Venezuela'da Hugo Chavez'in seçilmesi, daha iyi bir dünya isteyen milyonlara umut vermişti. Mike Gonzales, ülkede nelerin başarıldığını ve ülkenin nereye gittiğini inceliyor.

Mike Gonzales
Venezuela Cumhurbaşkanı Hugo Chavez, her pazar saat 11'de, devlet televizyonunda ve radyosunda yayınlanan "Alo Başkan" programında halkı selamlıyor.

Programı herkes takip ediyor, bazıları eleştirmek için, bazıları da gelecek hafta hangi politik kararların alınacağını öğrenmek için.

Ancak, çoğu insan Chavez'i sıradan insanların savaşçısı olarak görse de, onun Bolivarcı devrimi dönüm noktasında duruyor. Eski egemen sınıf, köklü değişiklikleri önlemeye kararlı. Devrimle ortaya çıkan yeni bürokrasi kendi çıkarlarını geliştirdi.

Bu sırada kitleler, Chavez'i genel olarak desteklerken, değişim hızından ve eski seçkinlerin devam eden gücünden dolayı mutsuz.

Chavez, 1998'de bir halk desteği dalgasıyla seçildi. 1992 Şubat'ında Venezuela devletine karşı başarısız bir darbe girişiminde bulunmuştu ve hapsedilmişti. Fakat başkent Caracas'ın ve diğer şehirlerin etrafındaki gecekondu mahallelerindeki yoksulların saygısını kazanmıştı.

Bu yoksul halk 1989'da, Uluslararası Para Fonu (IMF)'nin dayattığı ağır ekonomi politikalarına karşı başkenti şiddetli protestolarla işgal etmişti. Caracazo diye adlandırılan bu işgal, üç gün içinde zalimce bastırıldı, ama bu bazı açılardan Bolivarcı devrimin ilk hareketiydi.

Kamulaştırma
Venezuela dünyanın en geniş petrol kaynaklarından birine sahip. Lakin onlarca yıldır bu kaynaklar, nüfusun yüzde 10'undan fazlasını zenginleştirmedi. Sözde kamulaştırılmış sanayi, milli ekonomiden çok, çok uluslu petrol şirketlerinin işine yaradı.

1999 Bolivarcı Anayasası bazı değişiklikler yaptı. Bu anayasa, seçilmiş yöneticiler başarısız olduğunda geri çağırılmalarına olanak sağladı. Eğitim olanaklarının genişlemesini, sağlık ve toprak  hakkının tüm Venezuelalılara tesis edilmesini sağladı. Hepsinden önemlisi, petrolü kamulaştırma sözü verdi.

Eski egemen sınıf buna çok öfkelendi ve karşı koydu. 2002'nin Nisan ayında, Chavez sağcı bir darbeyle devrildi. Ancak 48 saat içinde geri döndü.
Venezuelalı kitleler, Caracas'ın merkezine akın eden ve diğer şehirlerde de meydanlara dökülen on binlerce insan Chavez'in geri dönmesini istedi. Darbe yenilmişti, ama "eski düzen" pes etmedi.

Aynı yılın Aralık ayında, 18,000 yönetici ve beyaz yakalı işçi PDVSA'da, ulusal petrol şirketinde, greve başladı. Büyük bir özgüvenle, bu hareketlerinin Chavez'i yıkacağını iddia ettiler. Bu grevi yenmek, alt tabakanın seferberliğiyle desteklenen işçilerin sekiz haftasını aldı.

Devrim şimdi yeni bir evreye girdi. Devrim; sağlık, eğitim ve barınma için ulusal programlar ve yerli hakları için verilen savaş gibi "görevler"le sembolize edilmişti. "Görevler" bazı açılardan, halkın iktidarına dayanan yeni bir tür toplumun mümkün olabileceğini gösterdi.

"Görevler", sıradan insanların devrimi ileri götürebileceğinin bir tür paralel ifadesiydi. Chavez 2005'in Ocak ayında, Venezuela'nın "21. yüzyıl sosyalizmi"ni inşa ettiğini duyurdu.

Sağcılar hâlâ devletin içinde (yargıda, üniversitelerde ve diploma gerektiren mesleklerde) yaşıyordu ve her fırsatta değişimi sabote ediyorlardı.

Yine de öyle görünüyordu ki Bolivarcı devrim; genişleyen eğitim, sağlık ve iskan projeleriyle hız kazanıyordu. Politikaların dili gittikçe daha ulusalcı ve anti-emperyalist bir hâl alıyordu ve Chavez George Bush'a düzenli olarak saldırarak pek çok dost kazanmıştı.
Ve sağcıların Chavez'i indirmek için devam eden girişimleri başarısız oluyordu.

2006'da, Chavez artan oy oranıyla tekrar seçildi. Seçimin ardından derhal, yeni bir partinin -Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi'nin- kuruluşunu ilan etti.
Ama, bunun neyi temsil ettiği konusunda bir karışıklık vardı. Bu, alt tabakanın artan özgüveninin ve iktidarın merkezden tabana kaymasının bir ifadesi olan kitlesel bir politik örgüt olabilir miydi? Deklare edilmiş maksat buydu - ortada, kitle örgütleriyle halk arasında yapılmış hiçbir fikir alışverişi olmamasına rağmen.

Chavez, yukarıdan bir parti yaratmıştı ve bu partinin önderleri seçilmemişti, kendisi tarafından atanmıştı. Yine de milyonlar, örgütün, devrimi ileri taşıyacağı inancıyla bu partiye katıldı.

Altyapı
Kasım 2007'de Chavez, ekonomide devletin alanını genişletecek olan ve kendisinin ikiden daha fazla kez seçilebilmesini sağlayacak olan anayasa değişikliklerini referanduma sundu. Kendisinin tekrar seçilmesinden tam bir yıl sonra yapılan bu referandumu kaybetti. Neden?

Oylama, Chavez haddinden fazla popülerleşirken, halkın çoğunluğunun kaygılarının arttığını gösteriyordu.

"Görevler" başarısız olmaya başlamıştı. Enflasyon, işçilerin ücretlerini kemiriyordu. Sendikalar ücretlerin arttırılması için savaştığında devlet, aslında Chavez'in kendisi, buna karşı geldi.

Ve öyle görünüyordu ki, Venezuela'nın tüm petrol zenginliğine rağmen, devletin altyapı sistemi daimi olarak çöküşün eşiğindeydi - sokaklar çöple dolu, yollar bakımsız bir halde ve inşa projeleri ya ertelenmiş ya da yarım kalmış durumdaydı.

Sağ partiler, Chavez'e karşı medyada ve sokaklarda, delicesine -ve vahşice- bir kampanyaya giriştiler.

Sağcı öğrenciler, aşırı sert bir Chavez karşıtı TV kanalının ruhsatının yenilenmesinin devlet tarafından reddedilmesinin ardından sokak yürüyüşleri ve "ateş barikatları" düzenledi.

Aynı zamanda, petrol fiyatları artmaktaydı ve Venezuela'nın orta sınıfı, tüm bağırış çağırışlarına rağmen, lüks yaşam tarzlarını sürdürüyorlardı.
2007'deki oylamada Chavez'in yenilmesinin arkasındaki ikinci neden de yozlaşmaydı. Yeni devlet bürokrasisi Bolivarcı devrim lafları ediyordu ancak diğer yandan gittikçe zenginleşip güçleniyor ve kendi dar çıkarlarına hizmet ediyordu.

Sağcılar 2008 yerel seçimlerinde, Caracas Belediye Başkanlığı dahil, önemli zaferler kazandılar. Açıktı ki Chavez hâlâ takdir ediliyor ve seviliyordu, ama aynı şey onun atadıkları için geçerli değildi. Devrim fena halde irtifa kaybediyordu. 

Kutuplaşma
Bu yılın Şubat ayında Venezuelalılar, Chavez'e iki kereden daha fazla seçilebilme imkanı sağlayan yasa değişikliği için tekrar sandıklara gittiler.

Bu sefer tüm kamu yöneticilerinin de yeniden seçilebilme hakları dahil edilmişti. Bu kez Chavez kazandı, ama kampanya artan gerilim ve kutuplaşma atmosferinde yürütülmüştü.

Halk; intikam isteyen, adaletin ve eşitliğin olmadığı bir topluma dönüş peşinde koşan eski düzenin geri dönüşü ile Bolivarcı devrim arasında bir seçim yapmak zorunda kaldı. Ancak Bolivarcı devrimin kendisi ikiye bölünmüş görünüyor.

Bir yanda, durmaksızın halkın iktidarından bahsederken, kendi çıkarlarının önceliğini kollayan bürokrasi sınıfı. Diğer yanda, devletin içindeki, sosyalist bir vizyona sahip devrimciler.

Devrim, farklı çıkarların ateşli rekabetiyle birlikte bir dönüm noktasına vardı. Burada çelişkiler de mevcut.

Yeni Eğitim Kanunu, temel özgürlük değerleri çerçevesinde bedava evrensel eğitimi garanti ediyor, ancak ayrıca özel eğitimi de koruyor. Petrol ve gaz üretiminin planlanmış genişlemesei Venezuela devleti ve Rus, Çin ve Avrupa sermayeleri ortaklığında yürütülecek.

Tüm protestolarına ve suçlamalarına rağmen, Venezuelalı kapitalistlere dokunulmadı.

Petrol fiyatları varil başına 140 $'dan yaklaşık 50 $'a düştü. Eğer ekonomik durgunluk önümüzdeki yıl da devam ederse, ki öyle görünüyor, petrol endüstrisi süratle artan enflasyonu veya sosyal programların sürdürülmesini karşılayamayacak.

Ekonomik tasarrufun bedelini kim ödeyecek? Eğer bu zenginler olmalıysa; devrim, sıradan insan kitlelerinin ekonomik kontrolünü ve iktdarını geliştirme sözünü tutmak zorunda kalacak.

Çin ve Rusya'nın, böyle bir politikayı desteklemekte Avrupalı müttefiklerinden daha fazla çıkarları yok. Ve tüm retoriğe rağmen, ABD, Venezuela petrolünün anahtar müşterisi olmaya devam ediyor.

Bolivarcı devrim, Latin Amerika çapında yeni bir nesle, daha iyi bir dünya için savaşmak için esin kaynağı oldu. Venezuela'nın kendisinde de, pek çok sıradan insanın hayatlarındaki reel bir iyileşmeye rağmen, halkın iktidarı için verilen mücadele devam ediyor.

Çeviren: Burak Demir


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası