İdris Naim Şahin ve MHP dışında herkes başbakandan özür dilemesini bekliyor. Uludere için. Sorumluların hesap vermesini istiyor.

Savaş yanlısı bir avuç ırkçı dışında herkes hükümetten, meclisten Kürt sorununda çözüm bekliyor.

Erdoğan ise sorunu asıl muhatabı olan Kürtlerle değil CHP’yle çözeceğini söylüyor ve milyonlarca Kürdün desteklediği BDP’nin uzattığı barış elini itiyor.

Erdoğan ve Kılıçdaroğlu el sıkışırken BDP’li Van Belediye Başkanı Bekir Kaya tutuklanıyor. “KCK tutuklamaları” adı altında Kürt siyasetçiler rehin alınıyor.

Erdoğan, "Yeterli sayıda öğrenci olursa Kürtçe seçmeli ders olacaktır" dedi ve bunu AKP’nin başarısı olarak gösterdi. 1925’ten 2000’lerin başına kadar yasak olan Kürtçe’nin bugün seçmeli ders olarak konuşulması bu uğurda binlerce insanını kaybeden Kürtlerin özgürlük mücadelesinin bir kazanımıdır. Bu yetmez!

Türkiye sınırları içerisinde yaşayan 20 milyon insanın anadilini seçmeli ders olarak okutmak ezen ulus kibridir.

Türkiye’de küresel ısınmaya, nükleer santrallara, 3. Köprü’ye, HES’lere ve termik santrallara karşı mücadele denince akla hemen KEG geliyor. Küresel Eylem Grubu (KEG) Sözcüsü ve DSİP üyesi Nuran Yüce ile Türkiye’de ekolojik mücadeleler üzerine konuştuk.

KEG aktivistleri küresel ısınmayı anlatırken “Bir günde dört mevsimi yaşamak”, “Aşırı yağışlar ve görülmedik hava olaylarından” bahsediyordu. Bugünkü duruma baktığınızda tehlikenin neresindeyiz?

Ekolojik alanda mücadele eden bazıları, örneği Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) gibi yapılar “Güneş, rüzgar bize yeter” sloganınızın yanlış olduğunu söylüyor. Nükleer santral yerine  termik santralleri öneriyor? Buna ne diyorsunuz?

Küresel ısınmanın nedeni fosil yakıtlar denilen kömür, petrol ve doğalgazın yakılmasıyla atmosfere salınan karbondioksi. Nükleer santrale ‘hayır’ deyip yerli olması nedeniyle kömür rezervlerinin değerlendirilmesini savunanlar öncelikli olarak iklim değişikliğini ciddiye almıyor. Değil bir türün ya da bir bölgedeki ekolojik yaşamı sona erdirecek dünyadaki canlı yaşamın sonunu getirebilecek herhangi bir uygulamaya ilerici bir kuruluşun onay vermesi kabul edilemez.

Küresel ısınmayı önlemek için devletler geri adım atmazken ekolojik hareketin bir kanadı bireylere daha az tüketmelerini öneriyor. Tasarruf yaparak iklim değişikliğini durdurabilir miyiz?

Bireysel çabalarımız tabiî ki önemli ama büyük soruna çözüm oluşturmaya yetmez. Zaten hükümetler de bize ‘tasarruflu olun’ diyor. Öncelikli ve ısrarla talep etmemiz gereken, fosil yakıtlardan hızla vazgeçilmesi, ulaşım politikalarının radikal bir biçimde değiştirilmesi, enerji verimliliği ve tasarrufunu arttırıcı uygulamalar için yasal düzenlemelerin yapılmasıdır. Bunların hepsi de kamusal kaynaklarla yapılması gereken işler. Bu adımları atacak hükümetleri başa getirecek politik gücü oluşturabiliriz.

3 Aralık 2005: “ABD Kyoto’yu imzala - Temiz enerji istiyoruz” mitingi

26 Nisan 2006: Sinop Çernobil olmayacak eylemleri: İzmir, Bursa, Ankara ve İstanbul.

4 Kasım 2006: Küresel ısınmayı durdurun yürüyüşü - İstanbul

28 Nisan 2007: Başka bir enerji mümkün Kadıköy mitingi

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) 2011 Sendikal Hak İhlalleri Raporu’nu açıkladı. Geçen yıl dünya işçi sınıfının gündeminin başına oturan olayın Arap devrimleri olduğu tespitini yapan ITUC, sadece gelişmekte olan ya da azgelişmiş ülkelerde değil sanayileşmiş bölgelerde de hükümetlerin grevleri bastırma girişimlerinde bulunduğuna dikkat çekti. Rapor, Türkiye’de DİSK tarafından duyuruldu.

Batı Avrupa’da, Ortado-ğu’da ve Latin Amerika’da başka, Türkiye’de ise başka bir hava var.

Ortadoğu halkları özgürlük için mücadele ediyor. Hepsinde yeni-liberal politikalar çok can yakmasına rağmen büyük yığınlar Tunus’tan, Suriye’ye, Bahreyn’den Yemen’e kadar asıl olarak özgürlük için sokağa çıktı, mücadele ediyor.

Ortadoğu ülkelerinde mücadelenin sonunda önemli kazanımlar var.

AKP grubunda konuşan başbakan, CHP ile birlikte Kürt sorununu çözebileceğini iddia ederek gerçek muhatap BDP'yi dışlamaya devam etti. Kürtçenin "yeterli sayıda öğrenci" olursa seçmeli ders olabileceğini söyleyen Erdoğan'ın sözlerini değerlendiren DSİP Eşsözcüsü Şenol Karakaş, BDP'siz çözümün olmayacağını vurguladı:

"Tayyip Erdoğan partisinin grup toplantısında, CHP ile mutabakat sağladıkları takdirde diğer partilerin tutumunun önemli olmadığını da söyledi.

İşçilerin en önemli mücadele aracı çalıştıkları işi durdurmak yani grevdir. İşçi hareketi başka mücadele araçlarını da kullanabilir ancak grev bunların içindeki en etkin, sonuç alıcı mücadele biçimidir.

İşin durdurulması sembolik olursa, yani 1 günlük bir grev, bu işverene bir mesajdır. ‘Bak işi durdurursak çok canın yanar’ demek için sembolik grevler yapılır.

İşverenlerin en korktuğu eylem biçimi de grevdir, yani üretimin durmasıdır. Grev olunca patron zarar eder.

İstanbul'da 10 Haziran günü DSİP üyelerinin de aralarında bulunduğu Kürtaj Yasağına Karşı Erkekler adlı grup, "Kürtaj yasağı kadına şiddettir" yazılı pankartla ve "Kürtaj haktır, Uludere katliam" sloganları atarak Tünel’den Taksim’e yürüdü.

'İş cinayetleri varken katil kim?' yazılı pankartlar da taşıyan göstericiler, 'Sessiz kalma, suça ortak olma', 'Çocuk da yaparım kürtaj da, sana ne?', 'Çocukları sana vermeyeceğiz', 'Kürtaj yasağı cinayete teşviktir' sloganlarını attı.

Kürtaj Yasağına Hayır İnisiyatifi’nden kadınlar ise 8 Haziran’da Galatasaray’daki oturma eylemine kalabalık bir biçimde katılırken 9 Haziran’da Tünel’den Taksim’e yürüdü.

Kürtaj Yasağına Hayır İnisiyatifi her gün İstanbul, Ankara ve izmir’de kürtaj yasağın ı protesto eden standlar açıyor.

Ayrınıtılı bilgi için:

kurtajhaktir.org

0531 451 62 51 - 0505 801 13 72 - 0533 714 52 89

2007’de Malatya’da 3 Hıristiyan’ın vahşice katledilmesinin davasında “öldür” diyenler açığa çıkarıldı. Aralarında Malatya Jandarma Komutanı, İnönü Üniversitesi yöneticileri, JİTEM ve MİT üyesi istihbaratçıların bulunduğu katliam tertipçileri şimdi hesap veriyor. Katliamın başındaki isim olan emekli orgeneral Hurşit Tolon hakkında ise iki kere müebbet hapis isteniyor.

Zirve davası Ergenekon davası ile birleştirilmeseydi, üç Hıristiyan’ı katledenlerle Ergenekon çetesi arasındaki bağların üzerine gidilmeseydi, bu katliamın gerçek failleri açığa çıkarılamazdı.

Özel Yetkili Mahkemeler’in yetkilerinin kısıtlanması ya da tümden kaldırılması tartışılırken hükümetin hazırladığı tasarıda asker ve sivil bürokratların yargılanması için özel izin şartı getirileceği öne sürülüyor.

Zirve Yayınevi’nde katledilenlerin avukatı olan Erdal Doğan, Hrant Dink cinayetine karışan devlet görevlileri hakkında sorşturma izni verilmediğini hatırlatarak böyle bir değişiklik halinde olabilecekleri şöyle anlattı:

Hava iş koluna getirilen grev yasağına karşı çıktıkları için işten atılan 305 işçi Atatürk havalimanında süresiz direnişe başladı.

Öte yandan THY işçilerine uluslararası destek de giderek büyüyor. Direnişlerini karar-lılıkla sürdüren THY işçileri daha fazla destek bekliyor.

Türk-İş’li bir grup sendikanın oluşturduğu Sendikal Güç Birliği Platformu İstanbul, Ankara ve İzmir’de grev yasağını ve 305 THY işçisinin işten çıkarılmasını protesto yürüyüşleri yaptı.

Ankara’daki SGBP yürüyüşüne direnişteki TOGO işçileri de katıldı.

Çalışma Bakanlığı’ndan yapılan bir açıklamaya göre 2010-29011 yılları arasında 134 bin 718 iş kazası olmuş. Buna göre 2 yıl içinde her gün 184 iş kazası yaşanmış.
Bu iş kazalarında 132 bin 814 işçi yaralanırken 1.904 işç ise hayatını kaybetmiş. Yani her gün 2 ya da 3 işçi ölmüş.

TBMM komisyonu İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın uygulanmasını “az tehlikeli” iş yerleri için 2 yıl erteledi.

Komisyon ayrıca 1-9 işçi çalıştıran küçük işyerlerinde ise yasanın uygulanmasını 3 yıl erteledi.

Böylece TBMM iş kazalarının devamını onaylamış oldu.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası