• Ergenekon sanığı eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u ziyaret eden Devlet Bahçeli, “Son sözü MHP söyleyecek” dedi ve ekledi: “Paris’teki gibi daha çok suikast olacak.” BDP’li milletvekillerine yumruklarla saldıran MHP’li faşistler kandan besleniyor ve savaşın bitmesini hiç istemiyor. BBP’li faşistler de barışa karşı olduklarını açıkladı.

• Mecliste açık açık ırkçılık yapan, utandamadan Türklerin Kürtlerden üstün olduğunu savunan CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler, CHP ve MHP sıralarından hararetle alkışlandı. Güler gibi ulusalcılar barışın düşmanlarıdır. Kendilerini solcu gibi göstermeye çalışan ulusalcıların zihniyeti Nazilerden farksızdır.

• Barışın en büyük düşmanları, 30 yıldır Kürtlere karşı savaşan ve 90 yıllık baskı rejiminin devam etmesi için kanlı planları yapan Ergenekon çetesidir, darbeci generallerdir. Bahçeli, Kılıçdaroğlu ve Erdoğan’ın hapisten kurtarmak istediği darbeci generallerin barışı engellemek için ellerinden geleni yapacağından hiç kimse kuşku duymasın.

• Barışın gelmesi kolay olmayacak. Savaştan çıkarı olan ırkçılar, faşistler, darbeciler, ulusalcılar barış sürecini bitirmek için ellerinden geleni yapacaklar, yapıyorlar. Savaşın bitmesini isteyenler barışın düşmanlarını susturmalı. Onlar bir avuç, biz ise milyonlarız. Irkçılığı yeneceğiz, bu savaşı bitireceğiz, barışı ve özgürlüğü mutlaka kazanacağız!

Kasım ayından beri Ermeni kadınlara yönelik biri cinayetle sonuçlanan, beş saldırı gerçekleşti. Dört tanesi Samatya'da yaşanan saldırılarda hedef alınan 87 yaşındaki bir kadın gözünü kaybetti, Maritsa Küçük ise vücudundaki kesik darbeleriyle ölü bulundu.

İnsan Hakları Derneği tarafından Samatya saldırıları üzerine hazırlanan raporda saldırıların ortak noktalarına dikkat çekiliyor.

Saldırıya maruz kalan kadınların evlerinde hiçbir şeye dokunulmamış, herhangi bir hırsızlık örneği yok. Bu durum saldırıların ırkçı saiklerle gerçekleştirildiği fikrini güçlendiriyor.

Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe kampanyası hem Samatya’daki saldırıların faillerinin yakalanması için resmi makamların çalışmalarının takipçiliğini yapıyor hem de Ermenilere yönelik ırkçı nefrete karşı sokakta bir kampanya örgütlemeye çalışıyor. DurDe toplantılarına katılabilir, bu ırkçı saldırılara karşı bizimle birlikte “dur” diyebilirsin. Her cuma 19.00’da DurDe toplantısı gerçekleşiyor.

www.durde.org

Bu soru devrim ve diktatörlük karşıtlığını görmezden gelerek, devrimin başarı kazanmasının mümkün olmadığını savunanların, 1917 Ekim devriminin ilk gününden beri sorduğu bir soru. Çünkü, Ekim devrimi, adı üzerinde dev Çarlık devletini yıkan, sosyal bir hareketti ve geniş köylü yığınlarının desteklediği Rus işçi sınıfının demokratik özyönetim organlarıyla iktidarı kendi ellerine alması sürecinin ürünüydü.

Devlet Bahçeli meclis kürsüsünde her konuştuğunda, barış sürecinin önündeki en önemli tehlikenin faşist hareket olduğu tümüyle belirgin hale geliyor.

Bahçeli, küfür ediyor, hakaret ediyor, kandan söz ediyor, “İmralı canisi” diyor, “Terörün aldığı canlar” diyor, anadilde savunma hakkına karşı çıkıyor, barış güvercinleri uçuranlarla “güvercinlere takla attırmaktan başka bir şey yapmıyorlar” diyerek dalga geçiyor, BDP milletvekillerine saldırıyor.

Faşist harekete dikkat etmek zorundayız!

Müzakere süreci devam ediyor. Abdullah Öcalan’la hükümet arasında süren görüşmeler, hızla bir barış iklimi yarattı.

Paris’te öldürülen üç Kürt kadın aktivistin Diyarbakır’daki cenazesi, cinayeti işleyenlerin hedeflediğinin tam tersine, Kürt halkının barış için bir kez daha çağrı yaptığı bir gösteriye dönüştü.

12 Ocak: • İstanbul’daki Rusya Başkonsolosluğu önünde Esad diktatörlüğünü silahlandıran Putin’i protesto ettik.

19 Ocak: • Hrant Dink’in katledişinin 6. Yıldönümünde İstanbul, Ankara ve İzmir’deki anma törenlerinde ‘adalet’ diye haykırdık.

• İzmir’de Yeni Anayasa İçin Barış Girişimi’nin 60. Haftaya varan eyleminde barışın sesini yükselttik.

20 Ocak: • Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu’nun İstanbul’da Tünel’den Taksim’e yaptığı yürüyüşte “Balyoz darbecileri aklanamaz’ dedik.

Cengiz Alğan
Açlık grevlerini tek cümlesiyle bitiren Öcalan’la görüşmelerin yeniden başlamasıyla barış umutları bir kez daha yeşerdi. Hükümet eski görüşmelere oranla daha şeffaf bir yöntem izliyor ve kamuoyunun nabzını tutarak temkinli ilerliyor. Kürt hareketinin en yetkili ağızları da barışın bu defa elle tutulur hale geldiğini ilan ediyorlar. Ortadoğu’da yeniden şekillenen güç dengeleri de bu sorunun bir an önce çözüme kavuşturulması gerektiğini gösteriyor. Gerillaların nerelere güvenlik içinde gönderilebileceğine kadar pek çok ayrıntı bile açıkça konuşuluyor. Bu tekerlek artık kolay kolay geri döndürülemez.

Darbecileri yargılatanlar, serbest bırakandan hesap sorar

Ergenekon ve darbe davalarını itibarsızlaştırma, kanlı planlar yapan generalleri kurtarma girişimine Erdoğan da katıldı. Başında bulunduğu AKP hükümetini devirmek için darbe planlayan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve tutuklu subayların serbest bırakılmasını isteyen Başbakan, kendi seçmeni başta olmak üzere darbecilerin yargılanmasını sağlayanlara bunun hesabını verecek.

Türkiye’nin talebi üzerine NATO’nun gönderdiği Patriotlar 5 ile kuruldu. AKP hükümeti, savunma amaçlı olduğunu iddia etse de Patriotların varlığı bile savaş kışkırtıcılığıdır.

• Patriotların Suriye sınırına dikilmesi, İran, Irak ve Esad rejimiyle olan askeri gerilimleri artıracak.

• Füzelerin varlığı, Ortadoğu’daki silahlanma yarışını körükleyecek.

Hrant Dink cinayetine karışan tüm kamu görevlileri, AKP tarafından ödüllendirilerek devletin en tepesine taşındı. Bunların başında gelen bir ismin, Hrant Dink’i korumayan ve katledilmesine zemin hazırlayan eski İstanbul Valisi Muammer Güler’in İçişleri Bakanlığı gibi kritik önemde bir koltuğa oturması tehlikeli bir gelişmedir.

Dink ailesi ve avukatlarının, 6 yıldır adalet isteyen ve bekleyen binlerce insanın yargılanmasını istediği 24 kamu görevlisinden biri olan Güler hakkında soruşturma izni vermeyen, milletvekili yaparak yargı dokunulmazlığı kazandıran, bugünse kolluk kuvvetlerinin başına getiren Erdoğan ve AKP yönetimi, toplumun vicdanına aykırı bir karara daha imza atmıştır.

Güler’in İçişleri Bakanı yapılması, Dink cinayetinin Başbakan’ın umurunda olmadığını gösterdiği gibi:

n AKP hükümeti, adı ırkçı bir cinayete fazlasıyla karışan bir devlet görevlisini mahkemeye değil bakanlığa göndererek ırkçılığa büyük bir destek vermiş ve bu kararıyla tüm kamu görevlilerini Güler gibi davranmaya teşvik etmiştir.

n Dink cinayeti gibi bir suça bulaşmış şaibeli bir bürokratın kolluk kuvvetlerinin başına geçirilmiş olması, tehlikeli ve endişe verici bir gelişmedir.

n Öldür diyenlerin 6 yıldır açığa çıkarılmaması gibi, Güler’i İçişleri Bakanı yapma kararının arkasında, AKP’nin darbecilerle yaptığı kirli ve karanlık işbirliği durmaktadır. Bu işbirliğinin tutkalı yine ırkçılık, yine devletin resmi ideolojisi olan Ermeni halkına karşı nefret ve düşmanlıktır.

Muammer Güler, İçişleri Bakanlığı koltuğuna değil sanık sandalyesine oturmalı. Ermeni düşmanlığının yayıldığı ırkçı mitinglerde boy göstererek nefret yayan İdris Naim Şahin’in gitmesi için verdiğimiz gibi Muammer Güler’in de bakanlıktan gitmesi, dokunulmazlığının kaldırılması ve Hrant Dink cinayeti davasında yargılanması için mücadele edeceğimizi duyuyoruz.

Şenol Karakaş

DSİP Eş Sözcüsü

Çalışma Bakanlığı, sendikaların üyesi sayılarına dair 2013 istatistiklerini yayınladı. Ortaya çıkan tablo nasıl bir mücadele yürütmesi gerektiğini de ortaya koyuyor.

n Bakanlık verilerine göre Türkiye'de kayıtlı olarak çalışan 10 milyon 881 bin 618 işçinin yalnızca 1 milyon bin 671'i bir sendikaya üye. Yani işçi sınıfının %9,21'i örgütlü.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası