Sosyalist İşçi’nin 18 Nisan 2012 tarihli 435’inci sayısında birinci sayfada yayınlanan “28 Şubat davası genişletilmelidir” başlıklı yazıda Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu KESK’in 28 Şubat darbesinde Türk-İş ve DİSK ile birlikte TÜSİAD’ın yanında darbeyi desteklediği söylenmiş ve özür dilemesi istenmiştir.

Bu yazıda KESK bir olgu hatası olarak darbeyi destekleyen bir kuruluş olarak gösterilmiştir.

28 Şubat darbesi döneminde KESK liderliği bir dizi patron ve işçi örgütü liderliği gibi darbeyi destekleyen bir tutum almamıştır.

435. sayımızdaki maddi hatanın KESK üyelerini rahatsız ettiğini fark ettiğimiz için KESK üyelerinden özür dileriz.

Sosyalist İşçi, ilk sayısından bu yana KESK’in mücadelesini desteklemiş, okurları daima KESK eylemlerine katılmıştır.

Bu nedenlerle Sosyalist İşçi’nin KESK üzerine şüphe düşüren bir yayın yapma niyeti olamaz.

İşçi sınıfı 1 Mayıs’a bölünmüş olarak gidiyor. KESK ve DİSK Taksim’e çıkarken, Türk-İş İzmir’de eylem yapıyor. Bölünmenin nedeni Kürt sorununun 1 Mayıs kutlamalarında öne çıkartılışı olarak açıklanıyor. İşçi hareketinin geri çekilmişliğinin nedeni bölünmüştük. Biz DSİP üyesi sosyalistler işçilerin birliğini savunuyoruz.

Türkiye halkları özgürlük istiyor. Türkiye işçi sınıfı özgürlük istiyor. Bu isteğimizi 12 Eylül referandumunda göstermiştik. 12 Eylül, 28 Şubat, halka balyoz indirmek isteyenler bizim mücadelemizin sonucu yargılanıyor, ancak yapacak daha çok şey var. Baskı altında tutulan halklar, inançlar ve düşünceler özgür olmadan işçi sınıfı daha iyi bir yaşamı kazanamaz. 90 yıllık baskı rejimine son verelim. Sınırsız düşünce, örgütlenme ve ifade özgürlüğü istiyoruz!

24 Nisan 19:15’te Taksim’deydik

2010 yılında DSİP ve DurDe’nin başlattığı Taksim 24 Nisan anmaları 3. yılında farklı kesimlerin katılımıyla büyüdü. Dindarlar, Kürtler, sosyalistler, demokratlar, her yaş ve görüşten ırkçılık karşıtları 3 yıl önce bir tabu olan Soykırım anmalarına katılarak yüzleşme ve normalleşme sürecini hızlandırıyor.

Su çatlağını buldu. Çatlak bir kapıya dönüştü. Bu kapının arkasında tüm ezilenler için özgürlük var. 1915 gerçeğiyle yüzleşmeden özgürlük kazanılamaz. DSİP, tüm ırkçılık karşıtlarını bir araya gelmeye ve mücadeleyi yükseltmeye çağırıyor.

Sosyalizmin neden işçi sınıfına dayanmak zorunda olduğu çok sık tartışılan bir soru. Kimileri artık işçi sınıfının önemini kaybettiğini çünkü azaldığını söylüyor. Onlara göre işçilerin yaptığını robotlar yapıyor.

Kimileri ise artık işçi sınıfının toplumsal rolünü kaybettiğini savunuyor.

Sosyalistler sınıfsız bir toplumu hedefler. Sömürü, birinin diğerlerini çalıştırarak kendisi çalışmadan yaşaması, bunun gerçekleşebilmesi için uygulanan şiddet, baskı ve zorbalık ancak sınıfların ortadan kalkması ile biter.

Türkiye’de özgürlükçü solun en geniş tartışma platformu olan Marksizm toplantıları İstanbul’da beş gün boyunca canlı tartışmalara sahne oldu.

DSİP tarafından düzenlenen ve bu yıl 20. yaşına giren Marksizm toplantılarında dünyadaki ayaklanmalar ve devrimci politikalar, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü, Ergenekon’a ve darbelere karşı mücadele ile 1915 Ermeni Soykırımı ile başlayan kanlı tarihle yüzleşme konuları tartışmalara damgasını vurdu.

Paralel yürüyen iki süreç bugün bütün diğer gelişmeleri belirliyor. Bunlardan birincisi ve daha önemlisi savaş. İkincisi ise askeri vesayete karşı mücadele.

30 yıldır süren savaşın maliyeti çok yüksek. Oysa bu savaşı sona erdirmek de bir o kadar kolay.

Kürt halkı özgürlük istiyor. Kürt ulusal kimliğinin tanınmasını istiyor, kendisini yönetmek istiyor ve siyasi temsilcileri ayrılmak istemediklerini her fırsatta belirtiyor.

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, hükümetin gerçek yüzünü temsil ediyor. Bulduğu her fırsatta Kürtlere karşı düşmanlık yapan İdris Naim Şahin, 26 Şubat günü İstanbul Taksim’de yapılan “Hocalı Katliamı” protestosuna da katılmış ve bu defa Ermeni düşmanlığına ortak olmuştu.

Hocalı katliamını bahane eden Türk milliyetçileri ve ırkçı çevreler 19 Ocak’ta gerçekleşen ve 50 bin kişinin katıldığı Hrant’ın ölümünü anma yürüyüşüne karşı gösteri yapmışlardı. Yürüyüşte “Hepimiz Hrantız, hepimiz Ermeniyiz” sloganına karşı “hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz” yazılı dövizler taşımışlardı.

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin bu gösteriye katılarak konuşmuş ve Ermeni düşmanlığı yapmıştı.

Genelkurmay Başkanlığı, 1937-38 Dersim katliamını araştırmak için TBMM’de kurulan alt komisyona 11 bin belge gönderdi.

Dersim isyanının lideri Seyit Rıza idam edildikten sonra İsmet İnönü ve Mustafa Kemal’in birbirlerini tebrik eden mesajları 11 bin belgenin arasından çıktı.

İnönü’de Atatürk’e: “Seyit Rıza’nın teslim olması Cumhuriyet ıslahatının yeni bir safhasıdır. İltifatınız bizim için çok kıymetli bir teşviktir.”

Pazar günü yapılan Fransa başkanlık seçimlerinin ilk turunda Sosyalist Parti adayı François Hollande oyların yüzde 28.4’ünü alarak önde bitirdi.

Nicolas Sarkozy ise yüzde 27 oyla Hollande’ın gerisinde kaldı ama seçimlerde en büyük sürprizi faşist Milliyetçi Cephe’nin lideri Marine Le Pen yaptı. Oyların yüzde 18.5’ini alarak üçüncü gelen faşist aday “Artık Fransa politik hayatının merkezine oturdum” diyor.

Le Pen seçim kampanyası boyunca göçmen işçilere, Fransa’da yaşayan Müslümanlara karşı propaganda yaptı.

Ortadoğu’da dünyanın ve Türkiye’nin de en az ilgisini çeken ayaklanma bir Körfez ülkesi olan Bahreyn’de yaşanıyor.

ABD 5. filo üssünün bulunduğu Bahreyn, bir ada ülkesi, nüfusunun çoğunluğu Şii ama iktidardaki al Khalifa ailesi Sünni.

Demokrasi istemiyle başlayan gösterilerde önce sadece 49 yıldır başbakan olan sultanın amcasının istifası istendi ama Bahreyn ordu birliklerinin ve polisin kullandığı şiddet karşısında göstericilerin de sloganları ve talepleri değişti. Şimdi göstericiler sultanlığın son bulmasını ve cumhuriyet kurulmasını istiyor.

İstanbul Şehir Tiyatroları’nın yönetmeliğinde Belediye Meclisi’nin yaptığı değişiklikle oynanacak oyunların seçilmesine bir dizi yeni kriter getirilirken diğer yandan da oyunların seçimi bürokratlara bırakılıyor.

Şehir Tiyatroları oyuncuları ve yönetmenleri bu karara tepkili. DSİP, Şehir Tiyatroları çalışanlarını destekliyor. Tiyatroyu tiyatrocular yönetmelidir.

Türkiye’de yürürlükte 7300 yasa var. Bu yasaların büyük çoğunluğu ya tek parti diktatörlüğü zamanında, ya 27 Mayıs darbesinin ardından ya da 12 Eylül darbesinin ardından hazırlanmış. İleriki yıllarda bazıları değişikliklere uğramış olsalar da yasal yapı esas olarak askeri vesayetin hakim olduğu dönemlerde biçimlendirilmiş.

Askeri vesayetin sona erdirilebilmesi ancak bütün bu yasaların baştan yazılması ile mümkündür.

3 ay ücretlerini alamayan TEDAŞ işçileri Adana’da valilikten izin alarak 1 gün iş bıraktı.

Şirket bunun üzerine 52 işçiyi işten çıkardı. Bunun üzerine işçiler TEDAŞ önüne açtıkları çadırla direnişe başladılar. Haklarını almakta kararlı olan işçilerin direnişi 2. ayını tamamlamak üzere.

HEY tekstil işçileri 2.5 ay önce tazminatları verilmeden işten çıkarıldı. İşçiler 30 gün Hey Teksti önünde direndilerve şimdide direnişlerini üretimin yapıldığı Li Fung fabrikasının önüne taşıdılar.

Hey Tekstil işçilerinin direnişi 75. gününe ulaştı.

DİSK’in yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye’de her 2 çocuktan biri çalışıyor. 2008 yılına göre 5 ila 17 yaşları arasında çalışan çocuk sayısı 306 milyon. Ayrıca evde çalışan çocuk sayısı da 2006 yılında 7 milyona ulaşmış.

DİSK araştırmasına göre çalışan çocuk sayısı artıyor

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası