Tolga Tüzün

29 Temmuz'da Tahrir Meydanında kitlesel bir gösteri düzenleyen İslamcılar, bir takım çevrelerin ellerini ovuşturup 'biz size dememiş miydik' nidaları çığırmalarına sebep oldu. Bunların arasında Batı basını (Times, Washington Post vs.), Hudson Enstitüsü, Arapların/Müslümaların kendi başlarına adam olamayacaklarını savunan, islamofobiden muzdarip bilumum siyasi çevreler, ve tabii ki generallerle elele yapılmayan devrimi devrimden saymayan bazı Türk solcuları vardı.

Bu kitlesel gösterinin ana unsurlarını oluşturan Selefiler, Cihatçılar ve Müslüman Kardeşler tam altı ay geç kalmış bir çaba içindeler. 25 Ocak'taki devrimi sahiplenmekte ve yönlendirmekte başarısız kaldılar; şu andaki toplumsal hareketlere liderlik etmekten de çok uzaklar. Aslında 29 Temmuz'daki gösteriye, sahneyi çoktan terk etmiş olan eski İslami geleneğin son bir selama çıkması olarak bakmak mümkün.

Özgürlük talepleriyle ortaya çıkan ve müslüman olan ve diktatörlere/baskıcı rejimlere karşı olan Araplar, kendileri ile ilgili bütün ezberlerini bozuyorlar. Çünkü özgürlük ve Arap/müslüman imgeleri bir takım çevrelerde bir türlü örtüşmüyor. Bunun yerine El Kaide ve benzeri marjinal örgütleri bu coğrafyadaki bütün kitlesel hareketlerin arkasında görüyorlar. Gerçek bundan bir hayli uzak.

 

El Kaide benzeri örgütlerin bu ülkelerde toplumsal ya da siyasi tabanları yok denecek kadar az. Batıda şehirlerin banliyölerinde aile ve cemaatleriyle ilişkisi kesilmiş gençleri örgütlüyorlar. Bu tip örgütlerin özgürlük, adalet, eşitlik üzerine geliştirdikleri politik bir program yok, kitleleri sokağa çıkaracak güce de sahip değiller. Bu anlamda en etkili güç 1950'lerden beri ciddi bir politik alternatif sunan Müslüman Kardeşler'di. Bölgedeki bütün tek adam rejimlerinin bu örgütü sürekli baskı altında tutmuş olması, rakip bir politik gücün farkında olmalarından kaynaklanıyordu. Bu baskı politikası, iç yaşama dönük, ahlaki denetim kaygısını öne çıkaran, siyasi bir projesi olmayan Selefizm'in bu coğrafyada önem kazanmasına ve öne çıkmasına yol açtı. Diktatörlükler kendi siyasal rejimlerini tehlikeye sokmayan her köktenci İslami akımı destekleyerek, sistemin içine dahil olmalarını sağladılar. Bu tutum Müslüman Kardeşlerin de kendilerini gözden geçirmesine ve alternatif ekonomik ve toplumsal projelerini diğer İslami hareketler gibi varolan kapitalist/totaliter paradigmanın içinde eritmelerine sebep oldu. Herhalde bu örgütler rejimlere bu şekilde entegre olmalarının bedelini hiç ummadıkları bir biçimde ödeyeceklerini tahmin etmemişlerdi.

Yeni Talepler

2011 yılında Arap devrimlerini yönlendiren en önemli aktörler kentlerde demokrasi talebiyle sokağa çıkan gençlik ve işçi sınıfı oldu. Büyük bir öte dünya projesi ile ilgilenmiyorlardı, çok daha somut talepleri vardı: özgürlük, adalet ve haysiyet. Bunlar dinî değil politik taleplerdi, bu anlamda Arap devrimleri laik toplumsal hareketler oldu. Bu talepler Müslüman Kardeşler ve Selefiler'de kafa karışıklığına ve bölünmelere yol açtı. Mısır örneğinde Kardeşlerin gençlik örgütleri Tahrir Meydanında güvenliği örgütlerken lider kadrosu Mübarek'le görüşmeye çalışıyor ve durumu kontrol altına almaya çalışıyordu. Örgütte çatlaklar oluştu, bölünmeler oldu ve devrim politik taleplere sahip çıkanları kendine kattı, büyüdü ve diktatör devrildi.

Yerine gelenler diktatörün eski generalleri oldu. Sokaktaki aktivistler de işçiler de bunun farkındalar. Nasıl farkında olmasınlar: Temmuz ayından beri giderek artan bir biçimde 'sözde yeni' yönetimin generalleri (SCAF, Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi) Mübarek'in baskı rejimini yeniden tesis etmek üzere harekete geçti. Temmuz'un başında eski rejimin tasfiyesinin hızlandırılması ve etkinleştirilmesini isteyen göstericileri Tahrir Meydanında kovaladılar. Devrimci yürüyüşlerin önünü kestiler, provoke ettiler, saldırdılar, ve yüzlerce insanı yaraladılar.  Ağustos ayında Tahrir Meydanında devrimde ölenlerin yakınlarını ve göstericileri döverek Tahrir Meydanından çıkardılar. Yüzlerce insan yine tutuklanarak hapishaneye gönderildi.

Generallerin rejiminin en değişmez destekçisi Selefiler Müslüman Kardeşlerin  tutukluğunu iyi değerlendirdiler ve dini taleplerini öne sürerek rejim değişikliğine yön vermeye soyundular. 29 Temmuz gösterisi bunun doruk noktasıydı. Ne Müslüman Kardeşlerin, ne Selefilerin, ne de Cihatçıların generallerin rejimiyle bir sorunu olmadığı ortada. Ekonomik olarak liberal ekonomiyi çoktan benimsemişler ve muhafazakar/totaliter bir politik düzen savunması yapmaktan başka bir önerileri yok. O gün atılan sloganların çoğu rejime destek sloganları oldu. Generaller ve sokaktaki işbirlikçileri karşı-devrimleri için gereken koşulları sağladıklarını düşünüyor olmalılar.

Oysa hem yeni rejimlerin hem de Batılı destekçilerinin gözden kaçırdıkları bir şey var: demokrasi talebiyle sokaklara çıkan kitleleri onlar örgütlemediler. Arap toplumlarındaki özgürlük talepleri ve sonucundaki devrim dalgası, bu talepleri dile getirenler tarafından söke söke elde edildi. Yeni rejimler kendi vermedikleri hakları nasıl geri alacakları konusunda ne yapacaklarını bilmiyorlar.  Politik ortamın giderek gerilmesi, işçilerin yeni taleplerle gelmeleri, aktivistlerin demokrasi için bastırmaları karşısında eski baskıcı rejimlerin tedbirlerini geri getirmenin devrimi tekrar körükleyeceğini biliyorlar. Bu yüzden devrimde rol oymamış siyasal İslamı öne sürerek kendilerine bu tedbirler için manevi bir kalkan yaratıyorlar. Halbuki bu manevi kalkanın aşağıdan yukarı vuran bu devrimler karşısında söyleyecek lafı yok. Tahrir Meydanında yukarıdan aşağı dayatılan hiçbir lideri, hiçbir akımı, hiçbir gurubu tanımayacaklarını defalarca tekrarlamış olan onbinlerce insan var karşılarında. Politik islam başka bir oyuna ait repliklerle sahneye çıkıyor ve aşağıdan gelen dalga karşısında sahneden inmekten başka çaresi yok.

İşçi sınıfı bastıyor: Devrime Devam

Özgürlük, adelet, ve değişim taleplerini taşıyan, mücadelesini bu taleplerin etrafında örerken rejimin baskılarından yılmayan ve taleplerinin haklılığını hiçbir manevi gurubun gölgeleyemeyeceği tek bir hareket var: işçi sınıfının hareketi. Tunus'dan Libya'ya Mısır'dan Yemen'e kadar olan bütün değişim taleplerinin arkasında emekçi kesimlerin olduğu ortada. Mısır'da rejimin ilk altı ayında binden fazla grev ve işçi eylemi sonucunda işçiler kendi yöneticilerini seçtiler, yozlaşmış patronlarını kovdular. Bu kazanımlar generallerden, liberallerden ve İslamcılardan aynı tepkiyi aldı: ayaklar baş olmasın, üretim yeniden eskisi gibi olsun.

Eylül ayının başından itibaren ivme kazanan işçi hareketi generallere kök söktürüyor. Hükümet 22.000 tekstil işçisi ile toplu görüşmeler yaparken, ertesi gün Tahrir Meydanını dolduran 100.000 işçiyle karşılaştı. Müslüman Kardeşler gene alanda yoktular; işçilerse devrimin rayına oturtulması talebini dillendiriyorlardı.

Öğleden sonra generallere ABD ve İsrail'den telefon yağmaya başladı. Göstericiler İçişleri Bakanlığına doğru yürüyüşe geçmiş arada İsrail Konsolosluğunda uğramış ve talan etmişlerdi.

Aynı anda 40.000 öğretmen 'Taleplerimizi karşılayın yoksa bu sene okul yok' pankartlarıyla parlementonun önündeydiler.

Generaller derhal Mübarek'in kanunlarını devreye soktular ama pek işe yaramadı. 26.000 şeker işçisi mücadeleye katıldı. Yüzlerce tekstil işçisi Shibin al-Komi'da valinin evini bastı. Mücadele onbinlerce insanı sokağa çıkardı ve milyonlarca insana Şubat Devriminde Tahrir Meydanına niye toplandıklarını hatırlattı.

Eylül ayı demiryolu, posta, eğitim ve tekstil emekçilerinin eşgüdümlü grevleriyle geçti. Mübarek'in devrilmesinin hemen öncesindeki günlerde, kendi aralarında örgütlenmemiş olsa da greve çıkan işçi sınıfı, diktatörün devrilmesinde ne kadar büyük bir rol oynadıklarını anladı. O yüzden ne şimdiki generallerin 'kamu yaşamına zarar veren' grevleri yasaklamalarını ne de eylemlerine son vermedikçe müzakere olmayacağını söylemelerini dikkate alıyor ve eylemlerine devam ediyor.
Devlet destekli sendika konfederasyonu dağıldı, bağımsız sendikalar kuruluyor. İşçi sınıfının şu anda ihtiyacı olan şey bağımsız grevleri koordine edecek ve bütün ülke çapında genel grevi örgütleyecek devrimci bir örgüt.
Uluslararası Sosyalist Akıma bağlı Mısır'daki Devrimci Sosyalistler bir çağrı yaparak bu yönde bir oluşum için adım attılar. Bu yazıyı onların dile getirdiği taleplerle bitirmek istiyorum.

"Genel grevi yönlendirmek için tek ve birleşik bir grev komitesi oluşturulmalıdır"

  1. İşçi sınıfının, ne geçtiğimiz beş yıldaki mücadelelerdeki ne de Mısır Devrimi'ndeki rolünü gözardı edebiliriz. Hüsnü Mübarek'in iktidarının son haftasında rejimi felç eden, grev dalgasıydı.
  2. Bugün işçi sınıfı devrimi yeniden yoluna koyuyor. İşçi sınıfının önemli merkezleri, önümüzdeki birkaç gün içinde başlayacak bir dizi greve çıkmaya karar verdi.
  3. Grevciler, işçilerin adil bir ücret ve insani çalışma şartları için, yolsuzluğa karşı mücadele etme hakkını savunuyor; Mübarek'in atadığı görevlilerin devlet kurumlarında ve kamu kuruluşlarındaki egemenliğine karşı çıkıyorlar.
  4. Bu grevlere Mahalla al-Kubra'nın tekstil işçileri, öğretmenler ve üniversite öğretim görevlileri, sağlık işçileri, havayolları çalışanları ve ulaşım işçileri önderlik ediyor.
  5. İşçilerin mücadelesi, Ocak ayında Mısır'da yaşanan devrimin sadece önemli bir kısmı değil, temel talebi itibar ve sosyal adalet olan devrimin en önemli aşaması.
  6. Bizim devrimimizin kazanımlarının meyvesini toplamak için yarışılan bu günlerde, milyonlarca işçi ve emekçi, devrim öncesinde katlanmış oldukları yoksulluk ve baskıdan bugün de zarar görüyorlar.
  7. Şimdi, işçi sınıfı bütün gücüyle mücadeleye geri dönüyor. Bu mücadele, devrimi yeniden sosyal adalet ve işçi sınıfının hakları için mücadele edilen rayına oturtacak.
  8. Mübarek'in son haftasında ülkeyi silip süpüren grev fırtınası -kendiliğindenliğine ve merkezi bir liderlikten ve koordinasyondan yoksun olmasına rağmen- başarılı olduysa, şimdi grevlerin tüm sektörlere sıçraması ve bütün bağımsız sendikaların ilgisini çekmesi kaçınılmazdır.
  9. Bu grevler, işçilerin -kendilerinin ortaya koyduğu- kolektif taleplerini yansıtıyor. Bunlar hareketin dışından dikte edilmiyor.
  10. Bizim, yaklaşan grevleri yönetmek için, sadece etkilenen sektörlerin temsilcileriyle sınırlı olmayan, işçi sınıfının geri kalanını da genel grevin bir parçası olarak taleplerini yükseltmesi için cesaretlendirecek, birleşik bir komiteye ihtiyacımız var.
  11. Bu komitenin önümüzdeki yılda da grevleri yönetmesi ve -yüzlerce yoksul işçinin daha iyi bir yaşam için hayatlarını verdikleri- devrimin görevlerini tamamlamak için işçi sınıfını birleştirmesi gerekiyor.
  12. Bugün bizler adalet ve özgürlük düşlerimizi ve umudumuzu geri almak için yapacağımız genel grevin eşiğindeyiz. Bu konuda işçi sınıfı bizi asla hayalkırıklığına uğratmadı.

Dijital sayı 27 - 11 Mayıs 2021 (pdf)

Dijital sayı 26 - 27 Nisan 2021 (pdf)

Dijital sayı 25 - 6 Nisan 2021 (pdf)

Dijital sayı 24 - 23 Mart 2021 (pdf)

Dijital sayı 23 - 16 Mart 2021 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası