1999 yılında Seattle'da patlayan antikapitalist hareket, politik atmosferi dünya çapında radikal bir biçimde değiştirdi. Bir yandan solda duran akademisyenler, aydınlar seslerini duyurabilecekleri küresel bir hareketin içinde aktivist olarak yer almaya başladılar. Diğer yandan da "eski" solun değerleriyle, bürokrasisiyle, uzlaşmacılığıyla, nostaljik ve köhnemiş fikirleriyle hiçbir yakınlık hissetmeyen, doğrudan eylemden yana, dünyayı hemen şimdi değiştirmek isteyen yepyeni bir aktivist kuşağı ortaya çıktı.

Sosyalist İşçi, bu hareketin patlamasıyla, Türkiye'nin de kaçınılmaz bir biçimde bu hareketten etkileneceğini anlatmaya başladı. Kısa sürede, bu hareketin, tabiri caizse, borazanı oldu.

Antikapitalist hareket, şirket ve kapitalizm eleştirisinde çok büyük hamleler yaptı, 11 Eylül saldırıları sonrasında emperyal politikaları için uygun bir iklim bulan Bush ve ekibine karşı, antikapitalist hareket, savaş karşıtı harekete dönüştü.

Türkiye'de savaş karşıtı hareket çok yaygın bir karakter kazandı. 1 Mart tezkeresini Bush'un hayatındaki en önemli hayal kırıklıklarından birinse çeviren hareket Türkiye toplumsal muhalefet tarihinde eşine az rastlanan bir başarıya imza attı.

Sosyalist İşçi, Afganistan işgalinden günümüze kadar, savaş karşıtı hareketin gücünü, önemini vurgulayan politik odaklardan birisi oldu.

Bu hareket içinde birlikte mücadele eden aktivistlerin birlikte yeni bir siyasal arayışa da girmesi kadar olağan bir gelişme olamazdı. Türkiye'de çok sayıda sol örgüt olsa da bu örgütlerin hiçbirisi, hareketin ileriye ittiği binlerce aktivistin, "İşte, bu benim siyasi örgütüm olabilir" diyeceği güveni veremedi.

Bir hareket gibi, bir kampanya gibi örgütlenen iki seçim kampanyası, 2007 yılında seçim sürecine damgasını basan Baskın Oran ve Ufuk Uras seçim kampanyaları, binlerce aktivistin kampanyaları doğrudan bir siyasal hedef ve çalışma altında birleştirmesinin yaratacağı enerji patlamasının politik dengeleri ne ölçüde sarsabileceğinin kanıtı oldu.

Sosyalist İşçi, 2005 yılından beri hem emekçilerin hem de aktivistlerin, eski soldan bezen, radikal sloganlar etrafında, birleşik bir mücadele sürdürmek isteyenlerin yeni bir sol partide bir araya gelmelerinin günün en önemli ihtiyacı olduğunu anlatıyor. Bir yandan emeğin bir yandan da aktivistlerin sesi olacak, ırkçılıkla, darbecilikle, yeni liberal politikalarla mesafesini sayısız kampanyada göstermiş olan ve ikirciksiz ezen ezilen ilişkisinde ezilenden yana tutum alan, solun eski ve sağcı bazı kesimlerinin "kimlik politikası" olarak aşağıladığı her başlığın, emekçilerin mücadelesini birleştirmek için üzerine üzerine gidilmesi gereken politik sorunlar olduğunu bilen aktivistlerin sesi olabilecek kitlesel ve yeni bir sol partinin kurulması bir zorunluluk.

Bürokratik değil aşağıdan örgütlenen, kampanyaların üzerinde yükselecek, birlikte parti kurma iradesini gösterenlerin sokakta birlikte, omuz omuza mücadele edeceği, milyonlarca bildiri dağıtarak sokakta örgütlenecek yeni bir sol.

Hareketin her zirve noktasında kadınlar ve gençlerin en öne fırladığı defalarca kanıtlandı. Kadınların ve gençlerin sadece sözcüsü değil, aynı zamanda öznesi, hareketi politik tartışmalarıyla belirleyen temel gücü olduğu bir kitlesel sol. Bize gereken böyle bir sol.

Hrant Dink'in ölümü ve ardından 2007 genel seçimlerinden sonra hız kazanan Ergenekon davası, solda ulusalcı olanlar-enternasyonalist olanlar ayrımını derinleştirdi. Kürt sorununda başlayan ve "açılım" adı verilen süreç, bu ayrışmayı bir kez daha hızlandırdı. Kürt hareketinin ABD'yle uzlaştığını düşünenler bir yanda, Kürt halkını bu dönemde koşulsuz bir biçimde desteklemek zorunda olduğunu düşünenler, enternasyonalistler diğer yanda.

Bu ayrışma yokmuş gibi davranmayacak kitlesel bir sol. Böyle bir sol, bu netlikte ortaya çıktığında, hareketin aktivistlerini çok açık ki heyecanladıracak ve sokağa çekecektir.

Üstelik, 2008'in Eylül ayında başlayan küresel kriz, Türkiye'de özellikle dev bir işten çıkartma saldırısı olarak yaşanmışken, emekçilerin tek tek direnişini birleştirmeyi, emekçilerin ekmek ve adalet, iş ve özgürlük taleplerini seslendirmeyi başaran bir kitlesel sol, politik ortamı sarsarak, heyecan yaratarak, kazanma umudu ve gücünü yeniden sağlayarak ilk adımlarını atabilir.

Sosyalist İşçi gazetesini çıkartan DSİP üyeleri, yıllardır, böyle bir kitlesel sol partinin kurulması için, DSİP'i kapatmak da dahil ellerinden gelen tüm olanakları seferber edeceklerini vurguluyorlar.

Bu vurguyu, şimdi, yüksek sesle bir kez daha yapıyoruz!


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası