Tokat'ın Reşadiye ilçesinde devriye görevi sırasında gerçekleşen provokatif saldırda yaşamını yitiren 7 askerin yakınları, 20 yılı aşkın bir süredir devam eden çatışmaların artık sona erdirilmesini istedi.

CHP ve MHP’ye protesto
CHP lideri Deniz Baykal ve MHP lideri Devlet Bahçeli'ye seslenen şehit Cengiz Sarıbaş'ın amcası Salim Sarıbaş barış çağrısı yaptı:

"Savaşı yapanlar da, ölenler de kurşunu sıkanlar da bu ülkenin çocukları. Mutlak suretiyle Bahçeli ve Baykal'a çok görev düşüyor. Tarih bunları yazacak pişman olacaklar sonunda" dedi. 

Hüseyin Alışkan
18. Yüzyılın ortalarından itibaren, özellikle Sanayi Devrimi'nden sonra kapitalizm sadece emeği sömürmekle kalmayıp aynı zamanda yarattığı tahribatla insan emeğinin, insan hayatının haricinde kalan diğer tüm canlı yaşamını ve çevreyi de tehdit etmeye devam etmektedir.  Bu tahribatlardan en büyüğü ise her geçen gün etkisini daha fazla hissettiğimiz iklim değişikliğidir.

Gezegenimiz oluştuğu zamandan itibaren birçok kere doğal iklim olaylarıyla karşılaşmış ve son durumunu almıştır. Doğal olarak gerçekleşen soğumalar, ısınmalara, seller bugünkü dünyamızın oluşmasında etkili olmuştur. Ancak yaşanılabilir dünyamızı, cebini doldurmak için daha fazla para isteyen sömürgeci devletler ve hükümetlerle birlikte kapitalizmin her bir kolu, gezegenin ve canlı yaşamının yok olması için her gün daha fazla çaba sarf ediyor.

Gezegenimiz ve tüm canlı yaşam büyük bir krizle karşı karşıya. 200 yıldır fosil yakıtlardan (petrol, kömür ve doğalgaz)  enerji sağlayan kapitalist sistem hepimizin geleceğini tehdit ediyor. Petrol, kömür, doğalgaz, otomotiv, silah şirketleri ve onların sözcülüğünü yapan hükümetler, liderler tüm uyarıları duymazdan geliyorlar. Bilim insanları uyarıyor, gezegenimiz alarm veriyor; tayfunlar, seller, orman yangınları artıyor, buzullar hızla eriyor, kuraklık, salgın hastalıklar yaygınlaşıyor. Bunların hiçbiri doğal değil.

İş, iklim, adalet!
Bu felaketleri durdurmak için hâlâ vaktimiz var. Ama zamanımız gittikçe azalıyor. Hızla gezegenimizin sıcaklığını arttıran, iklim değişikliğine neden olan gazların salım düzeylerinin düşürülmesi gerekiyor. Binlerce bilim insanı atmosferdeki karbondioksit oranının 350 ppm'e indirilmesi gerektiğini söylüyor. Atmosferdeki karbondioksitin insanlığın ve milyonlarca yıldır var olan birçok canlı türünün hayatta kalmasını sağlayacak güvenli seviyesi budur.

Onur Devrim Üçbaş
Avusturya’dan Almanya’ya, Sırbistan’dan Yunanistan’a tüm dünyada gençler, öğrenciler kapitalizme ve onun yarattığı sorunlara karşı sokaklarda. On binlerce öğrenci başka bir dünya umuduyla sokakları dolduruyor ve kazanmak için mücadele ediyor. Türkiye’li öğrenciler olarak Avrupa’daki deneyimlerden öğrenerek kendi mücadelemizi geliştirebiliriz. Şimdi, kapitalizme isyan etme zamanı.

Avusturya:
İşgaller devam ediyor. Öğrenci mücadelesinin sembolü haline gelen Viyana Üniversitesi’nin Audimax salonu dünyanın her tarafından gelen konuşmacılara ev sahipliği yapıyor. Öğrenciler başta olmak üzere birçok kişi işgal altındaki üniversitenin serbest kürsüsünü kullanıyor. İngiliz Sosyalist İşçi Partisi(SWP)’nin önde gelen üyelerinden Alex Callinicos’da, Audimax’de öğrencilere hitap etti. 

Önce İzmir’de DTP konvoyu taşlandı.

Ardından Çanakkale’de bir grup faşist “kız meselesi” bahanesiyle Kürtlere saldırdı.

DTP’nin Küçükçekmece’deki binası silahlı faşistler tarafından basıldı.

Ardından DTP’nin bir çok binası daha basıldı, aralarında genel merkez de vardı.

İzmir’de birileri yine bayraklar asarak provokasyona başladı.

İlker Karayılan
Barış sürecinde hükümetin yeterli iradeyi göstermediği bu dönemde, Kürt halkının iradesi olan DTP hakkında açılan kapatılma davasının 8 Aralık'ta Anayasa Mahkemesi'nde görüşülmeye başlanacağı açıklandı. 2007 yılının Kasım ayında açılan davada DTP'nin "Bölücü faaliyetlerin odağı" olduğu gerekçesiyle kapatılması istenmişti.

Kapatma davaları aslında Kürt siyasal hareketi için çok da alışılmadık bir durum değil. Bugüne kadar ne zaman Kürt hareketi kendini ifade etmek için bir mecra bulsa, resmi ideoloji bu yolu tıkamak için elinden gelen her şeyi yaptı.

Generaller darbe girişimlerinin hesabını veriyor

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, görev yaptıkları dönemde darbe planladıkları iddia edilen eski kuvvet komutanları sivil savcılara ifade verdi. Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, 'darbe girişimi şüphelisi' olarak 10 saat boyunca Ergenekon savcıları tarafından sorgulandılar.

Adliyeye hiyerarşik sıraya göre geldikleri gözlemlenen komutanlardan, 'Darbe Günlükleri'nin sahibi Özden Örnek, Cumhuriyet Savcıları Zekeriya Öz ve Fikret Seçen tarafından; Aytaç Yalman, Savcı Ercan Şafak tarafından; İbrahim Fırtına ise Savcı Murat Yönder tarafından sorgulandı.

Roni Margulies
İklim değişikliğine karşı uluslararası düzeyde sistematik ve tutarlı bir plan çerçevesinde etkili önlemler alınması mümkün mü? Kapitalizmin sınırları içinde, bizzat sistemi yönetenler tarafından bu sorun çözülebilir mi?

Hâlâ böyle bir sorun olup olmadığı tartışılıyor. Hâlâ büyük şirketlerin paralı adamı olan bilim insanları meselenin abartıldığını, aslında ciddi bir sorun olmadığını anlatıyor, yazıp çiziyor. Hâlâ bir şey yapmamanın, hükümetleri bir şey yapmamaya ikna etmenin yollarını arıyorlar.

Tam başarılı olamıyorlar. Tabandan gelen baskı nedeniyle, hükümetler önlem almak gerektiğine ikna olmuş gibi davranmak, önlem alıyormuş gibi yapmak zorunda kalıyor en azından.

Eczacılar isyan etti, fakat...
4 Aralık günü Türkiye Eczacılar Birliği ve Eczacı odalarının çağrısıyla tüm yurtta eczaneler bir günlüğüne kepenk indirdiler. Eczacıları eyleme götüren sebep, aynı gün İlaç Fiyat Kararnamesi'nin yürürlülüğe girmesiyle birlikte yaklaşık 7000 ilacın fiyatının düşmesi ve stoklanan ilaçlardan dolayı eczacıların zarar etme endişesiydi.

Eczacılar kârlılık oranlarının talepleri doğrultusunda artırılmasını isteyerek eylem yaptılar fakat, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer'in 4 Aralık günü öncesi yaptığı açıklama eczacıların gerekçesini geçersiz kılıyordu. Dinçer açıklamasında ilaç firmalarından alınan yazılı taahhütle eczacıların stok zararlarının karşılanacağını belirtmişti.

Şenol Karakaş
ABD, NATO şemsiyesinde sürdürdüğü Afganistan işgalini daha şiddetlendirmeye karar verdi. Seçim kampanyası boyunca "Değişim ve Barış" konuşmaları yapan, Guantanamo'yu kapatacağını, Irak'tan ABD askerlerinin çekileceğini söyleyen Barack Obama, Afganistan'la ilgili yeni stratejisini geçtiğimiz hafta açıkladı. Bu stratejide yeni hiçbir şey yok! Özetle, savaşa ve işgale devam, daha fazla asker ve silah, daha fazla ölüm ve yıkım.

Afganistan'a 30 bin ek asker yollayacağını açıklayan Obama'nın Türkiye dahil, NATO üyesi ülkelerden talebi ise Afganistan'da savaşacak daha fazla asker oldu.

Obama ile görüşmek üzere ABD'ye giderken dün havaalanında açıklama yapan Başbakan Tayyip Erdoğan ise "700 civarında olan asker sayısını 1750'ye çıkararak üzerimize düşeni yaptık" dedi. Çünkü ABD'deki temaslarda ABD'nin İran ve Irak politikalarına destek yanında görüşülecek en önemli pazarlık bu.

Biz savaş karşıtları olarak, savaşın ve işgalin, insan hayatının asla pazarlık konusu yapılamayacağını bir kez daha vurgulamak istiyoruz. 

Dünyadaki huzursuzluğun, adaletsizliğin, şiddetin nedeni Filistin halkı, Irak halkı olmadığı gibi, Afgan halkı da değil elbette. Dünyadaki huzursuzluğun nedeni, petrol gibi küresel sistemin can damarı olan kaynakları, enerji yollarını denetlemek için Irak'ta, Afganistan'da ve Filistin'de milyonlarca insanı öldüren savaşları ve işgali sürdüren ABD ve onunla işbirliği yapanlardır.

Dünyanın da Afganistan ve Irak'ın da, Filistin'in de daha güvenlikli hale gelmesinin tek yolu işgalcilerin derhal ve koşulsuz bir şekilde tüm bu ülkelerden geri çekilmesidir. Dünyada barış için öncelikle suç örgütü NATO dağıtılmalıdır.

Savaş karşıtları olarak, bu koalisyona Türkiye'nin de adını yazdıranları protesto ediyor ve tarihsel sorumluluklarını Başbakan'a ve Hükümet'e bir kez daha hatırlatıyoruz. Türkiye ABD'nin de NATO'nun da talebini derhal reddetmelidir.

Açılım süreci bu satırlar yazılırken en önemli günlerinden geçiyor. DTP'yi kapatma davası görüşülüyor. Çeşitli yerlerde DTP binalarına yönelik ırkçı linç girişimleri ve saldırılar yapılıyor. Tayip Erdoğan Obama'yla görüşüyor. Bu arada Tokat'ta yedi asker öldürülüyor, Diyarbakır'da göstericilerin üzerine ateş açılıp bir genç katlediliyor.

Bu gerginliğin içinde şovenizm ve sosyal şovenizm yeniden hortlatılıyor.

Kürtler yeniden bir bela olarak anılmaya ve tüm sorunların kaynağı olarak gösterilmeye çalışılıyor.

Son gelişmelerde en çarpıcı yan, "sokakların hareketlenmesi olmasaydı açılım ne kadar güzelmiş" fikrinin çok yaygın bir hale gelmiş olması. Herkes yirmi gün öncenin özlemini çekmeye başladı. Tartışma, diyalog ve fikirlerin açık açık söylendiği, Kürt sorunun nasıl çözülebileceğinin tartışıldığı günlerin özlemle anılması, demek ki sürecin ABD oyunu olmaktan bambaşka bir boyutu olduğuna toplumun geniş kesimlerini ikna etmiş.

Volkan Akyıldırım
Sosyalist İşçi 2005'ten bu yana yeni ve kitlesel bir sol partinin gerekliliğini savunuyor. Küresel BAK, Barışarock, Küresel Eylem Grubu, Irkçılığa Dur De, Darbelere Karşı 70 Milyon Adım gibi bir çok kampanya ve mücadeleyi inşa eden bizler, partimiz DSİP'e üye olmayan, herhangi bir örgüte üye olmayan yüzlerce insanla birlikte mücadele ediyorduk. Bu mücadele siyasi bir mücadele ve birliğe taşınmadıkça Türkiye'deki gerçek muhalefetin önünün açılmayacağını gördük

2007 yazında Ufuk Uras ve Baskın Oran'ı meclise yollamak için kampanyalarda en önde yer aldık. Orada aslında ne kadar kalabalık olduğumuzu ve neler yapabileceğimizi gördük. 40 günde İstanbul'un iki yakasında toplam 6 bin olabilmiştik. Her iki kampanyada Türkiye'yi sarstı. Çünkü binlerce insan ırkçılığa, darbeciliğe, milliyetçiliğe, savaşa karşı birleşti. Aktivist oldu ve bu fikirleri her yerde gece gündüz demeden yaydı. Sonuçta Ufuk Uras yoldaşımızı meclise yolladık, Baskın Oran için 31 bin radikal oy kazandık. Ne yazık ki biz DSİP'lilerin ısrarlı önerilerine rağmen bu hareket devam ettirilmedi.

Basri Güler
Marksizm toplantıları sırasında bir konuşmacının kürsüden Troçkizm ve Sürekli Devrim hakkında abuk şeyler söylemesi, sürekli devrimi ve onu neden savunduğumuzu açıklama ihtiyacı hissettirdi.

Adını açıklamak istemediğim konuşmacı, Trokçkizm'in hiçbir zaman iktidar olmadığını söyleyerek saldırmıştı sürekli devrim teorisine. Bu doğrudur, ama gözden kaçırdığı nokta, Troçkistler'in iktidarı hedeflemedikleridir. Stalinistler'den ayrıldığımız noktalardan biri de bu, biz kendi iktidarımızı düşünmeyiz, tüm iktidarın işçi sınıfında toplanması için mücadele ederiz.

Sürekli devrimin dünyanın hiçbir yerinde başarıya ulaşamayacağı tezi ise zaten 1917'de tarihin çöplüğüne gitmişti.

Mao ve Kastro'nun, Çin ve Küba'da iktidara gelişlerinin Troçki'nin varsayımlarını sorgular gibi görünmesi üzerine Tony Cliff, Sürekli Devrim teorisini yeniden gözden geçirdi.

Çin Komünist Partisi'nin işçi sınıfı partisi özelliklerini kaybettiği sıralarda parti içinde yükselen Mao'nun iktidara gelişinde işçi sınıfı hiçbir rol oynamamıştır.

1926'da yüzde 66'sı işçilerden oluşan ÇKP'nin 1930'un sonlarında hemen hemen hiç işçi üyesi kalmadı. Eyaletlerdeki ihtilalci köylü hareketinden ibaret olan parti, buralarda Çin Sovyet Cumhuriyeti'ni kurdu.

Can Irmak Özinanır
Komünizm, tüm dünyada üretim araçlarının üzerindeki özel mülkiyetin kalktığı, toplum yapısının bütünüyle buna göre şekillendiği, sınıflar bütünüyle ortadan kalkmış olduğu için devletlere de gerek kalmadığı özgür ve eşit topluma verilen isimdir. Sosyalizm ve komünizm kavramları sık sık birbiri yerine kullanılır ve yanlış anlaşılır. Bu kavramlara yüklenen anlamların tarihsel süreçler içinde geçirdiği değişiklikler de bu yanlış anlamaların sebepleri arasındadır.

19. yüzyılda Karl Marks ve Friedrich Engels, işçi hareketinin komünizm amacı etrafında birleşmesi gerektiğini söylediler. Ünlü metinleri Manifesto'da kendilerini komünist olarak tanımladılar. Ancak daha sonra tercih ettikleri kavram sosyalizm oldu. 19. yüzyıl sonlarında ise artık dünyadaki işçi partilerine sosyal demokrat deniyordu.

Şenol Karakaş
Tek ülkede sosyalizm teorisi, işçi sınıfının eylemi sadece ve sadece dünya tarihsel bir düzlemde kazanma olanağına sahip olduğu için de gericidir. İşçi sınıfının toplumsal devriminin milli bir karakterle zafere ulaşması olanaklı değil.

Devrimin hızla diğer ülkelere yayılması anlamında sürekliliği sağlanamazsa tek bir ülkede sıkışmış bir işçi devrimi uzun süre yaşayamaz.

Rusya'da gerçekleşen Ekim Devrimi, bu klasik marksist görüşü doğrulayan bir deney olarak da tarihi bir öneme sahip.

Ekim devrimi hakkında ileri geri konuşanlar bir dizi hayali iddiaya sahip. Bu iddiaların en başında, devrimin, aslında çelik disiplinle örgütlenmiş Bolşevik Partisi'nin bir darbesi olduğu yaklaşımı geliyor. Troçki'nin vurguları bu iddianın tümüyle temelsiz olduğunu gösteriyor: Ekim devriminden önceki on beş gün içinde "yüz binlerce işçi ve asker, şekil bakımından savunucu ama öz olarak saldırıcı nitelikte, doğrudan doğruya harekete geçmiştir.

“Siyasal demokrasinin sınırlarının kısıtlanması değil genişlemesi için, adalet duygusunun güçlenmesi ve yaygınlaşması için, Kürt sorununda demokratik barışçıl umutlarının körelmemesi için Demokratik Toplum Partisi kapatılmamalıdır. DTP’yi kapatmayın! Vekillere dokunmayın!”

Adalet Ağaoğlu, Atilla Keskin, Ayla Yıldırım, Aydın Engin, Baskın Oran, Bülent Aydın, Cengiz Alğan, Deniz Türkali, Doğan Tarkan, Eren Keskin,Hakan Öztürk, Hakan Tahmaz, Eşber Yağmurdereli, Ferhat Kentel, Fethiye Çetin, Filiz Koçali, İpek Çalışlar, Ertuğrul Kürkçü, Saruhan Oluç, Gencay Gürsoy, Şenol Karakaş, Jaklin Çelik, Mahir Sayın, Leman Yurtsever, Levent Tüzel, Mebuse Tekay, Memet Ali Alabora, Murat Çelikkan, Murat Aksoy, Oral Çalışlar, Orhan Miroğlu, Osman Kavala, Oya Baydar, Özlem Dalkıran, Semiha Kaya, Roni Margulies, Rojin Ülken, Tayfun Mater, Teslim Töre, Turgay Oğur, Vedat Türkali, Yalçın Ergündoğan, Yaman Yıldız, Yıldız Önen, Yıldız Ramazanoğlu, Mahir Günşiray, Kerem Kabadayı, Zeynep Tanbay gibi isimlerin imzası bulunuyor.

2004 yılında görev yapan ve “Ayışığı”, “Sarıkız”, “Yakamoz” ve “Eldiven” darbe planlarıyla ilgili olarak bugün sabah saatlerinde Ergenekon savcılarına ifade vermeye giden Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Aytaç Yalman, Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına Darbelere Karşı Yetmiş Milyon Adım Koalisyonu bileşenlerince Beşiktaş Adliyesi önünde karşılandı.

Eylemciler, darbeler ve darbecileri protesto ederek, darbecilerin derhal tutuklanmalarını istedi. Adliye giriş kapısı önünde gösteri yapan protestocuların üzerine kullandığı aracı süren, sivil giyimli asker traşlı bir kişinin bazı göstericilere çarparak adliyeye girmesi gerginliğe yol açtı ve protestolara neden oldu.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası