Cuntacılarla oynadığınız oyun sadece sizi etkileyecek olsa, bu uyarıyı yapmaya gerek olmayabilirdi. AKP hükümeti 2002 yılının Aralık ayında ilk seçimi kazandığından beri, bugün artık çok daha net bir şekilde biliyoruz ki, darbeciler örgütlenme girişimlerini hızlandırdı. Komünizm, bölücülük ve şeriatçılık gibi tehditlere misyonerlik tehdidini de ekleyen MGK toplantılarıyla, Karargâh’ta yapılan gizli toplantılarla, kuvvet komutanlarının özel toplantılarıyla, 28 Şubat darbesinin başarıya ulaşmasından aldıkları cüretle, darbeciler çalışmalarını hızlandırdı.

Özellikle AKP liderliğinin Müslüman olmayan azınlıklara ilişkin algısıyla cuntacıların Ermenilere, Rumlara, Yahudilere yönelik algısının ortaklığı nedeniyle, antimisyoner kampanyanın bir ucu AKP hükümetini devirecek kargaşayı tırmandırmayı hedeflese de, cinayetler hükümetin gözü önünde işlendi. Hükümet tedbir almadı, bu cinayetleri engelleyemedi. Rahip Santoro, Hrant Dink katliamı, Zirve Yayınevi katliamı.

Meclis çatısında kurulan Darbeleri Araştırma Komisyonu, yüzlerce sayfalık bir rapor kaleme aldı . Rapor, devletin darbeci geleneğinin kökenlerini çok geniş bir şekilde yansıtıyor. Aslında bir rapora gerek de yok. Türkiye’nin tüm tarihi, bir darbeler tarihi. Devletin yasal alanın dışındaki yüzünü bilmenize, elinizde Ergenekon ve Balyoz darbe planlarıyla ilgili bilgi ve belgeler olmasına rağmen, bu konuda adım atmadınız. Ta 27 Nisan 2007’de e-muhtıra yüzünüze çarpılıncaya kadar, kımıldamadınız.

Ergenekon ve Balyoz davaları 2007 yılında, Hrant Dink’in cenazesinin arkasında yüz binlerce insanın yas tutarak yürümesinden ve e-muhtıradan sonra başladı.

Bizler, kozmik odalarda nelerin gizlendiğini, hangi cinayetlerin, fişlemelerin, tehditlerin, uzmanca örgütlenen psikolojik harp oyunlarının hangi “uyuyan hücrelerce” planlandığını zaten biliyoruz. Susurluk, buz dağının görünen yüzüydü. Ergenekon ve Balyoz davasında açığa çıkanlar ilişkiler, yargılanan isimler de buz dağının küçük bir kısmı. MİT’in elinde 2007 yılından beri tuttuğunu yeni öğrendiğimiz Seferberlik Tetkik Kurulu hakkındaki belgeler, buz dağının derinlerinde yatan tehdidin boyutlarını gösteriyor.

Darbe tehdidiyle hesabınızın, hükümetinize yönelip yönelmediğiyle belirlendiğini de en başından beri biliyoruz. Devletle anlaştığınızı, hatta bizzat devlet haline geldiğinizi düşünüyor olabilirsiniz. Tehdit size yöneldiğinde demokrat, sizin de tehdit olarak görüdüklerinize yöneldiğinde baskıcı uygulamaları bir politik enstrüman olarak kullanacak kadar nobran olduğunuzu da biliyoruz. Darbecilerle mücadelenin size havale edilemeyecek kadar ciddi bir iş olduğunu da biliyoruz. Bu yüzden, Balyozcular hakkında suç duyurusunda bulunduk. Bu yüzden, 12 Eylül referandumunda “Yetmez ama Evet” dedik ve bu yüzden, darbelere, Ergenekon’a, cuntacılara, Hrant’ın katillerini besleyen derin karanlığa karşı sokaklara çıktık.

Son dönemde önce 28 Şubat soruşturmasını engellemeye çalıştınız. Son haftalarda tutuklu komutanlar hakkında üzüldüğünüzü sık sık vurguluyorsunuz. Komutanların nasıl olur da “Terör örgütü üyesi” olarak suçlandığını soruyorsunuz, hayıflanarak.

Hükümetin Abdullah Öcalan’la görüştüğü ve Kürt sorununda umut veren bir iklimin yeşermeye başladığı bu agünlerde, çok tehlikeli bir hayıflanma bu. Bu soruyu Menderes ailesine, Ermenilere, Kürtlere sorarsanız, Kenan Evren döneminde cezaevlerinde öldürülen işçilerin ailelerine sorarsanız size anlatırlar, hem ordu komutanı olup hem de nasıl terörist olunabildiğini.

Umut Kitabevi’ni bombalayan “iyi çocuklara”, Yaşar Büyükanıt’a sorarsanız, size cuntacılığın terörle, provokasyonla elele gittiğini kanıtlayan ve bazı paragraflarını diğer Genelkurmay Başkanlarıyla birlikte yazdıkları kitabını verirler. Darbe günlüklerini okuyun, Özden Örnek’in günlüklerini okuyun. Fatih Camiini bombalamayı planlayanlara sorun.

Çevik Bir’in fişlediği insanlara, başörtüsü taktığı için işkence gören kadınlara da sorabilirsiniz. 28 Şubat darbesinin mağdurlarına sorabilirsiniz teker teker. Dolayısıyla, aynaya bakıp kendinize de sorabilirsiniz.

Bizler demokrasinin kırıntısı için dahi mücadele edeceğiz.

Biz tek bir insan bile kirli savaşta ölmesin diye, barış sürecini, Kürt halkının haklı taleplerinin karşılanması görüşmelerini koşulsuz destekleyeceğiz.

Tam da bu yüzden cuntacıları asla affetmeyeceğiz.

Size de tavsiyemiz bu yöndedir. Darbecileri cesaretlendirmekten vaz geçin. Enerjinizi Hrant Dink’in katilerini ödüllendirmemeye, davanın kamu görevlilerini kapsayan bir şekilde yeniden görülmesine harcayın.

Enerjinizi barış sürecine harcayın.


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası