Doğan Tarkan

Emperyalizmin gücünü fazlasıyla abartan bazı sosyalistler var Türkiye’de. Her şeyi Pentagon’un, CIA’nın planlarına, hamlelerine bağlıyorlar. Yaprak kıpırdasa 'CIA işidir' diyorlar.

Soğuk savaş yıllarında açık ki ABD emperyalizminin siyasal, askeri ve ekonomik gücü rakipsizdi. Doğu Bloku’nun karşısındaki Batı Bloku’nun lideri olarak ABD kendi bloku içindeki ülkelerin tek lideriydi ve bu konumundan dolayı bu ülkelerdeki gelişmelere müdahale edebilmekteydi. Ama bu aşamada bile ABD emperyalizmin gücünü abartmak aslında bir yandan 'yenilgici bir bakışın' ürünüydü, diğer yandan da böyle bakanlar kendi ülkelerindeki egemen sınıfla mücadele etmeyi ertelemekteydi.

'Soğuk Savaş' bitti. Doğu Bloku ülkeleri kitlesel hareketler sonucu birer birer yıkıldı. 1991’de de Sovyetler Birliği dağıldı.

Emperyalizmi her şeyin sorumlusu olarak gören 'sol kafa', Doğu Bloku’ndaki halk hareketlerini de emperyalizmin, ABD emperyalizminin işi olarak gördü. Çünkü bu sol kafalar karşı karşıya geldikleri gerçekle hesaplaşmaktan kaçınıyorlardı...

Şimdilerde, Türkiye’de darbe ve anayasa oylaması çerçevesinde emperyalizm sorunu tekrar gündeme geliyor. Bir iddia var: bütün darbeler emperyalizmin işidir.

Bu iddia kendi içinde çelişiyor ya da iddia sahipleri bazı darbeleri darbeden saymıyor. Galiba ikisi de aynı anda geçerli.

12 Mart ve 12 Eylül darbelerinde Amerikan parmağını görmek oldukça kolay ve zaten o dönemde dünyanın birçok başka yerinde de askeri darbeler olmaktaydı. Amaç, yeni liberalizmi küresel olarak etkinleştirmekti. Nitekim ABD’de Reagan, İngiltere’de Thatcher de aynı şekilde yeni liberalizmi etkinleştirmek için iş başındaydı.

Ne var ki, 12 Eylül için doğru tespit olan ABD müdahalesi, 27 Mayıs için niye geçerli olsun?Emperyalizm Adnan Menderes kadar kendisine bağlı bir lideri ve DP gibi bir siyasi akımı o günlerde zor bulurdu.

Menderes ve DP Türkiye’yi NATO üyesi yaptılar, Kore’ye asker yolladılar. Böylesi bir rejimi devirmek için ABD’nin hiçbir nedeni yoktu. Ama, buna rağmen DP iktidarı devrildi ve Menderes ve iki bakanı asıldı. Bir NATO ordusunun Genelkurmay başkanı ve başka komutanları teğmenler tarafından tokatlandı, aşağılandı.

27 Mayıs darbesi NATO’ya ve CENTO’ya, yani ABD emperyalizmine bağlılığını bildirdi ve bu tutumu nedeniyle ABD’nin karşı koyuşu ile karşılaşmadı, ama açık ki; 27 Mayıs darbesini gerçekleştiren 'Milli Birlik Komitesi' bağımsız bir tutumla davrandı ve darbeyi gerçekleştirdi. Sonra ABD’nin desteğini kazandı.

Askerler neden 27 Mayıs’ta darbe yaptı? Çünkü yürürlükteki anayasa düzeni parlamentoya ve dolayısıyla parlamentoda çoğunlukta olan partiye, DP’ye, çok fazla yetki veriyordu. Çünkü bu anayasa tek parti diktatörlüğünün anayasasıydı ve doğal olarak parlamentoya yetkiler vermekten kaçınmamıştı. Ama artık çok partili bir dönemde olunduğuna göre parlamentonun üzerinde bir 'asker-sivil bürokrasi' kontrolü gerekliydi.

Bu anlayışın sonucunda MBK üyelerinin doğal üyesi olduğu, bir kısmını Cumhurbaşkanı’nın (gene bir asker) tayin ettiği bir senato kuruldu. Bugünkü Milli Güvenlik Konseyi’nin çatısı oluşturuldu. Anayasa Mahkemesi kuruldu. Bütün bu organlar asker-sivil bürokrasinin gücünü artırıyordu.

Nitekim, sonraki darbelerde, 12 Mart ve 12 Eylül’de bu kurumlar elden geçirildi, bir kısmı tasfiye edilirken (senato), bir kısmı daha da güçlendirildi ve yenileri (YÖK ve HSYK gibi) eklendi.

Her darbenin altında emperyalizmin parmağını arayanlar için, 27 Mayıs çok ters bir örnek. Çünkü böyle bakanlar Türkiye’de egemen sınıfın kendi iç mücadelesini gözden kaçırıyor.

Bir başka örnek de, 28 Şubat. 28 Şubat darbesinde de mi, ABD’nin parmağı vardı? Eğer böyleyse ABD bizim laikçilerle, yurtsever solcularla aynı kampa düşer.

Ve sanırım her darbenin altında emperyalizmi arayan, anayasa oylamasını emperyalizmin ihtiyaçlarını çözmek için yapılan bir revizyon olarak gören 'solcular' gene çok kötü bir noktaya düşmekteler.

28 Şubat, ABD’nin ihtiyaçları için düzenlenmiş bir darbe değil, o da 27 Mayıs gibi asker-sivil bürokrasinin müdahalesi.

Günümüzde de çeşitli ülkelerde uygulanan politik gelişmeleri, Türkiye’de anayasa değişimi için yapılacak halk oylamasını emperyalizmin çıkarları için atılan bir adım olarak görmek Türkiye’deki sınıflar mücadelesini görmemektir. Oysa her şeyi emperyalizme bağlayan kafalar, yeni anayasa değişikliklerinin, yeni liberalizmin çıkarları için yapıldığını iddia etmekteler ve hatta içlerinde bazıları yeni değişiklik maddelerini faşist olarak nitelemekte.

Burada tek tek anayasa maddelerini ele almak ve neden faşist, gerici, eski maddeden daha geri olmadıklarını anlatmak gereksiz.

Öte yandan, bugün kapitalist sistem yeni liberalizmin yerine bir başka çıkış aramakta. Küresel kapitalizmin bazı kesimleri yeni liberal politikaların devamını isterken, bazı kesimler farklı arayışlar içinde ve zaten tam da bu nedenle küresel kapitalizm, bu kriz döneminde ne yapacağını, nasıl krizden çıkacağını bilememekte.

Ve gene aynı nedenle artık dünyada bir emperyalist gücün askeri, siyasi ve ekonomik hegemonyasından aynı anda bahsetmek mümkün değil. Bu nedenle de Türkiye’deki anayasa değişikliğinin altında 'emperyalizmin parmağını aramak' asıl olarak Türkiye’deki asker-sivil bürokrasi ile uzlaşmak, onunla hesaplaşmaktan kaçınmak anlamına gelmekte.

Emperyalizmin gücünü mutlaklaştıran bütün siyasi akımlar için kaçınılmaz son, kendi ülkelerindeki egemen sınıfla hesaplaşmaktankaçınmaktır. Tabii böyle düşünen kafalar için emperyalizmi ve yerel egemen sınıfı yenmek (yani devrim) de mümkün değil.

Milli burjuvazi, milli demokratik devrim tartışmaları hep aynı tutumun sonuçlarıdır ve dün olduğu gibi bugün de kendilerini asker-sivil bürokrasinin yanında konumlandırmaktadırlar...


559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası