KESK, DİSK, TMMOB ve TTB, 8 Ekim'de Ankara'ya yürüyor. "Eşit, Özgür, Demokratik Bir Türkiye İçin", "İnsanca Yaşamı Savunmak İçin" sloganlarıyla yapılan Ankara yürüyüşü savaşa karşı barış isteğinin haykırılmasına sahne olacak.

Sendikalar ve meslek örgütleri yayınladıkları ortak bildiride "Artık yeter! kimse ölmesin" diyenler susturulmakta, Kürt sorununda demokratik, barışçıl çözüm yerine daha fazla silah/savaş, daha fazla ölüm anlayışı dayatılmaktadır. Kaynaklarımız bir kez daha savaşa aktarılmakta, barış ve diyaloga dayalı çözüm umudumuz kırılmak istenmektedir" diyerek hükümetin savaş politikalarını eleştirdi.

Hrant Dink cinayeti davasında sona gelindi. Savcı, Yasin Hayal ve Erhan Tuncel'in de aralarında bulunduğu 7 sanık için ikişer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis istedi. 'Öldür' emrini verenlerle tetikçiler arasındaki ilişkiyi saptayacak delillerin yok edildiğini söyleyen savcı şu tespitleri yaptı:

  • Hrant Dink cinayetini Ergenekon çetesinin Trabzon'daki hücre örgütlenmesi işlemiştir.
  • Tetikçiler İslamcı değil, ulusalcı ve kemalisttir.
  • Yasin Hayal'in Trabzon'daki McDonalds'ı bombalaması gibi Rahip Santoro ve Zirve Yayınevi cinayetleriyle bağlantılıdır. Hrant Dink'in ardından Orhan Pamuk, Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos'un da öldürülmesini planlamışlar.
  • Ergenekon'la tetikçiler arasındaki irtibat telefon kayıtlarının ve görüntülerin silinmesi ile delilsiz bırakılmıştır.
  • Delillerin karartılmasında cinayeti bildiği halde önlemeyen Trabzon Emniyeti ve Jandarması sorumludur.

Tolga Tüzün

29 Temmuz'da Tahrir Meydanında kitlesel bir gösteri düzenleyen İslamcılar, bir takım çevrelerin ellerini ovuşturup 'biz size dememiş miydik' nidaları çığırmalarına sebep oldu. Bunların arasında Batı basını (Times, Washington Post vs.), Hudson Enstitüsü, Arapların/Müslümaların kendi başlarına adam olamayacaklarını savunan, islamofobiden muzdarip bilumum siyasi çevreler, ve tabii ki generallerle elele yapılmayan devrimi devrimden saymayan bazı Türk solcuları vardı.

Bu kitlesel gösterinin ana unsurlarını oluşturan Selefiler, Cihatçılar ve Müslüman Kardeşler tam altı ay geç kalmış bir çaba içindeler. 25 Ocak'taki devrimi sahiplenmekte ve yönlendirmekte başarısız kaldılar; şu andaki toplumsal hareketlere liderlik etmekten de çok uzaklar. Aslında 29 Temmuz'daki gösteriye, sahneyi çoktan terk etmiş olan eski İslami geleneğin son bir selama çıkması olarak bakmak mümkün.

Temmuz ayında  "dünyadaki en büyük insani felaket" olarak Somali yer alıyordu.  Afrika'nın doğu kıyılarının büyük boyutlu bir kuraklık krizi ile karşı karşıya kaldığından, Kenya, Etiyopya ve Somali'de kuraklıktan etkilenecek insanların sayısının da 10 milyonu bulacağı söyleniyordu. 10 milyon insan, Türkiye nüfusunun yaklaşık yedide biri…

Haberlere eşlik eden fotoğrafları görüp de vicdanı sızlamayan herhalde kimse yoktur. Doğal olarak insanlar Somali'ye yardım etmeye çalıştılar. Para, gıda, ilaç kampanyaları, cep telefonlarından mesajlar, öksüz kalan çocukları evlat edinme çabaları. Dünya liderleri de Somali için acil alarm durumuna geçtiler.

Kalabalık bir heyetle Somali'ye giden Tayyip Erdoğan ziyareti sırasında gıda paketlerini bizzat kendisi dağıttı. Oysa Erdoğan, iklim felaketine neden olan karbon emisyonlarını en hızlı artıran ülkenin lideriydi.

Anna Alexander – Kahire

Grevler ve kitlesel protestoların hız kazanmasıyla Mısır’ın askeri yönetimi zor bir hafta geçirdi.
Geçen Perşembe, Çalışma Bakanı Mahalla al-Kubra’daki devasa tekstil fabrikalarında çalışan 22.000 işçinin temsilcileriyle pazarlık maratonuna girdi.

Bakan, ödünler verdiği pazarlıklarla tekstil sektörünün büyük çoğunluğunu içine alacak bir grevi son anda engelledi.

Cuma günü ise, 100.000’e yakın gösterici Kahire’nin Tahrir Meydanı’nı doldurdu.

Filistinliler, Birleşmiş Milletler'e tam üyelik için başvuruyor. İsrail'in 1967 öncesi sınırlarına geri dönmesini isteyen Hamas ve El Fetih, Doğu Kudüs olan Filistin devletinin kurulmasını istiyor. İşgalci İsrail'in yanında kurulacak Filistin devleti Batı Şeria ve Gazze'yi de kapsıyor.

İsrail'de 2009'dan bu yana hükümette bulunan Netanyahu liderliğindeki koalisyon ise 1967 öncesi sınırlara geri dönmeyi reddediyor.

İsrail kurulduğu günden bu yana belki de en derin krizini yaşıyor. Arap devrimleri ile sarsılan Ortadoğu'da hızla yalnızlaşan korsan devlet, içerde emekçi sınıfların sosyal adalet mücadelesiyle karşı karşıya. ABD ise çaresizlik içinde sadık bekçisini korumaya çalışıyor.

Ortadoğu'da güçler dengesi on yıl öncesine göre köklü olarak değişmiş durumda. Bölgenin üç önemli ülkesi, Mısır, Türkiye ve İran İsrail'le karşı karşıya. Mısır ve Türkiye, İsrail'in sadık dostlarıydı. Üçü de ABD'nin ortaklarıydı. İsrail iki sadık dostunu da yitirmiş durumda. ABD ise çaresizce işgal altında tuttuğu topraklarda ayakta kalmaya çalışan İsrail'i savunuyor.

Şenol Karakaş

"Hayaldi gerçek oldu", sonunda bu da oldu.  İsrail'in Gazze ablukasını delmek için geçtiğimiz yıl gemilerle yola çıkan küresel bir eylem ağının aktivistleri, Türkiyeli demokratlarca "Biraz da kendi hatalarınıza bakınız" diyerek eleştirildi. İsrail askerleri Mavi Marmara gemisine "özel" bir harekât yapmıştı, 9 kişiyi vurarak öldürmüştü. Aradan geçen bir yıl sonunda, "e, artık sıra, Mavi Marmara'da İsrail askerlerine direnenlerde hiç mi kabahat yok  tartışmasına geldi" dedi bazı demokratlar.

Gemiye iki yaşındaki çocuğun da alınmasından İsrail askerleri gemiye bindirme yaparken gemidekilerin ellerine geçirdikleri tahta ve demirlerle direnmeye çalışmaları, eleştiri konusu olmaya başladı.

PKK ile devletin yaptığı görüşmelerin ses kaydı bir tabuyu yıktı: "Teröristle masaya oturulamaz" yalanıyla milyonlarca insanı çözümsüzlüğün tarafı yapmak isteyen devlet, PKK ve Öcalan ile defalarca görüşmüş.

Bu görüşmeler gerilla eylemlerinin, KCK tutuklamalarının, en sert sözlerin edildiği dönemde bile sürmüş. Başbakan doğrudan temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı İmralı'ya göndermiş. Devlet ile PKK arasında çözüm için bir protokol bile imzalanmış.

Barışa mesafe koymadı, tutuklandı. Sınırötesi operasyonları protesto açıklamasına katılmak için Taksim’e gelen barış aktivisti Muhammed Cihad Saatçioğlu yaka paça gözaltında alındı. Beş gün içerde tutuldu. Bir mahkeme tarafından serbest bırakılırken diğer mahkeme tarafından tutuklandı. Tekirdağ F Tpi Hapishanesi’nde tutulan Muhammed Cihad yoldaş bir an önce serbest bırakılmalıdır.

www.muhammedcihadaozgurluk.org

Hükümetin, işçilerin biricik güvencesi olan kıdem tazminatını kaldırmaya dönük yoklaması devam ediyor.
Yoklama, çünkü hükümetin planı basına yansıyor, kamuoyu tartışıyor, sendikalar ve çalışanlar tepki gösterince "böyle bir çalışma yok" denilerek hemen geri çekiliyor. Son olarak Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz aynı şeyi yaptı. Önce gazetecilere "kıdem tazminatı kalkıyor" açıklamasını yaptı, ardından "böyle bir çalışma yok" diyerek kendi sözünü yalanladı.

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz; Hükümet kıdem tazminatının kaldırılması için kamuoyu oluşturmaya çalışıyor ve bunu başaramayınca geri çekiliyor.

Emekli Koramiral Atilla Kıyat, katıldığı bir televizyon propgramında TSK'nın darbeci geleneğini açıa serdi. Askeri vesayetin ne kadar derinlere kök saldığını Kırat'ın şu cümleleri gösteriyor: "Biz yıllar boyunca kendimizi ülkenin tek sahibi ve tek seveni olarak gördük. Bu nedenle de bazı hatalar yaptık. Tabirimi maruz görün, tırnak içinde her şeye maydanoz olduk."

Maydanoz olmak gibi kaba bir tabir, TSK'nın darbeci kabalığını gizlememeli. Kıyat, bu darbeci geleneği de şöyle açıklıyor: "Üç darbe yaptık. Üstelik darbelerin en fazla Türk Silahlı Kuvvetleri'ne zarar verdiğini bile bile bu darbeleri yaptık. Bu darbeler sonucunda kanun dışı işler yaptık."

12 Haziran seçimlerinde kazanan iki güçten biri olan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku, kalıcı bir demokratik mücadele birliğine dönüşüyor. BDP, DSİP, seçimlerde Kürt hareketiyle ittifak gruptan sol partiler, Ermeniler, Aleviler, eşcinseller, sendikacılar, toplumsal muhalefetin bir çok parçası Kongre Girişimi'nde yer alıyor.

15-16 Ekim'de Ankara'da gerçekleşecek Kongre Girişimi'ne hazırlık için Türkiye ve Kürdistan'ın 20 bölgesinde çalışma grupları kuruldu. Delegelerin yüzde 50'si kadınların oluşturacağı kongrede toplumsal muhalefetin örgütlü güçleri ile bireyler temsil edilecek.

Dünya ekonomisindeki kötü gidiş, çeşitli çalkantılarla devam ediyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü OECD'nin açıkladığı, 2011 ikinci çeyreğindeki ithalat ve ihracat verilerine göre, üye ülkelerin büyümelerindeki yavaşlama, dünyadaki birçok büyük ekonomiyi olumsuz etkiledi.

Buna göre G-7 ülkeleri ve BRICS olarak anılan Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'nın toplam ithalat büyümesi bir önceki çeyrekte yüzde 10,1 iken, ikinci çeyrekte yüzde 1,1'e geriledi. G-7 ve BRICS ülkelerinin toplam ihracat büyümesi ise ilk çeyrekte yüzde 7,7 iken, ikinci çeyrekte yüzde 1,9 olarak gerçekleşti. Küresel mal ve hizmet hareketindeki bu zayıflama, talepteki azalmanın ve kemer sıkma politikalarının bir sonucu.

1929 ekonomik bunalımı, kapitalizmin bugüne kadar yaşadığı en büyük çöküştü. Krizin etkileri 1930'lu yıllar boyunca hissedildi ve tüm sanayileşmiş ülkelerde yıkıcı sonuçları oldu. Kriz nedeniyle, dünyanın en büyük ekonomileri olan ABD'nin ve Almanya'nın endüstri üretimi yarı yarıya düştü. Bu ülkelerdeki çalışanların üçte biri işsiz kaldı. Birçok ülkede inşaat sektörü durma noktasına geldi ve tarımsal ürünlerin fiyatları yarı yarıya indi. Dünyadaki toplam üretim yüzde 42 oranında, dünya ticaret hacmi yüzde 65 oranında azaldı. Dünya ticaret hacmindeki gerileme daha önce yaşanan en büyük ekonomik buhrandakinin yaklaşık 10 katı kadardı.

Günümüzdeki ekonomik kriz, birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Farklı ekonomistler ve ekoller, krizi değişik şekillerde açıklıyor. Ana akım ekonomistlere göre, piyasa ekonomisi normal koşullarda 'kriz üretemeyeceği' için, bunalımın sebebi kredi sisteminin kontrolden çıkması, kötü siyasetçiler ve para politikası araçlarıyla krizi iyi yönetemeyen merkez bankaları. Buna göre AB Merkez Bankası'nın karşılıksız para basıp Yunanistan'ı kurtarmaya yanaşmaması, kötü yönetim örneklerinden biri. Bir başka eğilime göre ise krizin sebebi 'faiz' ve amacından sapan finans kurumları. Faiz, sunî işlemler oluşturuyor ve doğası gereği her bulaştığı muameleyi spekülasyona çeviriyor. Küresel finans kuruluşları da bu faiz mekanizmasını kendi kendine büyüyen bir canavar haline getiriyor.

Yusuf Topuzoğlu

Mao Zedung’un önderliğindeki ikinci devrim, devlet kapitalizminin kuruluşu, Tiannanmen Meydanı’nda demokrasi isteyen öğrencilerin ve işçilerin üzerine gönderilen tanklar, küresel kapitalizmin en büyük güçlerinden birine düşen Çin - Yusuf Topuzoğlu, Sosyalist İşçi için hazırladığı yazı dizisinin ilkinde Çin’de olan bitenleri özetliyor. Sonraki sayıda: Yitirilen Devrim 1927

Mao Zedung 35 yıl önce, Eylül 1976'da öldü. Öldüğünde, kurucusu olduğu Çin Halk Cumhuriyeti birçok sosyalist tarafından hem batı kapitalizminin hem de stalinist Rusya'nın alternatifi olarak görülüyordu.

Fransız yazar Antonio Altarriba'nın "Uçma Sanatı" adlı çizgi romanında, hikayenin kahramını Antonio'nun yaşamı üzerinden İspanyol devriminin öyküsünü izliyoruz.

Hikaye 90 yaşındaki İspanyol Antonio'nun 2001 yılında intiharı edişi ile başlıyor. Ardından 1920'li yıllardan başlamak üzere Antonio'nun yaşamı üzerinden İspanya'da cumhuriyetin ilanı öncesi köy ve kent yaşamını, ardından İç Savaşı, faşizmin işgali altındaki Fransa'yı, Franco dönemi İspanya'sını ve İspanya'nın Franco dönemi sonrasını bütün bir hikaye boyunca görebiliyoruz.

Maymunlar Cehennemi Başlangıç bizi önceki üç filmlik hikâyenin başlangıcına götürüyor. Dizinin ilk filminde Charlton Heston'un uzay gemisi bir kaza geçirerek insanların da olduğu bir gezegen de maymunların hakim olduğunu görür. Maymunlar insanları avlamakta ve kendi bölgelerine sürmektedir. İki bilim maymunu Charlton Heston'un akıllı bir yaratık olduğunu keşfeder. Filmin en sonunda Charlton Heston maymunlardan kaçarken kumların arasında New York'un ünlü sembollerinden özgürlük abidesini görür ve birden bire geldiği gezegenin dünya olduğunu kavrar.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası