17 Şubat Başkanlar Günü'nde 50 bin kişi Keystone Boru Hattı'nın yapılmasını engellemek ve iklim değişikliğine karşı harekete geçilmesi için Beyaz Saray'a yürüdü.

Boru hattının yapılmasıyla, Kanada'daki kumul petrollerinin Amerika'ya taşınması ve oradan ithalatının önünün açılmasını hedefliyorlar.

Keystone boru hattının yapılması hem onbinlerce ağacı, ekosistemi yok edecek; hem de iklim değişikliğini durdurmak konusunda geri dönülemez bir adım olacak.

Sosyalizm, din düşmanı değildir. Sosyalistleri din düşmanı ilan etmek, egemenlerin sosyalizm ete kemiğe bürünen bir kitle hareketi olarak, yani örgütlü işçi sınıfının siyasal mücadeleler sahnesine adım attığı andan itibaren bıkmadan şişirdikleri bir yalandır.

Dini inanca sahip olan kitleleri sosyalizm fikrinden uzak tutmak için, bu yalan, etkili bir propaganda işlevi de görmüştür.

Milli Savunma Bakanı Balyoz davasındaki dijital belgelere şüpheyle baktığını söyledi. Başbakan, uzun tutukluluk sürelerinin adaletsizliğinden söz etti. Koro hemen genişledi ve Ergenekon tutuklularının hala serbest bırakılmamasının vicdanları yaraladığı yönünde bir yaygara kopartılmaya başlandı.

Darbecilerin affedilmesi için uzun süre önce başlayan zemin yoklaması devam ediyor. 4. Yargı Paketi’yle KCK tutuklularının affedilmesi gündeme gelince, eğer temiz bir sayfa açılmasını istiyorsak, darbecilerin de affedilmesi yönünde, darbeler karşı mücadele eden, yazan insanların da katılımıyla, darbeci aklama korosu genişledi.

Biz, darbecilerin affedilmesine izin vermeyeceğiz.

Neredeyse her on yıla bir darbenin düştüğü Türkiye’de 28 Şubat 1997’de gerçekleşen darbenin üzerinden 16 yıl geçti. Ancak 28 Şubat, geçmiş, olmuş ve bitmiş bir darbe değil, hala izleri devam ediyor.

28 Şubat darbesi 1000 yıl süreceği varsayılarak gerçekleştirilmiş bir darbeydi. Asker elitlerin kafasında Türkiye'nin militarizasyonu sürecinin son aşamasıydı. Yargısından medyasına, sendikalarından üniversitelerine kadar bütün toplumsal kesimlerin onayıyla gerçekleştirildiği varsayılmıştı. Hayata geçmemesi, gerçek olmaması için hiçbir sebep yoktu.

28 Şubat darbesinden bahsederken diğer darbelerden farklı olarak hep bir 'süreç'ten bahsedilir, '28 Şubat süreci' denir. Çünkü 28 Şubat'ta açılan her delikten sonra karşımıza yeni darbe girişimleri, 28 Şubat'ın istenilen şekilde tamamlanmasını sağlayacak yeni uygulamalar çıktı. '28 Şubat süreci', Balyoz, Ayışığı, Sarıkız, Eldiven gibi başarısız darbe girişimleri, Danıştay baskını ve Cumhuriyet'e bombalı saldırılar, 19 Ocak 2007'de Hrant Dink'in öldürülmesi, birkaç ay sonra da Malatya'da üç Hıristiyan'ın vahşice katledilmesi, Cumhuriyet mitingleri, 27 Nisan 2007'de yayımlanan e-muhtırada, "Ne mutlu Türküm" demeyenlerin düşman ilan edilmesiyle, 367 krizi, sınır ötesi operasyonlar, patlayan bombalarla devam etti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü 28 Şubat Soruşturması'nda tutuklu sayısı son dalga ile birlikte 72'ye ulaştı. Tutuklananlar arasında dönemin Genelkurmay 2. Başkanı olan ve 28 Şubat darbesi hakkında “Demokrasiye balans ayarı yaptık” diyen Çevik Bir, Batı Çalışma Grubu’nun başında bulunan ve aynı zamanda Balyoz darbe planının baş mimarı Çetin Doğan, eski YÖK Başkanı, milyonlarca öğrencinin hayatını karartan katsayı uygulamasının mimarı, başörtüsü yasağı ile binlerce öğrencinin mağdur olmasına neden olan Kemal Gürüz, JİTEM’in neden olduğu ölümlerin bir numaralı sorumlusu olan ve “Veli Küçük’ü tanırım” diyen Teoman Koman da bulunuyor.

Tolga Tüzün
7 Eylül 2012 tarihli Radikal yazısında Koray Çalışkan "Yetmez ama Evet" demiş olan bir arkadaşıyla yaptığı bir konuşmayı aktarıyor. Arkadaşının Referandum sonrası Kürt sorununun çözülme ihtimaline ümitlendiğini aktardıktan sonra arkadaşının AK Partinin o anki demokratikleşme karşıtı durumu karşısındaki üzüntüsünü aktarıyor. Çalışkan’ın marifetli kalemi sayesinde öğreniyoruz ki Referandumdan sonra, Evet diyenler ve Yetmez ama Evet diyenler değil, “Yeter ve Evet” diyenler kazanmış. AK Partinin önerdiği anayasa değişikliklerini eksik bulan, yetmez daha fazlası lazım diyen arkadaşı, sonraki cümlede "AK parti kazandığı" için ümitlenmiş arkadaşa dönüşüyor. Kısaca arkadaşı Yetmez ama Evet dediği için aslında AK Parti sempatizanı ve destekçisi oluveriyor.

Suikastların, katliamların, provokasyonların, kara propagandanın arkasındaki örgüt

Türkiye’de her türlü karanlık olayın arkasındaki örgütün Özel Harp Dairesi olduğu biliniyor. İsmi değiştirerek Özel Kuvvetler Komutanlığı yapılan bu cinayet şebekesi hakkında yeni belge ve bilgiler ortaya çıkarken TSK basın açıklaması yapıp “İllegal örgüt değil, zan altında bırakmayın” dedi. Bu açıklama başbakanın pek sıkı fıkı olduğu Genelkurmay’ın değişmediğini gösterdiği gibi kanlı faaliyetlerinin de devam edeceğinin ilanı anlamına geliyor.

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, anayasa konusunda uzlaşma sağlanırsa başkanlık isteğinden vazgeçebileceklerini söyledi. Bu AKP’nin toplumsal baskı karşısında tutum değiştirmesinin sayısız örneğinden biridir ve halkın gücünü göstermektedir.

AKP liderliği dışında başkanlık sistemini en önemli meseleymiş gibi öne süren başka bir siyasi yapı yok. Türkiye halkları, Erdoğan’ın başkan olmasıyla değil, ezilenlerin sorunlarını çözecek demokratik ve özgürlükçü bir anayasanın bir an önce yürürlüğe girmesiyle ilgileniyor.

Karadeniz’e barış sürecini anlatmak için giden BDP milletvekilleri gezilerinin ilk durağı olan Sinop’ta ırkçıların saldırısı ile karşılaştı.

Kışkırtırılıp sokağa salınmış birkaç yüz gence tıpkı Hrant Dink’in katili Ogün Samast’a takıldığı gibi beyaz bere giydirilmişti.

Milletvekillerinin araçları yağmalandı, basın toplantısı yapacakları bina abluka altına alındı. İçeriye yanıcı malzemeler atıldı ve ırkçı güruh linç için fırsat kolladı.

"Kişi ana dilini öğrenme özgürlüğüne sahip olmalıdır. Ama biz ana dilde eğitimin, toplumu böleceği kanısındayız. O nedenle ana dilde eğitimi uygun görmüyoruz.” Bu sözler AKP karşısındaki ana muhalefet partisi CHP'nin lideri Kılıçdaroğlu'na ait. Özgürlüklerden “yanaymış” gibi davranmayı bile beceremeyen Kılıçdaroğlu bu sözleriyle barışı ve halkların kardeşliğini savunmanın CHP'nin doğasına aykırı olduğunu bir kez daha kanıtladı. Barış süreci devam ederken CHP, Türkiye Cumhuriyeti'nin milliyetçi hassasiyetlerinin bekçiliğini yapmaya devam ediyor hem de hâlâ “bölünme” paranoyasını kullanarak. Kılıçdaroğlu tıpkı partisinin bir diğer milletvekili Birgül Ayman Güler'in ırkçı sözlerine “millet-ulus ayrıdır” gibi kavramsal kılıf bulmaya çalışması gibi “eğitim-öğretim ayrı şeylerdir” diyerek temsil ettiği milliyetçi, tek tipçi zihniyete maske takmaya çalışıyor.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası