Şenol Karakaş

Gezi direnişi günlerinde, Gezi Parkı'nda açtığımız pankartlardan birisinde de "Ne AKP Liberalizmi ne CHP Kemalizmi" yazıyordu. Bu slogana, DSİP'in uzun süredir savunduğu politikaların omurgası olarak bakabiliriz. Bu ne AKP'nin içerdiği ulusacılığı ne de CHP'nin liberal politikaları savunduğu gerçeğini görmezden gelmek anlamı taşır. Türkiye'de siyaset alanı, 10 yıldır neo liberal politikaları savunan hükümet partisiyle ulusalcı politikaları savunan, baskın karakteri ulusalcılık olan muhalefet partileri tarafından belirleniyor.

2014 seçimlerinde yine bu kutuplaşma belirleyici olacak. Sadece yerel seçimlerde değil, 2015'te gerçekleşecek milletvekili seçimlerine kadar AKP ve CHP arasındaki taşlamalar, küfürleşmeler, hakaretler ve keskinleşmeler belirleyici olacak. İşte biz buna son verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Küreselleşme karşıtı hareket ya da kullanmayı tercih ettiğimiz şekliyle 1990'ların sonlarında patlak veren anti-kapitalist hareket, "Onlar bir avuç, biz milyarlarız" sloganını yaygınlaştırmıştı. Bu hareketlerin deneylerinin devamcısı olduğu tartışma götürmez olan ve Wall Street'i sarsan "İşgal et!" hareketi de "Biz %99'uz" sloganını yaygınlaştırdı. "Ne AKP Liberalizmi ne CHP Kemalizmi" sloganı, bu açıdan sadece anti-kapatlist hareketten esinlenen bir slogan değil, anti-kapitalist hareketin mücadele deneylerini Türkiye'ye taşıyan ve siyasi kutuplaşmaya prim vermeden tüm yoksulların birleşik mücadelesinin öneminin altını çizen tek perspektif. Gezi direnişi bunun da bir göstegesi oldu aynı zamanda.

Ama bu siyasi çizgi bir tehlikeye de işaret ediyor: AKP'yi biliyoruz. Haydi, açık konuşalım, her dönemde yeni nefes alma kanalları bulan Kemalist restorasyonun fikir babaları, sözcüleri ve gazetecileri AKP'yi olduğundan farklı bir şekilde tanımlaya çalışsalar da, AKP'nin temel özelliği bir burjuva partisi olması. AKP, Türkiye egemen sınıfının arayıp da bulamadığı bir parti. Gezi direnişine hunharca saldıran AKP, seçimlerde oy verilecek bir parti değil. Bunda AKP'ye oy vermeyi düşünmeyen milyonlarca insan arasında net bir uzlaşma var.

Peki ya CHP?

İşte bizim sloganımız, AKP'ye karşı olma, karşı çıkma konusunda anlaşan insanlara, ulusalcılığı, Kemalizmi, darbeciliği, Kürt düşmanlığını, Ermeni düşmanlığını, milliyetçiliği ve geleneksel devlet aygıtının tüm reflekslerini savunan bir geleneği sol adına savunmayı, bir siyasi alternatif olarak öne çıkartmanın siyasi intihar olacağının da altını çiziyor. "Ne AKP Liberalizmi ne CHP Kemalizmi" derken, AKP'ye karşı CHP'yi alternatif olarak gören, CHP'yi alternatif sanan, CHP'yi bir alternatif olarak pazarlayan ve böylece solculuğu yine o berbat ulusalcılığın sınırlarında tanımlamaya yol açacak olan eğilime karşı, sol ya da sosyalist çevrelerin özgürlükçü bir alternatifi örgütlemek için seçimleri fırsat olarak değerlendirmesi gerektiğini vurgulamak önemli.

CHP sol bir parti değil.

CHP sosyalist bir parti de değil.

Üstelik CHP sosyal demokrat bir parti de değil.

CHP, sola yönelik bir açılım yapabilecek bir parti de değil.

CHP, geleneksel devlet aygıtının bekçisi olan bir parti. Nereden mi çıkartıyoruz? Bakın çözüm sürecine yaklaşımına, bakın Andımız'ın kaldırılması karşısındaki tutumuna, bakın anadil konusundaki parti tutumuna, bakın Ermeni soykırımıyla yüzleşme tartışmalarındaki tutumuna, bakın Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılanan cuntacıları ve katilleri savunan tutumuna.

Bakın Arap Baharı karşısındaki, Ortadoğu devrimleri karşısındaki tutumuna.

Bakın Mısır darbesi karşısındaki tutumuna.

Bakın başörtüsü konusundaki tutumuna.

Bakın sözcülerinin apaçık milliyetçiliklerine.

Bakın yerel yönetimler anlayışına.

İşte “Ne AKP Liberalizmi ne CHP Kemalizmi” perspektifi, CHP hakkında yaratılan efsanelere karşı da, “Başka bir dünya mümkün” diyen insanların başka bir solun, özgürlükçü bir sosyalist alternatifin inşa edilmesinin zorunlu olduğunu bu seçim döneminde bir kez daha vurgulaması için hayati öneme sahip. 2015 yılında milletvekili seçimlerine kadar, seçimlerden çok daha önemli olanın sokakta verilecek mücadele olduğunu anlatacak bir kampanya örgütlemek çok önemli.

HDK, CHP ile ittifak kuramaz

Yaklaşık bir buçuk ay önce HDK, seçim tutumunu açıklayan bir basın açıklaması yaptı ve tamı tamına şu cümleyi kurdu: “Halklarımız neoliberal politikaların temsilcisi olan iktidar partisi ile ulusalcı-milliyetçi politikalarınn temsilcisi olan muhalefet partilerine mahkum değildir.” Tıpkı DSİP'in yıllardır savunduğu ana siyasi eksen gibi özetlenmiş durumda seçim politikası.

Bu cümlelerle seçim kampanyasını açıkladıktan sonra CHP ile ittifaktan bahsetmek, “CHP ile ilkelerde anlaşırsak” gibi açıklamalar yapmanın kendisi çok ilkesel görünmüyor. HDK'da Kürt halkının siyasi eğilimlerinin ağır bastığı çok açık. Adı geçen CHP ile ister parlamentoda ister sokakta hangi politikalarda, hangi ilkelerde bir anlaşma, uzlaşma yaşandı.

Kürt halkı CHP'yle her hangi bir uzlaşma yaşadı mı?

CHP'nin ilkeleri biliniyor, gizli değil. Gizliymiş gibi, sanki CHP'nin neyi savunduğu hiç bilinmiyormuş gibi, ilkelerde anlaşırsak CHP'yle seçim ittifakı yapabiliriz demek, anlaşılabilir değil.

Bu, kendini AKP karşısında çaresiz hissetmekten kaynaklanmıyorsa, CHP'yi sol içinde görmeye neden olacak bir açıdan siyaset alanına bakmaktan kaynaklanıyor demektir ki tehlikeli olan budur. CHP ile ittifak teklif dahi edilemez bir tutumdur. Bu öneriye Gezi direnişini alet etmek ise hiçbir şekilde kabul edilebilir bir siyasal yaklaşım değil. HDK hiçbir düzeyde CHP ile ittifak kuramaz. Kürdistan'da AKP nasıl mağlup oluyorsa seçimlerde, batıda da mağlup edilebilir. AKP mağlup edilecekse, bunun bir tek yolu var, eğer askeri vesayeti, sırtını orduya yaslamayı gündemden çıkarttıysak, AKP'ye oy veren kitlelerin AKP'ye oy vermemeye ikna etmek. Sizin %6 oyunuz mu var? AKP tabanından %5 oranında bir kitlenin sizinle politik olarak yakınlaşmasını sağlayabilirseniz, siz %11'e çıkarsınız, AKP %44'e düşer. Doğru politikalar etrafında her türlü fobiye mesafeli olan, özgürlükler arasında sıralama yapmayan, tüm özgürlükleri aynı anda savunan politik bir kampanya AKP tabanında sarsıntı yarattığında, bu, tutarlı, sürekli bir kitlesel siyasi mücadelenin temeli haline getirlebilirse özgürlükçü sosyalizmin kitleselleşmesi açısından önemli bir çıkış noktası olabilir. Zira böyle bir etki, CHP dahil diğer partilerin, sayısız kampayanın ve politik platformun da etkileyici odağı olabilir.

Ama memlekette Marx'ın Cumhuriyetçi ve hatta Ergenekoncu olduğunu iddia edebilecek kadar şaşkın olanların ya da cemaat hakkında ilim irfan sahibi olmayı ve “İmamın Ordusu” gibi gevelemeleri politika yapmak sananların müthiş solcular olarak algılandığını düşündüğümüzde, birilerinin HDK'yla CHP'nin ittifak kurabileceğini iddia edebilmesi de normalleşiyor. Sol adına anormal olan bir olgunun, ulusalcılığın bu kadar yaygın bir şekilde savunulabildiğini düşününce, bu türden ittifak arayışları ne yazık ki normalleşebiliyor. İnsanlar denize düştüklerini düşünüyorlar, bu yüzden yılana sarılmakta bir beis görmüyorlar. Anlatmamız gereken şu: Denize düşmüş değiliz. Çaresiz değiliz. Ölmüş bitmiş vaziyette değiliz. Sarıgül'ün etrafında sosyalist bir yeniden toparlanma gibi saçmalıkları siyasi analiz diye yutmak zorunda olduğumuz günlerden geçmiyoruz. Diyarbakır konuşmasında "Kürdistan" diyen başbakana ne demek istediğini soran, başbakanı bölücülük yapmakla suçlayan CHP'li milletvekillerini düşününce, HDK-CHP ittifakı önerisi, şaşkınlık ürünü değilse acizlik göstergesidir. Sözcü gazetesiyle Gündem gazetesinin ittifakını, 21 Mart'ta Diyarbakır Newrozu'ndaki kitlelerle 10 Kasım'da Anıtkabir'e giden kitlelerin birlikte hareket edebileceğini hayal eden omurgasız bir ittifak önerisidir. Hiçbir geçerliliği, gerçekliği olmadığını hep birlikte göreceğiz. HDK ancak kuruluş prensiplerinden vazgeçerse CHP ile ittifak kurabilir.


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası