Burak Demir
Berlin Duvarı'nın yıkılışının 20. yıldönümünü yaşıyoruz şu günlerde. Kapitalistler coşkulu kutlamalar düzenlerken, başta stalinistler olmak üzere pek çok solcu da ezik bir tavırla hem bu kutlamaları yapanlara kızıyorlar hem de duvarın yıkılmasında rol oynayan dönemin liderlerine, özellikle de Gorbaçov'a küfrediyorlar. "Gorbaçov stalinizme ihanet etti ve Doğu Bloğu'nun yıkılmasına sebep oldu" diyorlar.

İyi de, Stalin döneminde nasıldı ki "Doğu"nun hali? İşte bu sorunun cevabını André Gide 1936'da, stalinizmin gümbür gümbür olduğu dönemde veriyor 'SSCB'den Dönüş' adlı kitabında.

Fransız edebiyatçı André Gide 1930'larda, Sovyetler Birliği'ne hayranlık duyan bir komünisttir. 1936 yılında, bir grup sosyalist yazar ile birlikte Sovyetler Birliği'ni gezmek için davet edilir ve birkaç ay süren bir Rusya turuna katılır.

Sovyetler Birliği'nde gördükleri sebebiyle gezinin başlarında azalmaya başlayan hayranlığı gezinin sonlarına doğru bir düşmanlığa dönüşür. Kendisi de bir eşcinsel olan Gide, uzun süre hayranı olduğu ülkede öyle şeyler görür ki, Ekim Devrimi ile özgürlüğe kavuşan eşcinsellerin Stalin'in çıkardığı yeni bir yasa ile sadece eşcinsel olmaları gerekçesiyle hapis cezasına çarptırıldıklarını öğrendiğinde çok da şaşırmaz. André Gide, hayranı olarak gittiği Rusya'dan, Sovyetler Birliği karşıtı ve şiddetli bir anti-stalinist olarak döner.

Gide, Sovyetler Birliği'nde gördükleri karşısında edinmeye başladığı fikirlerini gezisi boyunca dikkatle gizler. Çünkü, "özgürlükler ülkesinde", o ülke hakkındaki olumsuz fikirleri beyan etmenin ne kadar tehlikeli olduğunu kısa sürede anlar. Ancak Fransa'ya döndükten sonra, Rusya'da gördüklerini anlatan SSCB'den Dönüş adlı kitabını yazar.

SSCB'den Dönüş'te Gide; Sovyet Rusya'nın sokaklarında aç gezen kimsesiz çocukların toplama kamplarına gönderilmemek için polislerden nasıl kaçtıklarını, fabrikalarda ölesiye çalıştırılan işçilerin birkaç metrekarelik barakalarda nasıl yoksulluk içinde yaşadıklarını, stalinistlerin öve öve bitiremedikleri stahanovculuğun kölelerin sırtına vurulan eski çağlardaki kırbaçtan aslında hiçbir farkının olmadığını, Lenin'in "en fazla ortalama işçinin ücreti kadar ücret almalıdırlar" dediği yöneticilerin sofralarında sadece kuş sütünün eksik olduğunu, bütün bir halkın Pravda tarafından aldatılarak dünyanın en müreffev ülkesinde yaşadıklarına nasıl inandırıldıklarını... kısacası stalinist karşıdevrim tarafından, Ekim Devrimi'nden kalan ne varsa nasıl yokedildiğini ve Sovyetler Birliği halklarının nasıl ezildiğini anlatıyor.

Gittikçe burjuvalaşan bürokrasi sınıfının nasıl karşıdevrimci olduğunu anlatıyor André Gide gördükleri karşısında ve ekliyor: "Bugün Rusya'da karşıderimci olarak tanımlanan şeyse tam tersi. Bugün Rusya'da karşıdevrimci olarak kabul edilen şey, Çarlık Rusya'sını deviren devrimci ruhun ta kendisi."
André Gide bu kitabını yayınladıktan sonra pek çok arkadaşı dahil çok sayıda sosyalistin saldırısına mağruz kalıyor. Döneklikle ve sosyalizme ihanet etmekle suçlanıyor. Gide ise Sovyetler Birliği'nde olan biteni gösterip onu eleştirerek sosyalizme ihanet etmediğini çünkü Sovyetler Birliği'nde gördüğü şeyin sosyalizm olmadığını söylüyor ve dünya sosyalistlerinin örnek alarak yüzlerini döndükleri Rusya'nın gerçek yüzünü gösterip stalinizmin eleştirisini yaparak sosyalizme hizmet ettiğini belirtiyor.

Bu kitabında André Gide, Sovyetler Birliği'nin teorik bir analizini yapmıyor, yapamıyor. Kitabın önemli bir kısmında sadece gördüklerini anlatıyor ve kitabın küçük bir kısmında da gördükleri hakkında yorum yapıyor. Bu yorumlarda da, SSCB'den Dönüş'ü yayınladıktan bir yıl sonra yazdığı SSCB'den Dönüş Üzerine Düzeltmeler'de de, Sovyetler Birliği'nin o dönemki mevcut yapısının sosyalist olmadığını kesin bir dille söylerken, bu yapının tam olarak ne olduğunu açıklayamıyor. Sovyet halkının Stalin'den kurtulup sosyalizme doğru ilerleyeceği şeklindeki umudunu korumaya devam ediyor.
Gide, Stalin Rusya'sını eleştirdiği için tepkiyle karşılaşacağını umduğunu ama bu kadar da çok saldırıya maruz kalacağını tahmin etmediğini belirtiyor. Dedim ya, stalinizmin güçlü bir analizini yapamıyor Gide. Yapabilseydi, bu kitabının ardından gördüğü tepkilere şaşırmaz, hatta bir Sovyet ajanı tarafından buz baltasıyla öldürülmemiş olmasına şükrederdi.

Sonuç olarak, SSCB'den Dönüş sağlam analizler içermese de, 1936 yılında Sovyetler Birliği'nde yaşamanın nasıl bir şey olduğunu, sadece istatistiklerle değil; sokaklarda, fabrikalarda, kolhozlarda, okullarda vs. hayatın nasıl olduğunu göstererek anlatması sebebiyle okumaya değer bir kitap.
Türkiye'de Anahtar Kitaplar Yayınevi tarafından basılan bu kitap 5 TL'ye satılmaktadır.


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası