Ergenekon Savcıları’nı görevden almak bir darbedir
Darbeci generaller ilk kez yargılanıyor. Darbecilerin sivil mahkemelerde yargılanması CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuruyla engellenmek isteniyor. Tüm bunlar halkın tepkisini çekiyor. Sokakta hakim olan görüş darbecilerin, çetelerin bir an önce yargılanması.
Ergenekon ise direnişe geçti. Gazetemiz baskıya hazırlanırken Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Ergenekon Savcıları’nı görevden almak için türlü girişimlerde bulunuyordu. Zekeriya Öz ve arkadaşlarının Ergenekon soruşturmasından alınması başlı başına bir darbedir. Hedefleri Ergenekon soruşturmasının üzerini örtmek. Susurluk’ta, Şemdinli’de olduğu gibi.
Buna izin veremeyiz. Ergenekon Savcıları’nın arkasındayız. Bu soruşturmanın sonuna kadar gitmesini istiyoruz.
Türkiye’nin çoğunluğu, darbelerin mağdur, darbecilerin düşman ilan ettiği halk Ergenekon soruşturmasının arkasında ve eğer savcılar görevden alınırsa kitlesel tepkimizi göstermeliyiz.
Darbeciler yenilecekler, bu kaçınılmaz. Gelin hep birlikte onların daha fazla hayatlarımızı karartmasına izin vermeyelim. Özgürlüğü kazanalım!

Berk Efe Altınal
Çin’de sosyalizm değil, kapitalist bir diktatörlük var
Tiananmen Meydanı'nda yaşanan Çin tarihindeki en büyük ayaklanmadan 20 yıl sonra, Şincan bölgesindeki bir fabrikada Hun kökenli Çinlilerle Uygur kökenliler arasında yaşanan ve iki Uygur işçinin ölümüyle sonuçlanan bir kavga ile başlayan hareketlenme, baskıcı rejimi hedef alan bir ayaklanmaya dönüştü.
Şincan bölgesi Çin yönetimi tarafından, sermaye birikimini arttırmak üzere bir hammadde ve ucuz işgücü kaynağı olarak görülüyor. Bölge, Doğu Türkistan ismiyle kısa bir bağımsızlık deneyimi yaşadıktan sonra 1949 yılında Çin'e katıldı ve özerk bölge halini aldı. O yıllardan beri bölgede sık sık ayaklanmalar yaşanıyor.
Bölgenin yerlileri Türk kökenli Müslümanlar. Din ve ibadet, devlet tarafından baskı altında tutuluyor. Daha birkaç yıl öncesine kadar bölgede camilere izin verilmiyordu, Arap alfabesinin eğitimde ve yaşamda kullanımı yasaktı, üniversitelerde bu alfabe hâlâ yasak.

antikapitalist günler başlıyor
Uluslararası döviz kurlarını takip etmek ve teknik destek sağlamak amacıyla 1944 yılında kurulan IMF (Uluslararası Para Fonu), 1970'lerden sonra dış borçlarını ödeyemeyen, zor durumdaki ülkelere kredi veren bir organizasyon haline geldi. Kısaca IMF, uyumla çalıştığı Dünya Bankası ve Dünya Ticaret örgütü gibi kapalı kapılar ardında dünya halklarının adına kararlar alan bir kurumdur.
IMF'ye üye olan ülkeler fona ne kadar para aktarıyorlarsa o kadar söz sahibi oluyorlar. Oyların yaklaşık yüzde 20'sine sahip olan ABD, IMF'nin temel karar vericisi konumunda.

Toros Tarım Fabrikası’nda grev başladı
Adana'da faaliyet gösteren TEKFEN Holding bünyesindeki Toros Tarım Fabrikası'nda çalışan 86 işçi, toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine iş bırakarak greve başladı.
İşçilere hitaben bir konuşma yapan Petrol İş Sendikası Adana Şube Başkanı Ahmet Kabacı sendika olarak işverenden yıllık yüzde 15 zam ve kazanılmış sosyal haklarının korunmasını talep ettiklerini belirterek, "Oysa işveren bize iki yılda sıfır zam verebileceklerini söylüyor. Burası TEKFEN'nin amiral gemisidir. Petrol İş Sendikası olarak yasanın bize vermiş olduğu haklarımızı sonuna kadar koruma mücadelesinin vereceğiz" şeklinde konuştu. Daha sonra işçiler Toros Tarım İşletmesinin nizamiye kapısına "Bu işyerinde grev vardır" pankartını astılar.

Kamuda Türk-İş’le hükümet anlaştı
Kamu sektöründe işveren devlet kurumları ile 200 binden fazla Türk-İş üyesi işçi arasındaki toplu sözleşme grev olmadan imzalandı. Hükümet, kamu işçilerinin maaşlarına ilk altı ay için yüzde 3, ikinci altı ay için yüzde 5,5 zam yaptı. 1.100 liranın altında bulunan ve kamu işçilerinin çoğunluğunun aldığı ücretlere 10 ila 60 lira arası iyileştirme yapılsa da, sonuç dört kişilik bir ailenin gerekli harcamalarını işaret eden 2.389 liralık yoksulluk sınırının altında kaldı.
Türk-İş 7 Temmuz'da örgütlü olduğu bütün işyerlerinde işe 1 saat geç girme eylemi yaptı. Eylemin akşamı ise sözleşme imzalandı. Altı aydır ücret anlaşmazlığı sürüyordu ve 20 binden fazla işçi grev kararını işyerine asmış, diğerleri de onları izliyordu. Türk-İş yüzde 20'lik bir ücret artışı istiyordu. Hükümetse yüzde 1,5'ta ısrar ediyordu.

Emin Şakir
Ergenekon silahlı terör örgütü tutukluları GATA’nın verdiği sahte raporlarla serbest bırakılıp dışarıda cirit atarken hapishanelerde onlarca kişi ölümü bekliyor.
Devrimci tutsak Güler Zere de bunlardan biri. 14 yıldır tutsak olduğu hapishanede kansere yakalanan Zere hem hastalığının geç teşhis edilmesi hem de “tedavi sırası” ve mahkûm koğuşunda yer bulunmaması gerekçeleriyle başlatılmayan tedavi yüzünden bugün ölüme yaklaşmış durumda. Tecrit koşulları dolayısıyla hastalığı sürekli kötüleyen Zere derhal serbest bırakılmalıdır. Türkiye, İnsan haklarının korunmasına ve tutuklu/hükümlülerin haklarına ilişkin uluslararası tüm sözleşmeleri imzalamış olmasına karşın hapishanelerinde hak ihlalleri ve ölümler sürüyor.
Hapishanede ölümü bekleyen bir diğer devrimci Odak dergisi genel yayın yönetmeni Erol Zavar. Hapishanede yakalandığı meshane kanseriyle mücadele ediyor. 13 ameliyat geçiren Zavar da hala bırakılmamak da ısrar ediliyor.
Ergenekoncu teröristler için çalışan adalet konu devrimciler olunca 3 maymunu oynuyor.

Volkan Akyıldırım
CHP devletin partisidir
CHP, var gücüyle darbecilerin yargılanmasını engellemeye çalışıyor. Durmadan orduyu darbe yapmak için kışkırtan ve Ergenekon davasını sulandırmak için elinden geleni yapan Deniz Baykal ve arkadaşları şimdi Anayasa Mahkemesi'ne başvurarak yeni bir yargı darbesi bekliyor. Böyle bir parti solcu olarak adlandırılabilir mi?
Kendisini 'solcu' ve 'muhalif' hatta 'komünist' olarak adlandıranlar açıkça darbe savunuculuğu yapıyor. Darbeler sürecini başlatan 27 Mayıs'ı ilerici bir darbe olarak görüyorlar. 12 Mart ve 12 Eylül darbelerine karşılar, ama 28 Şubat darbesini ve AKP'ye yönelik benzer bir girişimi destekliyorlar. Ordudan, yani kapitalist devletin sopasından medet umanlara ilerici denebilir mi?

Roni Margulies
Bazen olur ya, "Yazarımız yıllık iznini kullanmaktadır" ibaresi çıkar köşeyazarının resminin altında. Benim burada ne resmim var, ne de yıllık iznim! Yurtdışındayım, ama 18 Temmuz gösterisine katılamamanın yanı sıra bir de yazımı yazmazsam, kınayan olur diye korkuyorum!
İzin yapmadığımı, siyasi gelişmeleri dikkatle izlediğimi kanıtlayabilmek için, Pendik Sonsöz gazetesini bile okudum. Bu Pendik İstanbul'daki Pendik midir, Çorum'da bir Pendik daha mı var, bilmem. Ama millî duygularla pır pır eden bir gazete olduğu kesin.

YÖK, krizin faturasını öğrenciye kesti
YÖK, 7 Temmuz 2009 günü 2009-2010 yılı için fakültelere göre katkı payı miktarlarını belirledi.
Üniversite harçlarına bu yıl da büyük oranlarda zam yapıldı. Zaten harç miktarlarını karşılamakta zorlanan emekçi ailelerin ve öğrencilerin sırtına bir yük daha bindirildi. Bazı fakültelerde zamlar %500'ü bulurken, vakıf üniversiteleriyle yarışan rakamlar ortaya çıktı.
Örgün öğretimde yapılan %8 lik zamla harçlar 71 TL ile 591 TL arasında belirlendi. Kamu işçilerinin maaşlarına sadece %4 zam yapılırken, çocukları üniversiteye giden kamu emekçilerinden bu artış bir çırpıda geri alınmış oldu.

Üniversite öğrencileri geçen yıl Anayasa Mahkemesi kararlarından çok çekti. Bir yandan başörtüsü serbestisi getiren yasa iptal edilirken on binlerce kız öğrenci okul kapılarında güç durumlara düşürüldü. Başörtüsüyle okula giremeyen öğrenciler okul girişlerindeki derme çatma kabinlerde peruk, şapka vs. takarak okullarına giriş yapabiliyor.
Diğer yandan ise üniversite öğrencilerine burs ve kredi veremeyecek kurumlar kanununda belediyeleri istisna tutan hüküm değiştirildi, yüz binlerce öğrenci mağdur edildi.
Anayasa Mahkemesi'nin 10 Mart 2009 tarihli gerekçeli kararıyla birlikte belediyelerin burs verme ayrıcalığı iptal edilmişti. CHP'nin yaptığı başvuru sonucunda alınan kararla on binlerce öğrenci belediyelerden aldığı eğitim yardımından yoksun bir şekilde eğitim-öğretim dönemini bitiriyor. Bazı belediyeler kararın resmi gazetede yayınlanmasını bekleyene kadar burs vermeyi sürdürürken, bazı belediyelerse burs alacak öğrencileri ve ödeme tarihlerini belirlemesine rağmen bu dönemde hiç burs vermediler.

Avi Haligua
G8 Zirvesi İtalya'nın L'Aquila şehrinde gerçekleştirildi. Dünya ekonomisi ve dolayısıyla dünyadaki silahların çoğunu kontrol eden bu sekiz ülkenin bu yılki buluşma hikâyesi bile kendi içinde anlamlıydı.
Aslında bu yıl Sardinya'nın La Maddalena adlı şık sahil kasabasında gerçekleştirilmesi planlanan Zirve, bu yılın nisan ayında deprem sebebiyle ağır hasar gören L'Aquila'ya yardımcı olmak üzere bu bölgeye alındı. Krizle birlikte eşitsizliğin öfkesini enselerinde daha da keskin hissettiklerinden olsa gerek, imaj tazeleme ihtiyacıyla bir hayır işleri silsilesi ve "kimin poposuna kim baktı" haberlerine sarılan G8ler, bu kasabalara ve ücra köylere sıkışan zirvelere yine İtalya'da 2001'de gerçekleşen Cenova zirvesi sonrasında karar vermişlerdi.
Artık G8'i, efendilerin şehrin göbeğinde, kırmızı halılı, bürokratik toplantıları ve diplomatik sırıtışları olarak değil, işsizlerin, öğrencilerin, işçilerin, çiftçilerin ve savaş karşıtlarının protestosu olarak anıyoruz. İşin garibi, bu yıl da net olarak gördüğümüz üzere G8ler de zirveyi öyle anlıyor! Dünyanın tüm adaletsizliğinin odak noktasında oturuyor olmak gün be gün güçleşiyor.

Nick Loudos, Hükümet'i sarsan Aralık Ayaklanması'nın etkileri hâlâ hissedilebiliyor diyor.
Geçtiğimiz Aralık ayında çıkan ayaklanmalar tüm Avrupa'nın gözlerini Yunanistan'a çevirmesine sebep olmuştu.
Alexandros Grigoropoulos adlı 15 yaşında bir öğrencinin 6 Aralık günü Atina'da polis tarafından öldürülmesi isyanı ateşlemişti. Bir dizi grev, öğrenci işgalleri ve gösterileri bu isyanı izledi.
Olaylar, sağcı Yeni Demokrasi hükümetini umutsuzluğa sürükledi. "Aralık İsyanı" bir ay içinde sona ermiş olsa da siyasi kriz hâlâ hissedilebiliyor.
Haziran'da gerçekleşen Avrupa Parlamentosu seçimlerinin sonuçları, isyanın sonuçlarının neler olabileceğine dair genel görüşlerle çelişiyor.

Şenol Karakaş
İşçiler kapitalistlerden daha akıllı, köylülerden daha okumuş ve gençlerden daha ciddi olduğu için devrimci değildir. İşçilerin devrimciliği tümüyle kapitalist sistemin doğasından kaynaklanır.
Kapitalist sistem tarihin akışını şaşırtıcı şekilde hızlandırır, üretici güçlerde öngörülemez bir gelişim ve patlama yaratırken, kârı nasıl daha fazla artıracağı, bu artışı nasıl sürekli hale getireceği sorusuna da çoktan yanıtını vermişti: Mülksüzleştirme!
Kapitalizm zenginliği hayal gücünün de ötesinde bir performansla sürekli şişirirken, çelişkili bir biçimde bu zenginlik ancak yaygın ve derin bir yoksulluğun, bu yoksulluğun toplumsal temeli olan mülksüzleşmenin üzerinde yükseldi.

DTP uzun bir yürüyüş başlattı. 9 Temmuz'da İstanbul'da DTP Fatih İlçe binasının önündeki parka 500 araçlık bir konvoyla gelen ve binlerce DTP'li tarafından "Barış elçileri" olarak karşılanan DTP milletvekillerinin başlattığı yürüyüş 1 Eylül'e kadar devam edecek.
PKK 15 Temmuz'da sona erecek ateşkes sürecini 1 Eylül'e kadar uzatacağını açıkladı.
Şimdi sıra hükümette. Şimdi sıra hükümetin adım atmasında.
9 Temmuz'da DTP milletvekili ve Eş başkan Emine Ayna, mitingde yaptığı konuşmada, barışın savaşan taraflar arasında gerçekleşebileceğini başarılı bir şekilde vurguladı. Savaşan taraflardan birisi elini uzatmış durumda. Barış istiyor.
Ama Kürt halkı sadece barış istemiyor. Onurlu bir barış istiyor, adil bir barış adımının atılmasını istiyor.
Her şeyden önce muhatap alınmak, temsilcilerinin muhatap alındığını görmek istiyor. Hükümet ise sanki mecliste DTP'li milletvekilleri yokmuş gibi, Ahmet Türk Tayyip Erdoğan'la randevu talep etmemiş gibi davranıyor.

Tuna Öztürk
Koruyucu sağlık hizmetleri kaldırılması ölümleri tetikliyor
Geçtiğimiz ay Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) domuz gribinin hızla yayılması sonucu küresel salgın ilan etmişti. Hastalığa sebep olan H1N1 virüsünün bölgeden bölgeye sıçraması ve insanlar arasında hızla yayılmasıyla DSÖ 41 yıl aradan sonra böyle bir önlem almış oldu.
Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Margaret Chan, hastalığa neden olan H1N1 virüsünün şu ana kadar 100 ülkede saptandığını da açıkladı. Türkiye'deki vakaların artışı gözlerden kaçmıyor.
Virüs ortaya çıkalı daha 4 ay olmamışken resmi olmayan verilerle birlikte sadece ABD'de en az 1 milyon kişinin domuz gribi olduğu tahmin ediliyor. Uzmanlar İskoçya, İngiltere bölgelerinde hastalığın kolayca yayılabildiğini belirtirken, bunun sonbahar ve kışın gelmesiyle vaka sayılarının hızla artacağının işareti olduğunu söylüyor.

Rıfat Solmaz
Polisin KESK üyelerine karşı Taksim'de saatlerce barikat kurduğu eylemde (ilki üç saaten fazla, ikincisi ise sekiz saatlik barikatlar), atılması en doğal sloganlar "KESK'e değil çetelere barikat" ve "DTP'yi değil, silahları susturun" sloganlarıydı.
Ama ilk eylemde arka taraflardan sık sık "İşçi düşmanı faşist AKP" sloganı geliyordu. Neyse ki KESK üyeleri neden eylem yaptıklarının farkında oldukları için bu slogana fazla itibar etmediler.
AKP hakkındaki illüzyonlara son günlerde bir yenisi daha eklendi. AKP bugüne kadar Osmanlıcıydı, gericiydi, ABD'ciydi, cumhuriyet değerlerinin düşmanı ve bir karşı devrimin partisiydi, Tayyip Erdoğan'ın elinde tespihi, sırtında cüppesiyle açığa çıkıp tüm başörtülü kadınlara ve kara cübbelilere "İlk hedefiniz tüm kamusal alan" demesine az bir zaman kalmıştı, padişahlık sistemini getirmesi an meselesiydi.
Şimdi bir de faşistliği çıktı ortaya.

Tolga Tüzün
Kan ve İnanç, PKK ve Kürt Hareketi, Aliza Marcus, İletişim Yayınları
Amerikalı gazeteci Marcus PKK'nın tarihini incelediği bu kitapta Kürt Sorunu olarak adlandırılan tarihsel olguya önemli bir katkıda bulunuyor. Öcalan'ın Ankara yıllarında politize oluşundan başlayarak takip ettiği tarihsel gelişim çizgisinin 1978'de PKK'nın kuruluşunu, oradan PKK'nın 1984 Eruh eyleminden başlayarak PKK'nın eylemlerini örgütün iç dinamikleri açısından inceliyor. Yurtdışında yaşayan eski PKK militanlarının tanıklıklarını, Türkiyenin dış politikasını takip eden yabancı yayınları, akademik araştırmaları harmanlayarak 2006 yılına kadar olan süreci irdeliyor ve Türkiyede şimdiye kadar haberdar olmadığımız iç çekişmeleri, örgüt içi muhalefeti, eylemlerin arka planını, ve barış konusundaki açılımları gözler önüne seriyor. Marcus'un araştırmasını Türkiyenin egemen sınıfının sistematik olarak elini sıkmaktan kaçındığı Kürt halkının 20.yüzyıldaki son isyanının nesnel bir belgesi olarak okumak lazım.

Esra Akbalık
Yalnız Bir Avcıdır Yürek, Carson McCullers, Türkiye İş Bankası Yayınları, Çeviren: Mehmet H. Doğan
Yirmili yaşlarının başlarında yazdığı bu roman ile adından sıkça söz edilmeye başlanan Carson McCullers, yazma eyleminin yetenekten öte bir şeyler olduğunun kanıtıdır bence. Sahip olduğu duyarlılığı, tüm samimiyeti ile karakterlerine işleyen yazar, varoluşun tüm yalnızlık ve karamsarlığını harika bir hüzünle birleştiriyor. Duyguların bile ezber kalıpları içinde sıradanlaştığı bir dünyanın ortasında, tüm hassasiyeti ve doğallığı ile ezber bozuyor.  
Kendi ilk gençlik yıllarından da izler taşıdığı söylenen Yalnız Bir Avcıdır Yürek, kısa ve sağlık sorunları ile dolu yaşamına maalesef çok fazla sayıda eser bırakamayan yazarın ilk romanı.  1930'lu yıllarda, ABD'nin küçük ve kasvetli bir kasabasında yaşayan sağır bir kuyumcu, müzik tutkunu bir genç kız, siyah bir doktor, bir lokantacı, aykırı bir gezgin işçi ve onların çevrelerindeki diğer karakterler ekseninde kurgulanan roman, kendi içinde de harika bir eşitlik sunuyor okuyucusuna. Gerçek bir incelik ile işlenmiş olan karakterler, insan varoluşunun en karanlık, en yalnız, en aydınlık ve en coşkulu hallerini, satır aralarına sığmayan umut dolu bir sistem karşıtlığı ile adeta gerçeğe dönüştürüyor.

İklim değişikliği konusunda çarpıcı veriler sunan iki kitap
Nuran Yüce
Geçen hafta içinde sıcaklıklar mevsim ortalamalarının üzerinde seyrederken, bu hafta 6 şehirde sel baskınlarına yol açan şiddetli yağmurlar yağıyor. Hepimiz şaşkınız, hava durumu değişkendir ama yaz ortasında da nasıl şiddetli yağmurlar olur?
Yağmur yağması iyi oldu diyoruz ama bir yandan bunların hayra alamet olmadığını çok iyi biliyoruz. Alışageldiğimiz, bildiğimiz hava durumlarında değişikler oluyor. Bunların radikal bir değişimden, iklim değişikliğinden kaynaklandığına ilişkin çok derli toplu bir kitap ise "6 Derece, ısınan dünyadaki geleceğimiz". Mark Lynas, kitabın teşekkür bölümünde " bu kitap her şeyden önce, tüm dünyadan yüzlerce bilimcinin yürüttüğü araştırmaları bir araya getiren bir sentez çalışmasıdır" diyor ve iklim değişikliğinin durdurulması için mücadele eden aktivistlere çok iyi bir kaynak sunuyor.

Ayşe Demirbilek
15 Temmuz Çarşamba günü Beyoğlu Yeşil Ev’de Irak, Almanya, İngiltere, ABD ve Japonya’dan  İstanbul’a gelen doktor  ve araştırmacılar  konu ile ilgili basın toplantısı düzenledi.  
İstanbul’a gelen doktor ve araştırmacılar dünyada seyreltilmiş uranyum stokunun en büyük bölümünü elinde bulunduran ülkenin ABD olduğunu belirttiler. Irak’lı doktorlar tarafından yapılan açıklamada seyreltilmiş uranyumun doğum bozukluklarından, akciğer ve böbrek kanserine kadar birçok kalıcı ve fiziksel rahatsızlığa neden olduğu belirtildi. Irak’ta ilk olarak Körfez savaşında son olarak da 2003 işgalinde kullanıldığı ortaya çıkan seyreltilmiş uranyumun bugüne kadar binlerce insanın üzerinde etkili olduğu yapılan sunumlarda gösterildi. Öldürücü etkisi ile bir nevi kitlesel imha silahı olan seyreltilmiş uranyum Körfez savaşından bu yana 2003’de de kullanılan alanları ile Irak’ın birçok bölgesinde görülüyor. Çöllerden, Petro rafinelerinin olduğu merkezlere hatta yaşam alanlarının ortasına kadar birçok yere atılan bu bombalar ABD’nin yıllardır Irak’ta işlediği insanlık suçlarının boyutlarını bir kez daha gözler önüne seriyor.  Uluslararası alanda seyreltilmiş uranyum ve etkiler üzerine çalışan heyet aynı zamanda Çernobil’in etkileri üzerine de çalışmalar yürütüyor. Dünya’nın birçok yerini gezerek bilgilerini paylaşan heyet dünyayı dolaşarak nükleer ve kimyasal silahlar ile ilgili bilgiler veriyor.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası