İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim elemanları Esra Ercan Bilgiç ve Zehra Kafkaslı tarafından hazırlanan ve internet üzerinden toplam 20 saatte 3 bin direnişçi tarafından yanıtlanan anketin sonuçları, ayaklanan kitlenin kimliği ve talepleri konusunda net ipuçları veriyor.

Yayınlanan ilk sonuçlara göre, sokaka çıkan insanlar Tayyip Erdoğan'ın iddia ettiği gibi gibi belirli bir siyasi partinin mensubu veya yandaşı değil.

Roni Margulies
Gezi Parkı'ndan başlayıp önce İstanbul'un sonra da memleketin her yanına yayılan direniş, hem direnenler için hem egemenler için derslerle dolu.

Bırakalım, egemenler kendi derslerini çıkarsın. Onların kitlesel olaylardan çıkardığı ders genellikle "Ah daha çok polis olsaydı!" şeklini alır. Sonra, kendileri de inanmasa bile, "Küçük bir azınlığın yaptıkları... İdeolojik maksatlı... Anarşistler..." gibi zırvalıklara ricat ederler.

Etsinler. Böyle zamanlarda zaten onları dinleyen pek kalmaz. Biz kendi işimize bakalım, kendi derslerimizi çıkaralım.

27 Mayıs akşamı Gezi Parkı’nda ağaçların sökülmesi girişimine karşı 10 aktivist Gezi Parkı’nda oturma eylemine başladı. Bir hafta içinde 70’i aşkın ilde 300’den fazla gösteriye yaklaşık 1 milyon kişinin katılnasıyla, AKP hükümetini tarihinin en önemli siyasi kriziyle karşı karşıya kaldı.

Türkiye’ye yayılarak süren hareket tüm siyasi dengeleri sarsan büyük bir hareket. Bu hareketin bir günde şekillenmedi. AKP’nin neoliberal kibri, toplumda büyük bir tepkiyi biriktirdi. Tepkinin ilk nedeni, başbakanın üslubu. Dışlayan, %50’lik oy desteğine yaslanarak “dediğim dedikçi” olan, “aşağılayan”, umursamayan, kendisi gibi düşünmeyen insanları böcek yerine koyan tavrı. Bu tavır, yasakçı ve toplumun çeşitli kesimlerinin yaşam biçimlerine müdahale eden tutumlarla el ele gitti. Kürtaj yasağı, çevre katliamı, kentsel dönüşüm, HES’ler, nükleer santral, 3. Köprü, Taksim projesi, kamusal alanların özel sermayeye devri, toplu ulaşım alanlarının otellere satılması, alkol yasağı, Çamlıca’ya cami yapılması, ertesi gün hapının reçeteye bağlanması, 3. Köprüye Alevilerin katili Yavuz Sultan Selim adının verilmesi, Emek Sineması’nın yıkımı, kömürlü termik santral yapma çılgınlığı...

Önce ağaçları korumak için parkta oturma eylemi başlatanlara polis hunharca saldırdı ve bugün hükümetin yenilgisi ile biten süreç başladı. Direniş giderek Gezi Parkı'ndaki ağaçların kesilip kesilmemesinden çıkarak polisin şiddetine karşı bir harekete dönüştü.

Gezi Parkı direnişini hiçbir siyasi örgüt düzenlemedi, aylardır süren bir sessiz direnişin sonucunda eylem başladı ve hızla büyüdü. Bütün büyük eylemler böyle başlar ve sürer.

Gezi Parkı direnişine çeşitli güçler müdahale etti. Bunlardan birisi de ulusalcılardı. Zaman zaman 10. Yıl Marşı söylendi, "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" sloganı atıldı. Kimileri bu direnişi barış ve çözüm sürecini karalamak için kullandı. Kimileri hareketin içinde Kemalistler de var diye hareketi karalamaya çalıştı, ama hareket bütün bu müdahaleleri aştı ve kazandı.

Gezi Parkı ağaçlarını korumak isteyen aktivistlere yönelik polis terörü bardağı taşıran son damla oldu. 1 Mayıs’larda, işine giderken, maçta ya da evde oturuken kimsayasal bir silah olan biber gazına maruz kalanlar öfkeyle sokağa döküldü. Polis üzerimize binlerce gaz bombası attı, tazyikli su sıktı, plastik mermi sıktı, coplandık, tekmelendik.

8 güne dair rakamlar polis terörünün ulaştığı boyutu gösteriyor: 2 ölü, 43 ağır yaralı, binlerce hafif yaralı insan, 4 bin gözaltı.

Ağır yaralananlardan biri de Ankara’daki direnişçilerden DSİP üyesi Seval Duman. Seval yoldaşımız polisin hedef gözeterek, yakın mesafeden attığı gaz bombasıyla başından vuruldu. İki gün bilinci kapalı kalan ve ölümle karşı karşıya alan Seval Duman direnişle hayata tutundu. Şimdi durumu iyileşiyor.

27 Mayıs gecesinden 1 Haziran’a kadar kıyasıya bir direniş gösterdik. Polisi püskürttük.

Gezi Parkı’nı geri aldık. O vakte kadar ortalıkta gözükmeyen ulusalcı, milliyetçi ve faşist gruplar, polisin çekilmesinden sonra aramıza karıştı ve nefret söylemiyle hareketi bölmeye başladılar.

Direnişin başından itibaren varolan BDP’li arkadaşlarımıza saldırıp, Kürt düşmanlığı yaptılar.

Direnişe katılan başörtülü arkadaşlarımızı taciz ettiler, İslam düşmanlığı yaptılar.

Polislerini üzerimize salan başbakana “Ermeni dölü” dediler, Ermeni düşmanlığı yaptılar.

Başbakana öfkeliyiz. Ama bu öfke bizleri kadınları ve eşcinselleri aşağılayan küfürlerle tepki göstermeye itmemeli.

Cinsiyetçiliğe bu direnişte yer yoktur.

Homofobiye bu direnişte yer yoktur.

Transfobiye bu direnişte yer yoktur.

Bunlar egemen sınıfın fikirleridir.

Biz özgürlük istiyoruz.

Kadınların ezilmediği, aşağılanmadığı, hepimizin eşit olduğu bir dünya için mücadele ediyoruz.

Biz özgürlük istiyoruz.

Eşcinsellerin baskı altında olmadığı, rencide edilmediği, tüm cinsel kimlik ve yönelimlerin eşit veözgür olduğu bir dünya için mücadele ediyoruz. Bu düzen küfürle, hakaretle, cinsiyetçilikle değil, hep beraber mücadele ederek, mücadelenin diliyle konuşarak değişecek.

DSİP’li aktivistler Gezi Parkı’ndaki havuzun biraz ilerisine Barış Meydanı kurdu. Sprey boyalarla gökkuşağu çizildi, ortasına dev bir barış işareti yapıldı. Barış Meydanı, “Bizi Bıratiye Gelan”, “Yaşasın Halkların Kardeşliği”, “Öz öz özgürlük Kürt halkına özgürlük” sloganlarıyla açıldı. Burada bir konuşma yapan DSİP Eş sözcüsü Şenol Karakaş:

"Gezi Parkı direnişçileri günlerdir polisin gaz bombalarına karşı direniyor. Kürt halkı 30 yıldır bundan çok çok daha kötüsünü yaşıyor. İstanbul, Diyarbakır'ın ne çektiğini bu sayede anladı. Gezi Parkı direnişi, Kürt halkı için de direniştir.  Sayın Öcalan'ın başlattığı çözüm sürecine Gezi Parkı'ndan destek veriyoruz. Gezi Parkı'nı direnerek koruduğumuz gibi barışı da kazanacağız. “

DSİP ve HDK Yürütme Kurulu Üyesi Garo Paylan, Gezi Parkı'ndaki Hrant Dink Caddesi'nin açılışında şunları söyledi: “Arkamızda gördüğünüz Divan Oteli, Hilton Oteli, Harbiye Orduevi ve Askeri Müzesi 100 yıl önce Ermenilerin mezarlığıydı. Mezar taşlarımızı alıp Gezi Parkı’nın altına koydular, mezarların üzerine oteller diktiler. Bir halki  yok ettiler. Soykırım yaptıkları gibi, katillerin isimlerini caddelere sokaklara okullara verdiler. Biz buna sessiz kaldığımız için, 100 yıl sonra bir arada yaşamayı savunan Hrant Dink’i de aramızdan aldılar. Biz mezarlığımızı geri istiyoruz. Üzerindeki o otelleri yık, orduevini yık! Buraya Hrant Dink Caddesi adını koyduk. Amacımız Şişli’deki Ergenekon Caddesi’nin adını Hrant Dink Caddesi olarak değiştirmektir. Bunu da başaracağız arkadaşlar. “

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası