KESK’LE DAYANIŞMAYA!
28 Mayıs günü, sabah 04.00’ten itibaren İzmir, Ankara, Van ve Manisa illerinde  Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun 35 yönetici ve üyesi gözaltına alındı. KESK Genel Merkezi jandarma ve polis tarafından basıldı. Yapılan aramalarda KESK’in kadın çalışmalarına ilişkin belgelere, sendika içi yazışmalara, Başbakanlık ve Çalışma Bakanlığıyla yapılan yazışmalara, takvimlere, dergilere ve kişisel fotoğraflara el konuldu.
Gözaltına alınanlar arasında KESK Kadın sekreteri Songül Morsümbül, Eğitim-Sen Kadın Sekreteri Gülçin İsbert, KESK eski Genel Sekreteri Abdurrahman Daşdemir, Eğitim-Sen eski Kadın Sekreteri Elif Akgül Ateş ve birçok şube yöneticisi vardı. KESK’e yönelik operasyon İzmir’de yoğunlaştı. İzmir Eğitim-Sen 1 ve 2 No’lu Şubelerinin yönetici ve üyesi 28 kişiden 14’ü tutuklandı. Yüksel Mutlu, Lami Özgen, Hasan Soysal, Hasan Umar, Abdurrahman Daşdemir, Aydın Güngörmez, Mehmet Hanifi Kuriş, Sakine Esenyılmaz, Nihat Keni, Haydar Demir, Mustafa Beyazbal, Harun Gündeş, Şermin Güneş ve Elif Akgül Ateş şimdi hapiste.


Saldırının amacı
KESK’e dönük devlet terörünün kaynağı İzmir merkezli bir operasyon. PKK üyesi oldukları iddiasıyla son bir ayda 500’e yakın Kürt politikacı gözaltına alındı, 300’e yakını tutuklandı. Bu operasyon seçimlerde 2 milyon 200 binden fazla oy alan DTP’nin devlet tarafından cezalandırılması olarak yorumlanmıştı. Tam da Kürt sorununun siyasi çözümü gündeme gelirken çözümsüzlük isteyenler harekete geçmişti.
250 bin üyesi olan KESK kurulduğu günden itibaren Türk ve Kürt emekçilerin ortak sendikal örgütlenmesi oldu. KESK her zaman barışı savundu ve eylemlerinde Kürt sorununun siyasi çözümüne dönük sloganlara sahip oldu. Kamu emekçileri mücadelesi, Türkiye’deki sendikal hareket içinde milliyetçiliğe karşı net tutum almasıyla öne çıktı. Kamu emekçileri içinde en fazla üyeye ve toplu görüşme yetkisine sahip olan MHP’nin uzantısı T. Kamu-Sen yıllardır işyerlerinde KESK’in ‘bölücü’ ve ‘terörist’ olduğu propagandasını yaptı.
KESK’e dönük saldırı birkaç amaca sahip:
1. KESK’i yıpratmak ve zayıflatmak,
2. Sendikal mücadele içinde Türk ve Kürt kardeşliğini, KESK’teki birleşik örgütlenmeyi yok etmek,
3. Kürt sorununun çözümünü engellemek.

Hukuksuzluk

KESK’e yönelik devlet saldırısı hukuka güven ve yargı bağımsızlığı tartışmalarının ortasında tam bir hukuksuzluk örneği olarak gerçekleşti.
KESK Genel Başkanı Sami Evren gözaltı ve aramaların ertesinde yaptığı açıklamada Anayasa’nın 14. ve 90. maddelerinin ihlal edildiğine dikkat çekti. 14. madde temel hak ve özgürlüklerin anayasal olarak korunmaya alındığını söylüyor. Sendikal örgütlenme temel bir hak. 90. madde ise uluslararası sözleşmelerin bağlayıcılığına işaret ediyor. Türkiye sendikal hak ve özgürlüklere dair birçok uluslararası anlaşmaya imza atmış durumda. Ama söz konusu olan Kürt sorununda barış ve KESK olunca, ilahi ilan edilen hukuk kolayca çiğneniyor. Çiğneyen ise postallar.
KESK Genel Merkezi polis destekli Jandarma güçleri tarafından basıldı. KESK üyeleri Jandarma tarafından gözaltına alındı. Polis şehir merkezlerinde kolluk kuvveti olarak görev yapma yetkisine sahipken, Jandarma’nın görev alanı kırsal bölgeler olarak tarif edilmiştir. KESK Genel Merkezi, TBMM’ne ve Çankaya Köşkü’ne yaklaşık 1 kilometre uzaklıkta. Şehrin göbeğinde. Buna rağmen Jandarma işbaşındaydı.
2006 yılında 40 ilde Jandarma’ya şehir içinde arama, kontrol, baskın ve operasyon yapabilmesi için yetki belgesi çıkartıldı. Yetki belgesinin ardından Jandarma birçok ilde şehir merkezinde operasyonlara başladı. Bu illerin başında İzmir geliyordu. Bu karar o gün birçok yorumcu tarafından “skandal” olarak nitelenmiş, dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ise gelen tepkilere “sabırlı olun, yakında bir şeyler yapacağız” diye yanıt vermişti.
Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 10 maddesinin c fıkrası polisin yetersiz kalması durumunda mülki idari amirin destek isteyebileceğini, ancak bu yetkinin uzun süreli olmayacağını söylüyor. KESK’lileri gözaltına almak konusunda polisin “yetersiz” kaldığını kimse iddia edemez. KESK karşı 28 Şubat darbesinin yarattığı olağanüstü “hukuk” devrede: EMASYA (Emniyet-asayiş-yardımlaşma) Protokolü ile sivil emniyet alanının askerileştirilmesi.

EMASYA Protokolü

28 Şubat darbesinden iki yıl sonra 1999’da EMASYA Protokolü çıkarıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri “iç güvenlik doktrini”ni bu protokol üzerinden geliştirdi. “İç tehdit” olarak İslamcı hareket ve Kürt hareketi gösterildi. Protokol ile polis devre dışı bırakılıyor, Jandarmanın yetki alanı genişletiliyordu.

EMASYA Protokolü ile TSK’nın iç siyasete müdahalesinin önü açıldı. Asker her ildeki garnizonlarda “Asayiş Güvenlik Merkezleri” oluşturdu. Sivil emniyet, istihbarat ve valilikler orduya bağımlı kılındı. Kurulan “merkezler” aracılığıyla yurttaşlar fişlendi. Protokol gerektiğinde bir ilde en yetkili yönetici olan Valililik ve diğer makamların izni olmaksızın askere müdahale imkanı tanıdı.
Protokol ile bir operasyon sırasında polisi, polisin özel harekât timlerini, geçici köy korucularını Jandarma’nın emrine verdi. Böylece ülkedeki her güvenlik alanı askerileştirildi. Güvenlik politikaları tamamen atanmışların eline geçerken, seçilmiş hükümetlerin yetkileri rafa kaldırıldı.
EMASYA Protokolü’nün yayımlanmasının ardından hukuksuz müdahale zinciri de başladı:
- 2006: Konya Valisi Jandarma’ya başvurdu. “Çeşitli suçlardan arananlara” müdahale etmek için Jandarma elemanları sivil kıyafetle şehir merkezinde görevlendirildi. Denizli Valisi’nin girişimi ile Jandarma Çal ilçesinde erkek ve kız öğrenci yurtlarında arama yaptı.
- 2007: Samsun İl Jandarma Komutanlığı’nın başlattığı bir geceyarısı operasyonu ile aralarında AKP’li Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı’nın da olduğu 40 kişi gözaltına alındı.
- 2009: Ankara’nın Keçiören ilçesinde bir ev Jandarma tarafından basıldı. Çankaya ilçesinde Ezilenlerin Sosyalist Platformu üyesi öğrenciler evlerine düzenlenen Jandarma baskınlarıyla gözaltına alındı. İzmir’de yerel mülki idare ve Jandarma’nın işbirliği sonucu KESK operasyonu başladı ve 5 ilin şehir merkezinde Jandarma gözaltıları ve aramaları başladı. 
KESK’in yanındayız. Tutuklanan kamu emekçileri bir an önce serbest bırakılmalıdır. Darbe “hukuku”na karşı tüm barış ve demokrasi yanlıları KESK’in yanında yer almalıdır.

 

 

KESK’i değil silahları susturun!
 
ANKARA
28 Mayıs günü öğle saatlerinde Yüksel Caddesi’nde 300 kişi tarafından gözaltılar protesto edildi.
29 Mayıs günü 18.30 da Ziya Gökalp Caddesi KESK’liler tarafından dolduruldu, trafik kesildi. Başbakanlık önünde basın açıklaması gerçekleştirmek üzere yürüyüşe geçildi. 1500 kişilik kortejin önü polis barikatı tarafından kesildi. 2 saat süren oturma eylemi sonrası Kızılay GİMA önünde basın açıklaması yapıldı.

İSTANBUL
28 Mayıs akşamı iş çıkışında Taksim Gezi Parkı’nda  buluşan 1000 KESK üyesi eylem yaptı
29 Mayıs’ta Galatasaray Meydanı’nda toplanan 500 kişi KESK’e destek için Taksim Meydanı’na yürümek istedi ancak Polis’in izin vermemesi üzerine  kalabalık yaklaşık 3 saat boyunca sloganlar eşliğinde yürümeyi bekledi. 

 

“Faşist AKP” sloganı neyi örtüyor?

KESK, Kürt üye ve yöneticileri olduğu için basıldı. KESK üyeleri Kürt sorununun barışçıl çözümünden yana oldukları, yıllardır “savaşa değil eğitime bütçe” diye haykırdıkları için gözaltına alındı, tutuklandı. KESK Genel Başkanı Sami Evren bunu “bir cunta dönemi uygulaması” olarak değerlendirirken haklıydı. Durmadan siyasete müdahale eden Türk Silahlı Kuvvetleri, 28 Şubat darbesi’nin ürünlerinden yararlanarak Jandarmayı şehre indirmişti.
Bu çıplak gerçeğe rağmen bazı KESK yöneticileri ve Kemalist sol gruplar, atanmışları değil, seçilmiş hükümeti hedef aldı. KESK’in protesto eylemlerinde bu kesim “Faşist AKP” sloganını herkese attırmaya çalıştı. Onlar şehre inen Jandarma’ya, 28 Şubat yasalarına, Kürt sorununda çözümsüzlük isteyenlere karşı değildi. Onlar sadece “AKP karşıtı”ydı. Jandarmanın hukuksuzluğu gözler önündeyken darbecileri değil darbecilerin devirmek istediği hükümeti hedef alarak durumu çarpıttılar. KESK’le dayanışan DSİP üyeleri bu çarpıtmaya itiraz etti; eylemlerde “hepimiz Kürdüz, hepimiz DTP’liyiz” sloganını yükseltti. Kimi KESK yöneticileri ulusalcı grupları değil, DSİP’lileri susturmayı denedi.
KESK’in zayıflatılmasından elbette işveren hükümetin çıkarı vardır. AKP hükümeti KESK’in tüm taleplerine kulak tıkamaktadır. Ama son operasyonu yönlendiren hükümet değil, Jandarmadır. Eğer KESK’liler sendikalarına sahip çıkmak istiyorlarsa darbecilere ve Ergenekon’a karşı çıkmalıdır. "Faşist AKP" sloganı darbecilerin ve darbe girişimlerinin üzerini örtmekten başka bir işe yaramaz.


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası