• 30 yıldır süren bu savaş artık bitsin

• Çoğu sivil on binlerce insan öldürüldü. Akan kan dursun

• Çatışma ve gerilim değil huzur istiyoruz

• Savaşa harcanan trilyonlarla yoksulluk yok edilebilir

• Çözümü engellemek isteyenler kandan beslenen bir azınlık

• Ölüm değil çözüm istiyoruz

• Savaş yanlılarını, barışın sesini yükselterek susturalım

• Hükümetle Abdullah Öcalan arasındaki görüşmeleri destekliyoruz

• Sen de desteğini göster, barış bir an önce gelsin!

Kadınlara yönelik ayrımcı uygulama ve söylemlerin her gün yeniden üretildiği ve işlendiği bir dünyadayız.

Gündelik hayatta sırasıyla hepsi bir diğerini güçlendiriyor; Başbakan tarafından sürekli dillendirilen 'en az 3 çocuk doğurmalısınız' veya 'kadın erkek eşitliğine inanmıyorum' anlayışı, kürtaj hakkının kısıtlanmasına yönelik girişimler, boşanma oranlarının artışıyla yükselen kadına yönelik şiddet, artık önüne geçilememesinin kocaman bir şaka olmasını umduğunuz kadın cinayetleri.

Tüm dünyada erkeklerle aynı işi yapan kadınlar hâlâ daha az ücret alıyor. Tam zamanlı işlerde kadınlar en az yüzde 18 daha düşük ücretle çalışıyorlar. Çoğunlukla kadınların çalıştığı yarı zamanlı işlerde ise bu oran daha da artıyor, cinsiyetler arası ücret farklılığı yüzde 30'a ulaşıyor. Araştırmalara göre bir kadın hayatı boyunca ancak bir erkeğin gelirinin ortalama yarısı kadar gelir kazanabilir.

Türkiye'de yaklaşık 7 milyon kadın çalışıyor. Kayıtdışı çalışan kadın oranı ise % 58.

Son iki yılda medyada kadın cinayetlerine veya kadına yönelik şiddete ilişkin haber oranı yüzde 85 artış gösterdi. Yani kadınlar şiddete maruz kaldıkça medyada görünür oldular.

Cinsiyetçi söylemlerin en yoğun üretildiği ve yaygınlaştığı yer medya. Televizyon dizileri, haberler, çeşitli köşe yazarları alışıldık ayrımcı söylemi sürekli besliyorlar. Ancak medyada çalışan kadınların koşulları da beyaz ekrandan izlediğimiz cinsiyetçilikten nasibini alıyor. Genel yayın yönetmeni veya köşe yazarları oranında kadınlar bariz bir şekilde yoklar.

35 ulusal gazetede erkek yazarların sayısı bini geçerken kadınlar yaklaşık iki yüzle ifade ediliyor. Ekonomi, siyaset, gündem yazıları erkeklere teslim edilirken kadın medya çalışanlarına ağırlıkla 'diğerleri' kategorisinden yazı yazdırılıyor.

Meltem Oral
Cinsiyetçilik yaşadığımız toplumda kadınların ikinci cins olarak görülüp sistematik olarak ayrımcılığa maruz kalmasına neden olan bir ideolojidir. Kadınlar büyük oranda iş gücü olarak çalışma yaşamının parçası olurken hala aynı işi yaptıkları erkeklerden daha az ücret alıyor, çoğunlukla esnek ve güvencesiz işlerde çalıştırılıyor, medyada, eğitimde kadınları aşağılayan propagandaya maruz kalıyor, şiddete uğruyor dahası şiddete uğradığında başvurduğu devletin kurumları kendisini korumak yerine eve geri dönmesini teşvik ettiği için “namus” gerekçesiyle öldürülüyor. Kadının bu ayrımcılık sarmalına hapsolmasının temel kaynağı ise aile kurumu. Bu sürecin yükü omuzlarına binen kadınlar aynı zamanda çocukların bakımını ve ev işlerini üstlenmek zorunda kalıyorlar.

Önce Sinop'ta BDP'li milletvekillerini linç etmek istediler. Ardından Taksim'de darbe karşıtı yürüyüşe ellerini kurt işareti yaparak saldırmaya çalıştılar. Günlerce bazı meydanlarda ırkçı stantlar açarak ''büyük Türk yürüyüşü'' örgütlemeye çalıştılar. Hocalı katliamını vesile ederek Nazi kılıklarla caddelerde yürüdüler. Birkaç aydır Samatya'da ve İstanbul'un çeşitli ilçelerinde yaşlı Ermeni kadınlara saldırıyorlar. Meclis kürsüsünden Türklerin Kürtlerden üstünlüğünü vurgulayan utanmaz konuşmalar yapıyor, parti grup toplantılarında barış sürecine dahil olanlara ''dilini kopartırım'' diyerek tehdit sallıyorlar.

Aralarında ''anadil ülkeyi böler'' diyen de var, Esad rejimini savunmak için elinden geleni ardına koymayan da.

Çözüm süreci kararlı adımlarla ilerliyor. Barış isteyen herkes hükümet ve devlet ile Öcalan arasında yürütülen barış görüşmelerini desteklemelidir.

BDP heyeti, geçen hafta PKK lideri Abdullah Öcalan’la İmralı askeri hapishanesinde görüştü. Öcalan, heyet aracılığıyla şu mesajı gönderdi: "Bu görüşme tarihi bir adımdır. Tarihi bir süreç yaşıyoruz." Ve PKK’ye şu çağrıyı yaptı: Elinizdeki tutsaklara iyi davranın ve en kısa sürede ailelerine kavuşturun.

Çalışma Bakanlığı, çocuk ve gençlerin çalışma usullerini düzenleyen yönetmeliği değiştirerek ağır işlerde çalışma yaşını 16’ya indirdi.

Bakanlık, eski düzenlemedeki “Ağır ve tehlikeli işler” tanımını kaldırırken "Çocuk ve genç işçilerin çalıştırılamayacakları işler" başlıklı listeyi de, "16 yaşını doldurmuş fakat 18 yaşını bitirmemiş genç işçilerin çalıştırılabilecekleri işler" olarak değiştirdi.

Türk-İş’in yaptığı araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarı 1.007 lirayı buldu. 16 yaşından büyük işçiler ayda 773,01 lira, 16 yaşını doldurmamış işçiler ise 673,28 net asgari ücret alıyor. Hükümet, 10 milyondan fazla işçinin karnını doyurmayacak bir ücretle çalıştırılmasını sağlıyor.

Darbecileri affetmeye hazırlanan AKP hükümetine ikinci büyük uyarı yine sokaktan geldi. 28 Şubat darbesini protesto etmek için İstanbul’da yürüyüş yapan 3 binden fazla kişi bir daha darbe olmaması ve insanlık suçları işlenmemesi için ‘Darbecilere af yok’ dedi. Bileşenleri arasında DSİP’in de olduğu Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu’nun çağrısı ile 23 Şubat günü Beyoğlu Tünel Meydanı’nda toplanan kitle, “Ergenekon dağıtılacak”, “28 Şubat, 12 Eylül, darbeler bir daha asla” ve “Paşa paşa yatacaksınız” sloganlarıyla Taksim’e yürürüdü. MHP’li grubun saldırısı bertaraf edildi.

Şenol Karakaş
''Biz barış sürecini destekliyoruz. Bu sürece destek AKP'ye destek anlamına gelmez. Biz barışa destek veriyoruz, AKP'nin politikalarına değil.'' Bu sözler BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş'a ait. Henüz iki aydır devam eden Öcalan-Hükümet görüşmelerinde BDP'nin tutumuna itiraz edenler olsa gerek ki, bu açıklamaları yapmak zorunda kalıyor.

Dünyanın 10. büyük ekonomisi Hindistan, geçen hafta 100 milyondan fazla kişinin atıldığı genel grevle sarsıldı.

11 sendikanın yaptığı 2 günlük grev çağrısı, örgütlü işçi sınıfının ve yoksulların zamlara karşı öfkesiyle karşılık buldu.

20-21 Şubat günü 48 saat gerçekleşen greve tüm sektörlerde çalışan işçiler katıldı ve ulaşımdan bankacılığa, fabrikalardan enerji santrallerine hayat bütünüyle durdu.

Yunanistan’dan sonra bir komşu ülkede daha halkın yoksulluğa isyanı hükümet devirdi.

Bulgaristan’da yüksek elektrik faturalarına karşı halkın protestoları sonucu merkez sağ hükümet istifa etti.

20 Şubat günü 33 şehirde 100 bin kişinin yaptığı gösteriler, Avrupa Birliği’nin en fakir ülkesinde kemer sıkma politikalarını reddedilmesine sahne oldu.

Sokak gösterileri “Monopolleri ateşe verelim", "Ödlekler", "Açız", "Biz de AB finansmanı istiyoruz", "Mafya" ve "Tüm partiler dışarı" sloganlarıyla yolsuzluk ve yoksulluk üreten politik sistemi bir bütün sorgulayarak devam ediyor.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası