AKP’nin 12 Eylül’ün devamcısı olduğunu söyleyenler esas olarak 12 Eylül’ü aklarken, koşulların 1990’lara döndüğünü söyleyenler ise 40 bin kişinin öldüğü, 17 bin insanın faili meçhul cinayetlere kurban gittiği, 1 milyon Kürt köylüsünün sürgün edildiği kirli savaş koşullarını aklıyor.

Yeniden savaş ortamına girdiğimiz yaygın bir kanı haline gelmişken BDP'li milletvekillerinin meclise girme kararını almalarıyla birlikte, savaş ortamına girilmesinden dolayı Kürt özgürlük hareketine dönük suçlamalar aniden bitti.

Oysa Temmuz ayında PKK gerillalarının Silvan saldırısının ardından basının önemli bir kısmı, solun bir kısmı ve merkez medya, hükümet yanlısı medya ile birlikte Kürt özgürlük hareketini baş suçlu ilan ediyorlardı.

Görüşmeler bitmiş, ülke iç savaşın eşiğine gelmiş ve hatta koşullar kimilerine göre 1990'lara dönmüştü. Soldan bazıları ise fırsat bu fırsattır diyerek AKP'nin 12 Eylül'ün devamcısı olduğunu anlatıyorlardı.

AKP'nin 12 Eylül'ün devamcısı olduğunu söyleyenler esas olarak 12 Eylül'ü aklarken, koşulların 1990'lara döndüğünü söyleyenler ise 40 bin kişinin öldüğü, 20 bine yakın insanın faili meçhul cinayetlere kurban gittiği, 1 milyon Kürt köylüsünün sürgün edildiği kirli savaş koşullarını aklıyorlardı.

Savaşın nedeni Silvan'mı?

Silvan ve onu izleyen bir dizi gelişme sağ ve sol liberaller, ulusalcı sosyalistler ve gazetelerin köşe yazarları tarafından Kürt özgürlük hareketinin savaş isteyen yanını göstermekteydi. Tek suçlu Kürtlerdi.

Medya, kimi solcular, daha çok ulusalcı sosyalistler, her sivilin ölümünden sonra kıyameti kopardılar. Kürt özgürlük hareketi her sivilin ölümünden sorumlu tutuldu. Savcıların, polis müdürlerinin iddiaları kabul edildi. Kimi ulusalcı sosyalistler PKK'ye silah bırakma çağrıları yaparken, ÖDP gibi, kimileri bomba patlayan yerlere bayrakları ile giderek çiçekler bıraktılar, Halkevleri gibi. Herkes Kürt özgürlük hareketi ile arasında mesafe koymaya çalıştı.

Oysa aynı günlerde Türk hava kuvvetleri Kürtlerin üzerine bomba yağdırıyordu. Yapılan açıklamaya göre yüzlerce PKK gerillası öldürülmüştü. Basından ve soldan tıs yoktu.

Aslında Türkiye'yi yeniden savaş ortamına sokan gelişmeler uzun süredir birikmekteydi.

TSK, PKK ateşkes çağrısına operasyonlara devam ederek karşılık verdi. Başbakan seçim kampanyası boyunca en ağır milliyetçi dili kullandı, faşistlerden aldığı "ya sev ya terk et" diliyle Kürtleri suçladı.

Binlerce Kürt siyasetçisi KCK davaları operasyonlarında tutuklandı, cezaevlerine yollandı.

KCK davalarında tutukluların ana dillerini kullanmalarına olanak sağlanmadı.

Ama en önemli gelişme Habur kapısından Türkiye'ye dönen Kürtlerin coşkuyla karşılanması, yüzbinlerce insanın barış geliyor sevinci ile yollara dökülmesiyle başladı. Hükümet Kürtlerin barış sevincini çok gördü. Koşulların değiştiğini söylemeye başladı ve Kürtlere karşı tutumunu sertleştirmeye başladı.

Kürtleri kim temsil eder?

Geçtiğimiz günlerdeki en yoğun tartışmalardan birisi de Kürtleri kimin temsil ettiği çekişmesiydi. Kimi çevreler Kürt özgürlük hareketinin Kürt halkını temsil etmediğini iddia etmeye başladılar. Bu nedenle DTK'nın demokratik özerklik ilan edemeyeceği söylenmeye başlandı. Bazı STK'ların şiddeti kınama adı ile Kürt özgürlük hareketini eleştirmeleri Kürt halkının çoğunluğunun Kürt özgürlük hareketine karşı  olması biçiminde yorumlandı.

Oysa bu sorunun cevabı çok açık. Kürt özgürlük hareketi 30 yıla yakın bir süredir verdiği mücadele ile Kürt halkının temsilcisi olduğunu kanıtladı. BDP'li milletvekillerinin meclise girmedikleri süre içinde mecliste Kürt illerinden seçilmiş milletvekilleri olmasına rağmen Kürtlerin sesi çıkmadı ve gerek hükümet gerekse de devlet savaşın bitmesi için Kürt özgürlük hareketinin kurumlarını muhatap olarak kabul etti.

Kürt sorununda en can alıcı nokta açık ki Kürt halkına hala ciddi bir güven verilememiş olmasıdır.

Her fırsatta ırkçı, aşağılayıcı bir dilin hakim olması, her fırsatta Kürtlerin suçlanması ve verilen hiçbir taahüdün yerine getirilmemiş olması Kürt halkında büyük bir güven sorunu yaratmaktadır.

Öcalan'a özgürlük

Ana dilinde eğitim, KCK tutuklularının serbest bırakılması, Öcalan'ın koşullarının düzeltilmesi gibi konuların hiçbirinde hiçbir adım atılmadı.

Oysa Kürt halkının açıkça önderi durumunda olan, bu durumu devlet tarafından da artık kabul edilmiş olan Öcalan uzun bir süredir barış için ilk adımın kendi koşullarının düzeltilmesi olduğunu vurguluyor.

Savaş kışkırtıcıları bunu Öcalan'ın bencilliği olarak adlandırıyorlar ama bu çok basit ve düşük düzeyli bir propaganda.

Öcalan koşullarının düzeltilmesini isterken herşeyden önce hareket ile daha yakın bir ilişki içinde olması gerektiğini düşünerek, ikinci olarak ise koşullarının böylesi ağır bir sorumluluğu yerine getirebileceği düzeye yükselmesi gerektiğini vurgulayarak bu talepte bulunuyor.

Devlet ise Öcalan'ın bu çağrılarına onu daha fazla izole ederek yanıt verdi. Uzun bir süredir avukatları Öcalan ile görüşemiyorlar.

Bugün gerek Kürt özgürlük hareketinin gerekse onu çeşitli düzeylerde destekleyenlerin önündeki en önemli görev Öcalan'ın koşullarının düzeltilmesi olmak zorundadır.

Önce ev hapsi, koşulların düzeltilmesi ve sonra özgürlük. Sadece Öcalan'a değil, tüm Kürt tutuklulara özgürlük!

Gene barış havası hakim

BDP milletvekilleri meclise girdi ve birden basının tüm havası değişti. Ulusalcı sosyalistler nefes aldı. Birden 3 gün önceki nefret söylemi yerini barış şarkılarına, küçük imalı laflara bıraktı.

Şimdi herkes iç savaştan değil, görüşmelerden, barıştan söz ediyor. Şimdi herkes geleceğe dönük umutlu.

Oysa görüşmeler hiç kesilmedi. Bu kesin. Görüşmelere hükümetin veya bazı devlet kurumlarının başına taş düştüğü ve birden barışçı kesildikleri için başlanmamıştı. Eğer Türkiye Kürt özgürlük hareketi ile resmen, artık saklamadan, gizlemeden görüşüyorsa bunun bir tek nedeni var: 30 yıldır süren savaş ve Kürt özgürlük hareketinin kazanımları.

Artık buradan geriye gitmek mümkün değil.

Artık herkes bir noktada net olmalı. Süreç barışın, çözümün sürecidir ve bunun tek nedeni Kürt özgürlük hareketinin, mücadelesinin kazanımlarıdır.


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası