Ozan Tekin

16 Kasım günü Amed’de yapılması planlanan bir dizi etkinlik, on yıllardır sürgünde yaşayan Kürt sanatçı Şivan Perwer, Federal Kürdistan Bölge Başkanı Mesut Barzani ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla, meseleye ister olumlu ister olumsuz yaklaşsınlar, herkesin kabul ettiği üzere tarihi bir siyasi buluşmaya dönüştü.

Kürt hareketinin temsilcileri, günler öncesinden, mitinge katılacak olan Perwer ve Barzani’nin önemini teslim etmekle birlikte, bu isimlerin hükümetin tek taraflı gözüken bir programında yer alacak olmalarını eleştirerek, buluşmaya soğuk baktıklarını dile getirdiler. Elbette ki bu eleştirinin haklılık payı büyük; Kantar Kavşağı’nda on binlerce kişinin önünde yapılan konuşmalar, bir süreliğine, sanki yıllardır savaşan taraflar Barzani’nin önderliğindeki Güney Kürtleri ile Türkiye devletiymiş gibi bir algı yarattı. Fakat 16 Kasım’da meydana gelen bir dizi diğer gelişme, günün anlam ve önemini bundan biraz farklı hâle getirdi.

 

Olan bitenle ilgili en sağlıklı yaklaşım, Amed buluşmasını, bir yıldır devam etmekte olan ve Selahattin Demirtaş’ın deyimiyle “kimsenin küçümsememesi gereken” çözüm süreciyle ilişkisi açısından ele alınarak bulunabilir.

Başbakan, Diyarbakır’da bir belediye olduğunu hatırladı!

En önemlisi, buluşmanın hemen öncesinde yaşanan gelişmeler sonucu, 16 Kasım tek taraflı bir etkinlik olmaktan bir ölçüde çıktı. BDP’lilerin bir kısmı, programın içerisinde yer aldılar. Başbakan Tayyip Erdoğan, iktidara geldikten 11 yıl sonra, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ni ilk kez ziyaret etti. Osman Baydemir ile Başbakan son derece dostane bir ortamda karşılıklı iyi niyet mesajları verdiler. Üstelik, yalnızca Başbakan değil, hafta sonunun Kürt konukları Şivan Perwer ve Mesut Barzani de daha sonra BDP’lileri belediye nezdinde ziyaret ettiler.

Üstelik, cumartesi günkü mitingde bundan ısrarla kaçınılmış olsa da, daha sonradan yapılan açıklamalarda, hem Perwer hem Barzani, yalnızca Erdoğan’a değil, barış sürecinin bir mimarı olarak PKK lideri Abdullah Öcalan’a da teşekkür ettiler. Barzani, “Kürtler özgürlüğe çok yakın. İşler dediğim çerçevede gelişirse af gelir, Öcalan da dahil olmak üzere” diye konuştu. Perwer, “Öcalan’ı ziyaret etmek isterim. Benim için şeref olur” ve “Herhalde bir gün kapılar sayın Öcalan’a da açılacak” ifadelerini kullandı. İki önemli isim de barışa vurgu yapan sözler sarf ettiler.

Çözümün sırrı

Ve belki de en önemlisi, Erdoğan, “Dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını göreceğiz” dedi. Sonradan “Genel af gündemimizde yok, ben hayalimi söyledim” diye düzeltme ihtiyacı duydu; fakat ilk kez bu kadar net, çözüm sürecinin sonunda kalıcı bir barışın tesis edilebilmesi için önşartın ne olduğunu itiraf etmiş oldu.

“Kürdistan” kelimesi telaffuz edilerek takdim edilen Mesut Barzani, PKK’den farklı (ve hatta sık sık onunla ters düşen, fiili olarak çatışan) bir başka Kürt ulusal hareketinin lideri olmasına rağmen, çok yakın geçmişe kadar Türk egemen sınıfı adına siyaset yapan kurum ve kişilerin açıktan hedef aldığı bir isimdi. Tüm Kürtler gibi, Barzani’nin ismi de hep “ulusal güvenlik” sorunlarıyla birlikte zikredilirdi. Çok değil henüz birkaç yıl önce, 2007 Aralık’ında Tayyip Erdoğan, TSK’nın bir sınırötesi operasyonunu yorumlarken “Barzani bizim muhatabımız değil” diyordu.

Şivan Perwer ise Kürt halkının üzerindeki baskılara, ezilmişliğine Kürtçe şarkılar söyleyerek isyan ettiği için yaşadığı topraklardan ayrılmak zorunda kalmış, Türkiye devletinin ceberrutluğunun birebir muhatabı olmuş bir sanatçı.

Bu iki ismin, Amed’in bir meydanında bizzat Türkiye devletinin egemenleri tarafından coşkuyla ağırlanması, Kürdistan bayraklarıyla karşılanmaları, Kürtçe konuşmalar yapmaları, şarkılar söylemeleri bile başlı başına çok önemli bir gelişme. Amed’deki tarihi iki güne bizzat Kürt hareketinin de –sınırlı da olsa- dahli olduğu düşünüldüğünde, Özgür Gündem’in “Söz yetmez” manşetiyle duyurduğu bu buluşmanın karşısında olmak, olsa olsa çözüme karşı çıkanların işi olabilir.

Zaten oldu da. Buluşmayı Sözcü gazetesi “Tayyip, Kürdistan’ı tanıdı, T.C.’yi sildi”; Aydınlık gazetesi “PKK’ya af sözü”, Ortadoğu gazetesi “Türk’ü sildiler, ihaneti kutladılar” diye duyurdu. MHP lideri Devlet Bahçeli, olayı “ikinci Habur rezaleti” olarak niteledi. CHP, hükümete “Kürdistan diye bir devlet mi var?” diye sordu.

Kürt halkının eşitliği için mücadele edenlerin bir kazanımı

Bizim açımızdan ise durum elbette ki bütünüyle farklı. Amed’de yaşananlar, en başta ve en çok Kuzey Kürdistan’da Kürt halkının ulusal eşitliği için mücadele eden Kürt hareketinin; belli bir ölçüde de, çözüm için gerekli iklimin oluşmasına katkı sağlayan Batı’daki barış aktivistlerinin muazzam bir başarısı. Bu, 16 Kasım buluşması iktidar açısından büyük ölçüde kendi gövde gösterisini içermesine rağmen böyle. Türkiye devletinin, geleneksel olarak savaş uçaklarıyla, tank ve tüfekle, katliamlarla “şov yaptığı” bir bölgede, bugün “şovunu” Başbakan’a yönelik Kürtçe pankartlarla, Kürdistan kelimesinin telaffuzuyla ve Kürtlerin geleneksel kıyafetlerinin yer aldığı sahnelerde yapmak zorunda kalıyor olmasını, en çok bugünlerin hazırlanmasına payı olanlar sahiplenmeli.

Zaten Aysel Tuğluk da bunu açıkça yapmış:

“Tabii ki, başımızın üzerinde yerleri var. Tabii ki, hoş geldiler. Bugün Diyarbakır’a gelebiliyorlarsa, Kürt halkının verdiği mücadele sayesindedir. Ödediği bedel sayesindedir. Kürt halkının onurlu evlatlarının feda ettiği canlar sayesindedir. Herkes bunu böyle bilmeli. Ve bugün buraya gelinebiliniyorsa, bu sayın Öcalan’ın 40 yıllık emeğinin ve mücadelesinin sayesindedir. O yüzden biz bu hakkın teslim edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.”

Şovenizme indirilmiş ağır bir darbe

Üstelik, Kürdistan’da yaşayanlar, Kürt hareketi, Perwer ve Barzani’nin ziyaretinde yanlış buldukları şeyleri elbette ki eleştirebilirler. Kürdistan’ın farklı parçalarında etkin olan siyasi hareketlerin kendi aralarında anlaşmazlıkları da olabilir. Bugünlerde Batı Kürdistan özelinde böyle bir gerginlik açıkça görülüyor, Barzani de BDP sözcüleri de bununla ilgili mesajlar veriyorlar.

Fakat Türkiye’nin batısında yaşayan, demokrasi ve barış isteyen birinin bu tartışmayla nasıl bir ilgisi olabilir? Türkiye devleti, ister Kuzey’de ister Güney’de olsun, on yıllardır tüm Kürtleri düşman olarak görürken, bu devletin vatandaşı olan birisinin derdi, farklı Kürt ulusal hareketleri arasındaki çekişmelerin bir parçası olmak veya bunları derinleştirmek midir?

Değildir ve olamaz da. Elbette, Tayyip Erdoğan ile Mesut Barzani’nin ekonomik veya politik olarak ittifak yapması eleştirilebilir. Fakat durumun herhangi bir başka ülkeyle geliştirilen ilişkilerle, örneğin AKP’nin Sudan’ın diktatörü El Beşir’le işbirliği yapmasından farklı değerlendirilmesi gerektiği aşikâr. Türkiye sınırları içinde olduğu kabul edilen bir yerde, Kürdistan bayraklarının açılması, Kürdistan lafının edilmesi, Kürtçe konuşulması; barış, özgürlük veya sosyalizm isteyenler açısından başlı başına çarpıcı bir gelişmedir. Irkçılığa, Türk işçi kitleleri Türk patronlara bağlayan milliyetçi fikirlere, Türkiye devletinin resmi ideolojisine indirilmiş ağır bir darbedir.

Hiç mi eksiği yok?

Bütün bu olumlu yanları baki kalmakla birlikte, Amed buluşmasının çözüm sürecine yaptığı katkı çok sınırlıdır. Barzani veya Şivan Perwer’in ağırlanış biçimi önemlidir, ancak barışın yolu buradan geçmemektedir.

Barış, savaşan taraflar arasında yapılır. Türkiye devletinin milyonlarca insanın kimliğini inkâr etmesi, itiraz ettiklerinde asimile veya imha etmesiyle başlayan savaşın durdurulması için, bu sorunu gündemimize sokan, Kürt halkının kolektif hakları için mücadele eden siyasi çizgiyle anlaşmaya varılması gerekmektedir.

Bu siyasi hareketin önderi, 14 yıldır bir adada tutsak edilmiştir. Yalnızca önderi değil, bugün binlerce aktivisti zindanlardadır. Dağlarda binlerce militanı vardır. Milyonlarca Kürdün temel hakları henüz tanınmış değildir. Kürtlerin Kürtçe konuşma hakları fiili olarak mücadeleyle kazanılmış, ancak örneğin anadillerinde eğitim görebilme imkanları sağlanmamıştır. Kürt halkının statüsü, kendi kendini yönetme hakkı tanınmamıştır.

Gerçek insanların gerçek sorunlarının çözümü için adımlar atılmadıkça, gerçek muhataplarla el sıkışılmadıkça, istediğiniz kadar Kürt sanatçıyla konserler düzenleyebilir, Türkiye dışından istediğiniz Kürt lideri getirtip onunla anlaşabilirsiniz. İyi olur, güzel olur, fakat çözümü getirmez.


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası