HRANT’ın aramızdan alınışının üzerinden 6 yıl geçti. Müsamere sürüyor!

Devlet katilleri saklamaya devam ediyor!

2007’ye hepimizin yüreğine acı ve düşüren bir haber ile girmiştik. Hrant gazetesi AGOS’un önünde arkasından kurşulanarak katledilmişti. Ardından İstanbul’da Türkiye tarihinde görülen en büyük cenazelerden biri yapıldı. İstanbul’da yüzbinlerce insanın yürüdüğü cenaze törenine Tükiye’nin her yanından insanlar geldi. Aynı şekilde birçok yerde eş zamanlı yürüyüşler yapıldı. Türkiye’de ilk kez yüzbinlerce insan HEPİMİZ ERMENİYİZ! diyerek yürüdü.

Hrant’ın ardından her yıl aynı yer ve saatte buluşuyoruz. 19 Ocak 2013’te bir kez daha onbinlerce kişi İstanbul’da Agos önünde buluştuk ve “Buradayız Ahparig” dedik. Bu adaletsiz karara karşı sesimizi yükselttik. Biz bitti demeden bu dava bitmez dedik. Demeye de devam ediyoruz.

Bu âdi ve karanlık cinayetin ardından yüzlerce delil gün yüzüne çıktı. İsimler serildi. Sonunda tetikçiler yakalandı ve 7 ay sonra üstün körü bir yargılama süreci başladı. Tetikçi, azmettirici ve ortak denilen birkaç kişi tutuklandı. Ancak cinayetin örgütlenmesinden işlenmesine hatta sonrasına kadar sorumlu oldukları gün gibi ortada duran devlet görevlilerinin isimleri çarşaf çarşaf ortaya serilmiş olmasına rağmen hala kimseye dokunulmadı.

İlk duruşmadan bu yana Hrant’ın arkadaşlarının tuttuğu Adalet Nöbeti devam ediyor. 2013’ün ilk yarısında bitti denilmek istenen dava Eylül ayında tekrar başladı. Nöbet devam ediyor. 3 Aralık’ta Çağlayan Adliyesi önünde yapılan çağrı ile nöbetimize devam ettik. “Katilleri de, zanlıları da iyi bilirsiniz” dedik. Müsamereye izin vermeyecek ve sorumlular yargılansın demeye devam edeceğiz.

NEWROZ PİROZ BE! ÇÖZÜME EVET!

21 Mart 2013, Newroz Türkiye için tarihsel öneme sahip bir eşik oldu. Türkiye Kürt sorununda kalıcı bir barış sağlama yönünde büyük bir adım attı.

Bir süredir Devlet ile Sayın Öcalan arasında müzakere sürerken, 21 Mart'ta tarihi bir gün yaşandı. Amed meydanında yüzbinler ve televizyonu başında milyonlar Kürt Özgürlük hareketi lideri Abdullah Öcalan’ın Türkiye halklarına barış mesajını dinledi.

Önümüzde yepyeni bir geleceğin, barışın kapıları aralandı. Bu kapı hâlâ aralık. Başlayan ve hâlâ ağır aksak gibi görünse de devam eden barış sürecinin ilerlemesi için mücadele etmeye devam etmek gerekiyor. Hükümet adım at demek gerekiyor. Kürt halkının taleplerinin karşılanmasını sağlamak için, baskı yaratmak için Kürt halkının mücadelesine omuz vermek gerekiyor. Mayıs 2013’de çekilmeye başlayan gerillalar için yasal güvence sağlanması gibi hükümetten beklenen birçok somut adım var.

2014 çözüm ve barış süreci için mücadelenin devam ettiği bir yıl olacak. Hâlâ önümüzde demokrasiye dair, seçim sistemine dair, anayasaya dair tartışmalar duruyor. 2014 bu tartışmaları en geniş kesimlere taşımak ve barışın önünü açmak için mücadele yılı olacak. Her yerde çözüme evet, barışa evet demeye devam edeceğiz.

ERMENİ SOYKIRIMI TANINSIN!

1915 yılının 24 Nisan günü İstanbul’da Ermeni toplumunun ileri gelenleri teker teker tutuklanmaya başlandı. Anadolu’nun hemen her yerinde yaşayan Ermenilere derhâl hazırlanmaları, hemen yola çıkacakları emri verildi. Gerçekten de hızla yola çıkartılan Ermeni kafilelerinin büyük çoğunluğu, gönderildikleri Suriye’nin Der Zor çölüne asla ulaşamadılar. Kitleler halinde öldürülmeye başlandılar. Erkekler ve çocuklar hemen öldürüldü, kadınlar ve kızlar kaçırılarak zorla Müslümanlaştırıldı, büyük kısmı köleleştirildi. Kafilelerin bir kısmı perişan bir halde Der Zor’a ulaşabildi, ancak olağan şartlar altında bile insan yaşaması kolay olmayan bu çöl, binlerce insanın mezarı oldu. 1916 yılının sonuna gelindiğinde Anadolu’nun kadim halklarından olan Ermeniler neredeyse tümüyle ortadan kalkmış, koca şehirler, kasabalar ve köyler boşalmış, Anadolu’nun geniş kesimleri viraneye dönmüştü. Bu soykırımın sonucunda 1.500.000 Ermeni öldürüldü. Bütün mallarına el konuldu. Bu mallarla Türk burjuvazisi ilkel sermaye birikimini sağladı. Devlet soykırımı 98 yıldır inkâr ediyor.

İlk kez 2010 yılının 24 Nisan günü binlerce insan İstanbul Taksim Meydanı’nda ellerinde karanfilleri ile toplanarak Ermeni soykırımında ölenleri anmak için “Bu Acı Hepimizin” diyerek buluştular.

2010’dan bu yana her yıl buluşmaya ve devlete “Ermeni Soykırımı Tanınsın” demeye devam ediyoruz. 2013 yılında yine Taksim Meydanı’nda yapılan anmaya binlerce insan katıldı. Anma aynı zamanda Türkiye’nin birçok şehrinde yapılıyor.

2014’de de “Bu Acı Hepimizin” demeye devam edeceğiz. Ermeni Soykırımı’nın 100. yılına giderken anmaları daha kalabalık yapmak üzere Ermeni Soykırımı’nın gerekçelerini anlatmaya ve herkesi bu acıya ortak olmaya çağırmaya devam edeceğiz.

1 MAYIS 2013 – POLİS ŞİDDETİ ÇEMBERİNDE “GÜVENLİ 1 MAYIS”

Nisan ayının son günlerinde Hükümet Taksim Meydanı’nda yapılan inşaat çalışmalarını bahane göstererek 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasına izin verilmeyeceğini ilan etti. Devlet güçleri 1 Mayıs’ta Taksim’e gelenlere gaz bombaları ve tomaları ile saldırdı. Sendika binalarını bastı. Onlarca insan hastanelik oldu. Oysa önceki yıllarda 1 Mayıs’ı düzenleyenler kendi güvenliğini sağlayabildiğini göstermişlerdi. Polisin saldırmadığı ve Taksim mitingleri olaysız geçiyordu.

1 Mayıs günü ve sonrası verilen mesajlar artık Taksim’de ne 1 Mayıs’a ne de herhangi başka bir yürüyüşe izin verilmeyeceği yönünde oldu. Her yıl olduğu gibi bu yıl da 1 Mayıs’ta hem 36 yıl önce aynı meydanda aramızdan ayrılan yoldaşlarımızı anmak hem de dünya emekçilerinin mücadelesinin simgesi olan bayramımızı kutlamak için alanlarda olacağız.

26 MAYIS ÇÖZÜME EVET! BARIŞA EVET!

2013 yılının başında çözüm ve barış sürecini destekleyen, müzakerelerin devam etmesini isteyen ve hükümete karşı Kürt halkının taleplerinin karşılanması yönünde baskı yapmayı amaçlayan kesimler bir araya geldi. 6 Nisan günü yapılan bir basın açıklaması ile Çözüme Evet Koalisyonu kuruluşunu ilan etti.

200’den fazla imzacı ile yola çıkan koalisyon 26 Mayıs’ta büyük bir İstanbul yürüyüşü gerçekleştirdi. İçinde Türkiye’nin her kesiminden aydın, sanatçı, kanaat önderi ve aktivistlerin bulunduğu koalisyon birçok şehirde basın açıklamaları, sokak eylemleri ve toplantılar yaptı. Sokak stantları ile yaklaşık 100.000 bildiri dağıtıldı. Binlerce imza toplandı.

O gün toplumun büyük kesimlerinde ortaya çıkmış olan barış isteği hala var. 2014’de yine en geniş kesimleri bu talebin etrafında toplamak için kampanya devam ediyor olacak. “Hükümet Adım” at demek üzere yine sokaklarda olacağız.

1 HAZİRAN 2013 – GEZİ DİRENİŞİ - BU DAHA BAŞLANGIÇ MÜCADELEYE DEVAM!

1 Mayıs’tan 1 Haziran’a kadar geçen sürede hemen hergün İstiklal’de ve Taksim’de gösteri yapmak isteyen gruplara polis gaz bombaları ile saldırdı. Taksim yasağı bir öfkeyi kent merkezinde biriktirmeye başladı. 11 Mayıs’ta Reyhanlı’da gerçekleşen bombalı saldırılar sonucu resmi rakamlara göre 52 kişi hayatını kaybetmişti. Hükümetin saldırıyı önlemekteki başarısızlığı toplumda ciddi bir tepki yaratmıştı. 29 Mayıs’ta sivil toplum kuruluşlarının ve çevre hareketlerinin bütün muhalefetine rağmen Karadeniz otoyolu ile de birleştirilerek Asya-Avrupa karayolu ticaretini bağlayacak olan 3. Köprünün temel atma töreni gerçekleştirildi. 3. Köprü yüzbinlerce ağacın yok olması pahasına yapılacak olması büyük tepki çekmişti. Üstelik köprünün ismi bir de Alevi katliamları ile bilinen Yavuz Sultan Selim koyulunca tepki daha da arttı. Benzer şekilde birçok sivil toplum kuruluşunun karşı çıkmasına aldırmadan ihalesi yapılan 3. Havalimanı projesi 20 Mayıs’ta imzalandı. Son olarak Taksim Dayanışmasının başından beri muhalefet ettiği Gezi Parkı’na Topçu Kışlası projesi ve 27 Mayıs’ta iş makinelerinin parka girmesi üzerine en fazla birkaç yüz kişiden oluşan aktivistlere polisin her sabah sert şekilde müdahale edip, çadırlarını yakması 31 Mayıs akşamı Türkiye tarihin en kitlesel direnişinin başlamansa yol açtı. Yüzbinlerce kişi onlarca saat süren direnişte polis 2 yıllık gaz bombası stoğunu harcamasına rağmen korku eşiğini aşarak hükümetin otoriter ve kibirli uygulamalarına yanıt vererek Taksim meydanına girdi. Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) yaptığı açıklamaya göre 12 Haziran itibari ile olaylar esnasında tazyikli su, kısa mesafeli biber gazı atışları ve plastik kurşunlardan dolayı 7.478 kişi yaralanmıştı. Ayrıca 91 kişi kafa travmasına uğrarken 10 kişi gözünü kaybetti. Gezi Parkı 15 Haziran’a kadar onbinlerce kişinin kamp alanı oldu.

Gezi işgali sırasında en dikkat çekici unsur LGBTİ, Nor Zartonk ve DSİP çadırlarının ortasında bulunan küçük meydanın gökkuşağı renklerinden oluşan bir barış işareti çizilerek “barış meydanı”na çevrilmesiydi. Birkaç gün içinde meydanın üstüne "Anticapitalista" pankartı asıldı. Meydana çıkan sokaklardan birine Hrant Dink diğerine Ceylan Önkol Sokağı tabelaları asıldı. DSİP çadırına 1919 yılında İstanbul’da soykırımdan kurtulan Ermenilerin kaybettikleri insanları anısına Gezi Parkı’na diktikleri anıtın bir temsili dikildi. Üzerine “Soykırım kurbanlarının anısına saygıyla” yazıldı.

Gezi direnişi ülke siyasetinde önemli bir dönemeç oldu. 15 Haziran’daki polis saldırısı ile meydan boşaltılmasına rağmen birkaç hafta boyunca ülke genelinde direnişler sürmeye devam etti. “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” sloganı yüzbinlerce gencin coşkuyla attığı bir slogan haline geldi.

Direniş içinde yer alan ırkçı ve milliyetçi gruplar direnişi ele geçirmek için bütün güçlerini seferber etmiş olmalarına rağmen direnişe hâkim olabilen hiçbir yapı olmadı. Ancak AKP yanlısı medyanın burnunun dibindeki direnişi haber yapmaktaki isteksizliğine ulusal televizyon ve gazete ağına sahip olan diğer büyük medya kesimi olan ulusalcı basının direnişi kendi gözünden yansıtması da eklenince, direnişin ulusalcıların hâkimiyetine girdiği izlenimi doğdu birçok demokratik kesimde. Ancak sonrasında yaşanan iki gelişme Gezi’de ortaya çıkan kitlelerin büyük çoğunluğunun ulusalcı olmadığını gösterdi.

Bunardan ilki 28 Temmuz’da Lice’de karakol yapımını protesto eden sivillere askerin ateş açması sonucu 18 yaşındaki Medeni Yıldırım’ın öldürülmesine karşı forumlardan ses yükseldi. Gezi’ye destek veren Sözcü ve Aydınlık gazeteleri “askerimize molotof attılar” başlıkları atarken forumlar Taksim meydanına toplanıp “her yer Lice her direniş” sloganı attılar ve Medeni Yıldırım’ın ismi ve resmi Gezi kayıpları ile birlikte anılmaya başladı.

30 Haziran’da ise Türkiye tarihinin en büyük LGBT eylemi gerçekleşti. İstanbul’da yapılan 11. LGBT Onur Yürüyüşü’ne on binlerce kişi katıldı. Bütün forumlar pankartları ile yürüyüşe katılırken Gezi sloganları yürüyüşe hâkim oldu.

Forumlar zamanla kalabalığını yitirmiş olsa da Yoğurtçu ve Abbasağa forumları ve atölyeleri toplanmaya devam ediyor. Geçtiğimiz aylarda Yeldeğirmeni dayanışması tarafından işgal edilen bina ise dayanışma gönüllülerinin çabası ile kışa hazırlık yapıyor. Gönüllüler davası süreci nedeniyle atıl durumda bırakılmış olan binanın çatısını onarıp, duvarlarını boyayıp, dış kaplamasını yapıyor. Böylece Türkiye’de ilk kez bir işgal evi, gönüllülerin verdiği isimle Don Kişot evi, kamusal bir mekân olarak kullanıma açılmış oldu.

29 HAZİRAN 2013 - “İKLİMİ DEĞİL SİSTEMİ DEĞİŞTİR”

29 Haziran’da iklim değişikliğini durdurmak ve “başka bir dünya mümkün” demek için binlerce aktivist Kadıköy’de biraraya geldi. Eyleme 140’tan fazla ülkeden gelen aktivistler de katıldı. Türkiye’nin dört bir tarafından kömüre, HES’lere ve nükleere, 3. köprüye, 3. havalimanına, endüstriyel tarım ve hayvancılığa, kısaca iklim değişikliğinin tüm sebeplerine karşı mücadele eden binlerce insan “Değiştirdiğiniz iklimlerde yaşamak zorunda değiliz! Çözümlerimiz var” dedi. Aynı zamanda tüm dünyada onlarca farklı şehirde destek eylemleri düzenlendi.

İklim aktivistleri yıllardır kâr uğruna gezegenimizi ve insanlığı felakete sürükleyen devletlere ve şirketlere karşı mücadele ediyor. Mücadelenin birçok somut kazanımı oldu. Örneğin verilen mücadele sonucu Türkiye KYOTO Sözleşmesini imzaladı. Ancak yetmez. Gezegenimizi korumak, kâr hırsı ile talana devam eden hükümete izin vermemek, yaşam alanlarımıza, ağaçlarımıza, suyumuza sahip çıkmak için hergün mücadeleye devam etmeliyiz. 2014 gezegen için çetin bir mücadele vereceğimiz bir yıl olacak. “Kâr Değil İnsan” demek üzere hergün sokakta olacağız ve “Dünya Evimiz” diyeceğiz.

22 KASIM VARŞOVA'DA YAPILAN İKLİM ZİRVESİ PROTESTO EDİLDİ

Varşova’da 19’uncusu yapılan Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi 22 Kasım’da sona erdi. Onbir gün süren zirveden hiçbir sonuç çıkmadı. Zirve başlamadan iki gün önce dünya tarihinde en güçlü tayfun Haiyan, Filipinlerin üçte ikisini yerle bir etmişti. On bine yakın insanın öldü, yarım milyondan fazla insanın evsiz kaldı. Zirve devam ederken bu sefer İtalya’nın Sardinya Adası hortum ve sel felaketini yaşadı. Binlerce kişi evlerini terk etti ve 18 kişi yaşamını yitirdi. ‘Kleopatra’ adı verilen hortum, Sardinya Adası için “bin yılın felaketi ” olarak tarihe geçti. Filipinler temsilcisi zirveyi protesto etmek için açlık grevi yaptı. İklim aktivistleri de açlık grevine destek verdiler. Zirve sonuçları, daha doğrusu hiçbir sonuç çıkmaması, Küresel Eylem Grubu’nun Kadıköy’de düzenlediği basın açıklaması ile protesto edildi.


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası