Başbakan darbecileri sokağa salmak istiyor
Halk darbeleri ve darbecileri vicdanında çoktan mahkûm etti. Halktan ‘Darbecileri yargılattık’ diye oy isteyen AKP onların serbest bırakılmalarını istiyor.

Tutuksuz yargılanmak üzere sokağa salınarak AKP tarafından aklanmak istenenler, sıradan devlet memurları değil Türkiye’nin en tehlikeli insanları.

Dört darbenin gerçekleştirildiği, ordunun yönetime el koyması için katliamların, suikastların, provokasyonların yapıldığı bir ülkede 30 yıldır kirli savaşı sürdüren silahlı güçlerin başında bulunan kişilerin masum olduğunu söylemek, işlenen insanlık suçlarını onaylamaktır.

Herkes barış diyor. Farklı görüş ve toplumsal kesimlerden milyonlarca insan, 30 yıldır süren savaşın bitmesini istiyor. Kan ve baskıyla geçen 90 yılın sonunda Kürtlerin haklarının tanınmasıyla gelecek onurlu bir barış sadece akan kanı durdurmakla kalmayacak, ırkçılığın ve darbeciliğin beslendiği bataklığı da kurutacaktır. Savaşa harcanan trilyonlarca lira yoksulluğu yok etmek için kullanılabilir. Barışa hep birlikte sahip çıkalım, bir an önce gelmesi için kolları sıvayalım. Sen de barış için bir şeyler yapmak istiyorsan bizi ara: 0536 8888 367

Türkan Şoray: "Sağduyu, sabır ve hoşgörüyle barışı başaracağımıza inanıyorum. Artık barış gelsin. Herkes kucaklaşsın"

Yıldız Önen
Komünist Manifesto'nun kaleme alındığı 1848 yılından beri hemen her yıl, Marksizm’in gününün geçtiği, analizlerinin yanlış olduğu anlatılır.

Her on yılda bir çürüdüğü, aşıldığı ilan edilir.

165 yıl, bir geleneğin aşıldığını ve günü açıklamaktan uzak olduğunu kanıtlamaya uğraşmak için çok uzun bir süre. Bu sürenin uzunluğu, Marksizm’in eskidiğini ilan edenlerin tuhaf bir uğraş içinde olduğunu gösteriyor.

Cuntacılarla oynadığınız oyun sadece sizi etkileyecek olsa, bu uyarıyı yapmaya gerek olmayabilirdi. AKP hükümeti 2002 yılının Aralık ayında ilk seçimi kazandığından beri, bugün artık çok daha net bir şekilde biliyoruz ki, darbeciler örgütlenme girişimlerini hızlandırdı. Komünizm, bölücülük ve şeriatçılık gibi tehditlere misyonerlik tehdidini de ekleyen MGK toplantılarıyla, Karargâh’ta yapılan gizli toplantılarla, kuvvet komutanlarının özel toplantılarıyla, 28 Şubat darbesinin başarıya ulaşmasından aldıkları cüretle, darbeciler çalışmalarını hızlandırdı.

Özellikle AKP liderliğinin Müslüman olmayan azınlıklara ilişkin algısıyla cuntacıların Ermenilere, Rumlara, Yahudilere yönelik algısının ortaklığı nedeniyle, antimisyoner kampanyanın bir ucu AKP hükümetini devirecek kargaşayı tırmandırmayı hedeflese de, cinayetler hükümetin gözü önünde işlendi. Hükümet tedbir almadı, bu cinayetleri engelleyemedi. Rahip Santoro, Hrant Dink katliamı, Zirve Yayınevi katliamı.

Samatya’da Ermeni kadınlara yönelik biri ölümle sonuçlanan sistematik saldırıların sorumluları hala açığa çıkarılmadı. Kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine emniyet yetkilileri faillerin yakalanmak üzere olduğunu söylemişti ancak hiçbir yol kat edilmedi.

Azınlıkları hedef alan ırkçı saldırıları her gün teşhir etmek, ırkçılığa ve milliyetçiliğe karşı sokağa çıkmak oldukça önemli. Aynı zamanda Türkiye devletinin 1915 Ermeni soykırımını inkâr ederek geçirdiği her gün müslüman olmayan azınlıkların tehdit altında yaşamasına neden oluyor.

'Hrant Dink cinayetinde Ergenekon'u aşan bir yapı ile karşı karşıyayız.' Dink ailesi avukatı Fethiye Çetin’in 2 yıl önce anlattığı, yargının 6 yıl süren davada bulamadığı örgüt, ortaya çıkan yeni belgelerle netleşiyor.

Bu örgütün adı Seferberlik Tetkik Kurulu. 1952’de kurulan bu yapı Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı. Özel Kuvvetler ise doğrudan Genelkurmay Başkanlığı’na.

2009’un son günlerinde Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast girişimi ile yeniden gündeme gelen Seferberlik Tetkik Kurulu, faaliyete geçirildiği günden itibaren halka karşı savaş yürüttü.

Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başkanı oluşundan bu yana kamuoyunu partinin AKP karşısındaki muhalefeti birleştirecek ve temsil edecek bir değişim sürecine girdiğine ve şans verilirse soldan seslenen bir ana muhalefet partisi olabileceğine ikna etmeye çalışan politik söylem, CHP milletvekili Birgül Ayman Güler’in ırkçı ifadeleriyle birlikte tuzla buz oldu. Güler CHP içerisinde nev-i şahsına münhasır bir karakter ya da bir ‘sapma’ değil. Aslında CHP’nin hiçbir zaman statükoculuktan, resmi ideolojiden, milliyetçilikten, müslüman olmayan azınlığa karşı düşmanlıktan kopmadığının güzel bir örneği.

Cumhuriyet tarihinin inkarcı politikalarının bekçiliğini yapan CHP, değiştiği iddia edildiği son dönemde de geleneğinden vazgeçmiyor. Sadece milletvekillerinin statükocu çıkışları değil parti seçmeninin görüşleri de bu durumu doğruluyor.

Çok değil Eylül ayında yapılan anketlere göre CHP seçmeninin yüzde 51.8’i yerel yönetimlerin anadilde eğitim ve kamu hizmeti vermesini yanlış buluyor Türkçe dışında resmi bir dilin olabileceğini düşünen ise yalnızca yüzde 8,9. Ana muhalefet partisinin seçmeninin yüzde 52,9’u anayasada sadece Türk kimliğinin olması gerektiğini savunuyor. Çoğunluğu üniversite mezunu ve yüksek gelirli kesimden oluşan CHP seçmeninin yüzde 59’u BDP’nin kapatılmasını doğru buluyor.

CHP seçmeninin partisinden beklediği milliyetçi, statükocu çizgi vekiller tarafından layığıyla temsil ediiyor.

AKP Roboski katliamının üzerini örtmeye çalışırken CHP de suçu “yabancı” ajanlara atarak devleti aklamaya çalışıyor.

CHP’nin Ermeni soykırımıyla ilgili bugünkü görüşleri kanlı geleneğin açık bir devamı niteliğinde. Mesele “milli çıkarlar” olunca düzen partileri tek sesten konuşuyor. Soykırımın inkarı konusunda “hükümeti her türlü faaliyetinde destekleyeceğiz” diyen Kılıçdaroğlu’nun partisinin Ermeni soykırımı hakkındaki çizgisi Güldal Mumcu’nun özetlediği gibi “Türkiye Cumhuriyeti tarihinde böyle bir şey yoktur" şeklinde.

Atamalarının yapıldığı 50d maddesi sebebiyle işten çıkarılan ve uzun süredir direnişte olan asistanlar, YÖK Genel Kurulu önünde yaptıkları iki günlük eylem sonucu taleplerini kısmen kazandı.

Doktorada azami süresi dolan araştırma görevlilerinin ilişiklerinin kesilmesi yönündeki uygulanmanın ortadan kalkmasını ve atılan asistanların işe geri dönmelerini savunarak, Ankara’da YÖK önünde eyleme başlayan araştırma görevlilerine Ankara’daki asistanlar, öğretim üyeleri ve sendikalardan da destek geldi. Karar açıklanana kadar YÖK’ün önünü terk etmeyen asistanlar “Yaşasın asistan dayanışması”, “Direne direne kazanacağız”, “YÖK gitsin, biz kalıyoruz” sloganları attılar.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası