiler, emekçiler ise bordrolarından kesilen vergileri ödüyor. Ayrıca Türkiye bütçesinin en büyük gelir kalemi olan KDV ve ÖTV esas olarak gene işçi ve emekçiler tarafından ödeniyor.

İkamecilik solda çok sık rastlanan bir tutumdur. Asıl olarak bir siyasi parti ya da grubun kendi eylemini işçi sınıfının eyleminin yerine geçirme anlamına gelir. Yani parti/örgüt kendisini işçi sınıfının yerine kendini koyar.

Sosyalizm işçi sınıfının büyük yığınlarının kendi kurtuluşları için yaptıkları eylemdir. Sosyalizm ancak işçi sınıfının çoğunluğu harekete geçtiği zaman mümkün hale gelir.

İkameciler ise işçi sınıfı adına eylem yapan, onu kurtaracağını iddia eden bir siyasi anlayıştır. Türkiye’de kendisini en çok “işçiler partiye, parti iktidara” sloganı ile ifade eder.

Halil Berktay, Taraf gazetesinde çıkan röportajında 1 Mayıs 1977’de Taksim’de gerçekleşen katliamın sorumlusunun sol olduğunu söyledi. Berktay’a göre sol bir efsane yaratarak bu suçunu gizlemiş. Aslında gerçek tamamen farklıymış.

Bu bir iddia. İddiayı ortaya atan bunu kanıtlar ancak Berktay binlerce tanığı yaşayan bir olaydan bahsediyor. Binlerce tanık birşey söylerken, Berktay ve onu destekleyen az sayıda kişi başka bir şey söylüyor.

Bu tartışma artık bitti. Berktay ve onu destekleyenlerin ileri sürdüğü olguların yanlış ve zaman zaman saçma (20 bin silahlı İGD’li gibi) oldukları artık kanıtlandı.

Hükümet, en yetkili ağızlarından Kürt sorununda ikili bir taktik izlediğini açıklıyor: “Terörle mücadele, BDP ile müzakere.” Bu yeni gibi görünen açıklamanın hiçbir yeniliği yok!

Yeni olması için, hükümetin Kürt sorununda bir dizi adımı aynı anda atması gerekir. “Terörle mücadele” stratejisi, hiçbir yenilik taşımadığı gibi Kürt sorununda çözümün önündeki en önemli engellerden birisi. “Terörle mücadele” geniş bir kavram ve hangi eylemin terör kapsamına girdiği tümüyle konjonktür tarafından belirleniyor. Habur’dan girişlerine izin verilen barış elçileri, birkaç yıl sonra ağır cezalara çarptırılabiliyor.

Habur’dan giriş yapan gerillalar, girişi yaptıkları sırada PKK üyesi değiller miydi?

Geçtiğimiz hafta içinde Avrupa’nın bir dizi ülkesinde yerel veya genel seçimler yapıldı. İngiltere, Yunanistan ve Fransa seçimlerinin sonuçları, kapitalizmin ekonomik krizinin faturasını çalışanlara çıkartmak isteyen “kemer sıkma” politikalarının geniş kitleler tarafından kabul görmediğini ispatladı.

İngiltere’de 2010 yılının mayıs ayında yapılan seçimlerde iktidara gelen Muhafazakârlar-Liberal Demokratlar koalisyonu, AB’nin krize karşı merkezi çizgisi olan “tasarruf” tedbirlerini uygulamaya koyulmuş, bunun için bir dizi sosyal devlet uygulamasının budanmasını ve on binlerce kamu çalışanının işten çıkarılmasını programına almıştı. Yerel seçimlerde Muhafazakârlar %5, Liberal Demokratlar ise %7 oranında oy kaybetti.

Bu sene 1 Mayıs en yaygın şekilde kutlandı. Yüzbinler 1 Mayıs gösterilerine katıldı. kutlamalar kalabalık ve coşkuluydu.

1 Mayıs’ın en önemli iki eksikliği bölnmüş olması ve merkezi bir vurgudan yoksun olmasıydı.

Sendikal hareket, 1 Mayıs’ta ayrı gösteriler yaptı. İşçi sınıfı “birlik ve beraberlik” gününde bölündü.

Merkezi bir vurgu da eksikti. Oysa Türkiye’de iki merkezi politik konu var: Barış ve özgürlük.

Özgürlükçü sosyalistlerin örgütü DSİP, İstanbul ve İzmir’de “Özgürlük, barış ve eşitlik” sloganıyla 1 Mayıs’a katıldı. “Kürt halkına özgürlük”, “Darbelere hayır”, “KCK tutuklularına özgürlük”, “Asgari ücretten vergiler kaldırılsın” talepleri DSİP kortejlerinin belirleyici sloganlarıydı.

“Çankaya’nın şişmanı, işçi Düşmanı” diye tanınan eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal Amerika’dan Tercüman gazetesi yazarı Ahmat Kabaklı’ya yolladığı mektubunda Hüseyin İnan, Yusuf Aslan ve Deniz Gezmiş’in idam edilmeleri ile ilgili olarak "Acıyıp bir şans daha vermeyelim" diyor. Ahmet Kabaklı bu mektubu köşesinde basmış.

Son zamanlarda bazı çevrelerce topluma “demokrat” olarak sunulmaya çalışılan Özal’ın gerçek yüzü bu mektupla ortaya çıkıyor.

Aliağa'ya yapılması planlanan 7 adet termik santrale karşı, "1 Milyon İzmir'li termik santrale karşı kampanyasının" Aliağa'da organize ettiği miting, binlerce insanın katılımı ile gerçekleşti.

Küresel Eylem Grubu, Karşı Bisiklet gibi aktivist gruplarının yanı sıra Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP), Yeşiller Partisi, Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP), Küresel Eylem Grubu (KEG), Greenpeace, KESK, Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP), Emek Partisi (EMEP), Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), Sosyalist Gelecek Parti Girişimi, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Dikili Belediyesi, Petrol-İş, Tek-Gıda-İş, Deri-İş, Disk Genel-İş, Emekli Sen ve Eğitim İş gibi pek çok kurum katıldı.

Sıcağa rağmen müzik grupları coşkuyu yüksek tutmayı başardı. "Termik Santral istemiyoruz", "Güneş rüzgar bize yeter" sloganları her fırsatta atıldı.

Planlanan 7 termik santralden 2 tanesinin ÇED raporu onaylanmış, birinin inşaatı başlamış durumda.

Mitingte yapılan konuşmalarda termik santrallerin inşaatlarına izin verilmeyeceğine, başlanmış olanların durdurulacağına yönelik kararlılık ön plandaydı.

Termik santraller çevreyi çok yoğun olarak kirleten, hammadde olarak kömür, doğalgaz, petrokok (petrolden elde edilen bir madde) gibi fosil yakıtların kullanıldığı enerji üretim tesisleridir.

Baca atıkları ile havayı, katı atıkları (kül) ile toprağı çok yoğun şekilde kirleten, soğutma suyunun kullanımı ile denizleri olumsuz etkileyen, var olduğu her yerde ekosistemi tahrip edip yaygın hasar oluşturan enerji üretim tesisleridir termik santraller. Ancak tüm yıkıcı etkileri bulundukları yerle sınırlı kalmıyor.

Hissedilir şekilde yaşadığımız iklim değişikliğinin başlıca sebebi atmosferdeki karbondioksit gazının artması. Bu gazın en önemli kaynağı ise enerji üretiminde fosil yakıtların kullanılması, yani termik santraller.

2009 yılında doğal felaketlerin dünya ekonomilerine verdiği zarar 63 milyar dolar, 2010'da 243 milyar dolar ve 2011'de de 366 milyar dolardı.

2011 yılında, 206 milyon insan doğal felaketlerden etkilendi.

Bu felaketler kaçınılmaz değil. Enerji üretim modelimizi hızla değiştirmeliyiz. Güneş, rüzgar, jeotermal gibi karbon salmayan enerji üretim modelleri ile iklim değişikliğini yavaşlatabiliriz.

Japonya, son çalışan nükleer santral olan Hokkaido Adası’ndaki Tomari santralini kapattı.

Tomari ile birlikte Japonya ülkedeki 50 nükleer santralin hepsini kapatmış oldu.

Japonya, Almanya ve birçok ülke nükleer santralleri kapatırken Türkiye’de ise AKP hükümeti Akkuyu ve Sinop’ta yeni nükleer santraller kurmaya çalışıyor.

Suriye’de sözüm ona “serbest” seçimler yapıldı. Seçimlere Baas’ın yanı sıra rejimin izin verdiği partiler hçbir seçim çalışması yapmadan katıldı.

Rejimin bütün çabalarına rağmen seçimlere katılım çok düşük oldu.

İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sanat yönetmenliğinin sanatçılardan alınarak bürokratlara verilecek olması ile başlayan tartışma sürüyor.

Şehir Tiyatroları sanatçıları karara itiraz ederken Başbakan’ın konu üzerine yaptığı açıklamalar tartışmayı derinleştiriyor, tepkiyi daha da sertleştiriyor.

Başbakan, tiyatro sanatçılarının tepkilerine karşılık olarak Şehir Tiyatroları’nın ve Devlet Tiyatroları’nın özelleştirileceğini açıkladı.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası