Roni Margulies
“Sovyetler Birliği’nin dağılışının ardından ve 12 Eylül’ün de etkisiyle, Türkiye solu, ideolojik anlamda… çok büyük bir gerileme yaşadı. Her sene yoğunluğu artarak devam eden eleştiri, tartışmalar; Sovyetler Birliği’nde olan her şeye, proletarya diktatörlüğüne, işçi tanımına, sınıf mücadelesinin şekli ve seyrine, ülkemizdeki mücadele geleneğine, anti-emperyalist ulusal savaşımıza ve en sonunda Marks ve Lenin’in kendisine geldi dayandı… Merkezinde işçi sınıfının ideolojik ve pratik önderliği bulunan devrimci mücadele değil; elbette ki solcuların kayıtsız kalamayacağı ama varlık sebepleri haline de getiremeyeceği kadın hakları, çevrecilik, etnik ve dini sorunlar üzerinden şekillenen siyasi programlar ilerici sayıldı…

İki binli yıllarda ise, özellikle de AKP’nin iktidar oluşunun ardından, yukarıda tarif ettiğimiz çizgi, sol içinde hâkim güç haline geldi…

Tam da bu dönemin başında, 2001’de, uluslararası spekülatör, yani vurguncu George Soros’un ‘Açık Toplum Enstitüsü’, ülkemizde faaliyete başladı… Soros’un ülkemize fiilen girmesi, her açıdan, çok çok önemli bir olaydır…

Solun ideolojik gerilemesi de had safhaya ulaştı... Ve solcular, belirttiğimiz sürece paralel gelişen bir diğer yanılgı olan ulusalcılığa karşı takındıkları keskin tutumu, bu Sorosçu liberallerden esirgediler. Oysaki, ulusalcılık bir ideolojik sapma iken, liberallik sadece bununla tarif edilemeyecek, ülkeyi dönüştüren ve eskisinden çok daha geri noktaya sürükleyen dinci-piyasacı AKP’ye yedeklenerek yapılan bir nevi yağmacılıktır ki, buna karşı her alanda mücadele, ulusalcılarla uğraşmak için harcanan zamanın, bin katını hak etmektedir.”

Bu mükemmel analiz Halkevleri’nin internet sitesinden.

Özetleyeyim.

Sovyetler Birliği’nin dağılışı, 12 Eylül ve Soros’un ülkemize fiilen girmesi. Bunların sonucunda Türk solu çok büyük bir gerileme yaşadı.

Sorosçuluk ve liberalizm ile mücadele etmesi gerekirken, gerilediği için yanlış yaptı ve ulusalcılıkla mücadele etti. Liberalizme teslim olduğu için, kadın hakları, çevrecilik, etnik ve dini sorunlar gibi saçma sapan şeylerle uğraştı.

Halkevleri’nin haklı olduğu bir nokta var. Sadece bir nokta, ama önemli bir nokta: “Türkiye solu, ideolojik anlamda… çok büyük bir gerileme yaşadı.” Yine kısmen yanılıyorlar ama, çünkü sadece ideolojik değil, her anlamda gerileme yaşadı. Hem sayısal anlamda, hem toplumsal önem anlamında, hem toplumu etkileme yeteneği anlamında.

Daha önemli yanılgıları ise şu: Türkiye solu değil gerileyen. Türkiye solunun belli bir geleneği. Önemli bir geleneği, ama sadece bir geleneği.

Geçen yaz ortak eylemler yapmaya başlayıp sonra dağılan, geçen hafta tekrar biraraya gelerek ortak basın açıklaması yapan TKP, ÖDP, EMEP ve Halkevleri’nin temsil ettiği gelenek.

Stalinist, Kemalist, millî “sol” gelenek. Milli Demokratik Devrim (MDD) geleneği. Milliyetçiliği Mustafa Kemal’den, “sosyalizmi” Stalin’den öğrenen; düşmanını egemen sınıf olarak değil emperyalizm olarak gören, anti-emperyalizmi de millî bir mesele olarak gören; toplumu işçi sınıfının değil ulusal güçlerin değiştireceğine inanan gelenek. Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki bürokratik diktatörlükleri sosyalist zanneden, bu diktatörlükleri halklar devirdiğinde ne düşüneceğini bilemeyen gelenek. Halka karşı devletin yanında saf tutan gelenek.

Ve bu özellikleri nedeniyle, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de işçi sınıfının görmediği, görmek istemediği, tesadüfen gördüğünde de zerre kadar değer vermediği gelenek.

Evet, bu gelenek “çok büyük bir gerileme yaşadı”. Tarihin çöp tenekesinde yerini almasına çok az kaldı.

Müjde! Halkevleri’nin sitesinde “Eyvah çok geriledik” diye ağlaşan yazıları daha çok okuyacağız.


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası