Şenol Karakaş
Ekim devriminin üzerinden 92 yıl geçti. Rusya'da gerçekleşen 1917 devrimi sadece sayısız deneyimi ve işçi sınıfının devrimci gücünü kanıtlayan en önemli ayaklanma olması nedeniyle değil, devrimin ardından yaşananların hem dünya hem de solun tarihini derinden etkilemesi nedeniyle de çok önemli.

Bugün Türk soluna buram buram sinmiş olan milliyetçiliğin kökenleri Ekim devriminin ardından yaşanan mücadele döneminde yatıyor. Sosyalizmin milli bir toplumsal örgütlenme biçimi alabileceğini düşünenler, tek bir ülkede sosyalizmin kurulabileceğini düşünenler, tarihsel olarak, bir hizbin, Ekim devriminin işçi demokrasisi üzerinde yükselen tüm enternasyonalist kazanımlarını gasp eden bir karşı devrimci gücün değerlerini savunuyor.

Milli bir sosyalizm olabileceğini düşünmelerinin nedeni, kendi egemenliğini, zorbalığını, şiddetini kullanarak kapitalist üretimi yeniden örgütleyen stalinist bürokrasinin "milliyetçi sosyalizm" teorisini savunmaları.

Oysa, tek bir ülkede sosyalizmin kurulmayacağı, ütopik, maceracı ve entelektüellerin uydurması değil, bilimsel sosyalizmin vaz geçilmez bir öğesidir. 1917 devriminin gerçekleşmesine yardımcı olan Bolşevik Partisi'nin tüm üyeleri için, sosyalist devrimin ancak dünya çapında zafere ulaşabileceği ve tek bir ülkede devrimin yaşaması için özelikle ekonomisi gelişkin kapitalist ülkelerin işçi sınıfının bu devrimi tamamlaması gerekliliği kesin bir koşuldu.

Bu yüzden Lenin, 1905 yılında Rusya'da, Avrupa sosyalist devrimleri gerçekleşmeden bir sosyalist devrimi bile mümkün görmüyor ve şöyle diyordu: "Rus proletaryası artı Avrupa proletaryası devrimi örgütleyecekler. Böylesi koşullarda Rus proletaryası bir ikinci zafer kazanabilir. Dava hiç de umutsuz değildir.İkinci zafer Avrupa'da sosyalist devrim olacak. Avrupalı işçiler bize 'nasıl yapılacağını' gösterecek ve sonra onlarla beraber sosyalist devrimi yapacağız."

Lenin tek bir noktada yanıldı: Rus işçileri, sosyalist devrimi, tek başlarına gerçekleştirdi. On milyonlarca köylünün desteğini alan yüz binlerce işçi, önce Çarlık rejimini, ardından kapitalist egemenlik ilişkilerini alt üst etti.

Rus devrimi bir parti darbesi değil, milyonların aşağıdan yaratıcı eyleminin ürünüydü. Lenin, devrimden sonra 7. Parti Kongresi'nde, "Devrimimizin yaptığı bir kaza değil… o bir parti kararının ürünü değil… o yığınların kendilerinin kendi sloganlarıyla, kendi güçleriyle yarattıkları bir devrim… Sosyalizm bir azınlık, bir parti tarafından tamamlanamaz. O sadece on milyonlar kendi kendilerine yapmayı öğrendikleri zaman tamamlanabilir." diyordu.

Ekim devrimi kelimenin tam anlamıyla bir işçi devrimiydi, aşağıdan bir kitle hareketinin en keskin virajıydı ama devrim gerçekleştiği andan itibaren, tam da dünya devrimi imdada yetişemediği için, tek bir ülkedeki işçi iktidarı tek başına kaldığı için deforme olmaya başladı.

Mart 1918'de, devrimin daha altıncı ayı dolmadan yapılan kongrede Lenin şu çığlığı atıyordu: "Dünya tarihsel bakış açısından ele alındığında, eğer diğer ülkelerde devrimci hareketler olmazsa, eğer yalnız kalırsak devrimimizin nihai zaferinin şansının olmadığına hiç şüphe yoktur…Tekrar ediyorum, bütün bu zorluklardan kurtuluşumuz bütün-Avrupa devrimindedir… mutlak doğru odur ki, bir Alman devrimi olmazsa hakkımızda hüküm verilmiş demektir… Eğer Alman devrimi gelmezse, her halükarda, akla gelebilecek bütün koşullar altında hükmümüz verilmiş demektir."

Alman devrimi imdada gelmedi, gelemedi. 1918-1923 yılları arasında Almanya'da işçi sınıfının kahramanca tüm ileri hamleleri yenildi. Ve Rus işçilerinin hükmü verilmiş oldu. Alman devriminin yenilgisi, Ekim devriminin yenilgisi anlamına geldi.

Rusya'da tek başına kalan işçi demokrasisi ekonomik çöküntüyle, emperyalist işgalle, iç savaşla tek başına mücadele ederken, kaçınılmaz bir biçimde sönümlenmeye başladı. Devrim yapan ve devrimden sonra dünyanın tüm şiddetine maruz kalan Rus işçileri sadece yalnız kalmadılar, bu yalnızlık içerisinde yok olmaya başladılar. Yok olmayan tek şey, sınıflar mücadelesiydi ve Ekim devrimi hakkında Lenin'in sözünü ettiği hükmü, Çarlık döneminin subaylarıyla, memurlarıyla, bürokrasisiyle, işletme müdürleriyle uzlaşan stalinist klik verdi.

Tek ülkede sosyalizm teorisi, işte bu stalinist bürokrasinin egemenliğinin ideolojisidir. Alman devrimi imdada gelemediği, dünya devrimi yetişemediği için Rus işçi sınıfı şekillenmesini yitirir, işçi demokrasisi dağılır ve yerine asker-bürokrat-parti iktidarı kurulurken, bu iktidarın dünya devrimini troçkist bir ucube olarak ilan etmesinden daha doğal ne olabilir ki?

Varlık temeli dünya devriminin gerçekleşmemesi ve giderek uluslararası işçi isyanlarının engellenmesi olan stalinist bürokrasinin kanlı egemenliğinin ideolojik kılıfı olarak milli bir sosyalizm teorisi geliştirmesi doğal da, doğal olmayan bugünün bazı "komünist ve solcularının" hala kendi milliyetçiliklerine marksizmi tanık göstermeye çalışmaları.


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası