Kendi halkını bombalayan devlet, halka yalan söyleyen bir hükümet

Kendi halkını bombalayan devlet günlerdir yalan söylüyor.

Katliamı “hata” diye yutturmak isteyen hükümetin emrindeki generallere bombardıman yetkisini verdiği açığa çıkıyor.

Başbakan bombardımana “doğal” diyor, Cumhurbaşkanı ile birlikte orduya övgüler yağdırıyor.

Uludere katliamının sorumlusu, bölgedeki işgalci güç ABD ordusunun verdiği istihbaratın ardından, kendi generallerine operasyon yetkisi veren AKP hükümetidir.

“Kriz Türkiye’yi vurmadı”, “Kriz bu defa Tür-kiye’ye değmeyecek. Tüm önlemler alındı”, “İhracat artıyor”, “Bütçe açığı kapatılıyor, siz aylık verilere değil yıllık eğilime ba-kın!”, “Türkiye dünyanın en hızlı büyüyen ikinci ülkesi”.

Bütün bunlarla anlatılan “gelişen bir Türkiye”. Eğer bütün bunlar doğruysa o takdirde bu gelişmeden neden emekçiler, çalışanlar da yararlanmıyor?

Türkiye ekonomisinin yılda yüzde 8,5 büyüdüğü söylenirken hükümet me-murlara yüzde 3+3 öneriyor. Daha sonra bu öneri yüzde 0,5 arttırıldı! Memur sendikaları haklı olarak bu öneriyi reddediyor.

Mısır: Askeri yönetim yetkileri arttırıyor

2011 yılının başında milyonlarca emekçinin 18 gün süren mücadelesinden sonra Mübarek’in kaçması üzerine yönetime el koyan Mareşal Tantawi’nin başkanlığındaki Yüksek Askeri Konsey, başkanlık seçimlerinden önce anayasal düzenlemeler yaparak silahlı kuvvetlerin yetkilerini artırmayı planlıyor.

Devrimci güçlerle ilk günden beri çatışan Yüksek Askeri Konsey, Mübarek dönemini aratmayan bir baskı rejimi sürdürüyor.

Seçimlerin ardından Yunanistan’da hükümet kurulamadı ve bu durum üzerine seçimlerin yenilenmesine karar verildi.

Yeni seçimlerde geçen seçimlerde ikinci olan Radikal Sol Parti Syriza’nın birinci parti haline geleceği, Pasok’un daha da eriyeceği tahmin ediliyor.

Syriza’nın seçimleri kazanması durumunda Yunanistan’da IMF, Avrupa Merkez Bankası ve AB’nin dayattığı kesinti programlarına karşı bir hükümetin kurulması mümkün olacak. AB liderleri daha şimdiden paniğe kapıldı.

1989 yılında yıkılan Doğu Bloku’na bakılarak sosyalizmin tek parti rejimi olduğu düşünülüyor. Çünkü bütün bu ülkelerde gerçekten de tek parti rejimleri vardı.

Oysa 1917 yılında, işçi sınıfı Rusya’da iktidarı ele geçirince birtek parti iktidarı kurulmadı. Tam tersine devrimin başını çeken Bolşevik Partisi (sonradan adını Komünist Partisi olarak değiştirdi) yoksul köylülerin örgütü Sol Sosyalist Devrimciler ile koalisyon kurdu.

Bolşeviklerin önderi Lenin yeni devrimci hükümetin tarım programı olarak Sol Sosyalist Devrimcilerin programını olduğu gibi benimsedi.

Dünyada gündemi kriz ve krize karşı emekçilerin her cephede mücadelesi belirliyor.

Türkiye’de ise gündem gene özgürlükler ve barış. Birbirinin içine giren bu iki sorun, önümüzdeki günlerde yeni anayasa maddelerinin çıkması ile belirlenecek.

Kriz dünya çapında ama özellikle Avrupa’da derinleşiyor. Yunanistan krizin en sert vurduğu ülke ama emekçilerin de en sert karşı koyduğu ülke.

Barışın kazanılması için görüşmelerin başlaması gerektiğine inanan ve görüşmelerde Kürt tarafını Abdullah Öcalan’ın temsil etmesi gerektiğini düşünen 7 kadın aktivist “Öcalan’a Özgürlük” Platformu’nu kurdu.

Öcalan’a Özgürlük Platformu geçtiğimiz hafta sonu İstanbul’da bir basın açıklaması yaparak kuruluş nedenlerini kamuoyuna açıkladı.

Platform devlete seslenerek “Kürtleri kazanın” diyor ve devam ediyor “Kürtlerden özür dileyin, aldığınız canlar, çocuklarının paramparça ettiğiniz cenazeleri, topraktan fışkıran kafatasları ve kemikler için özür dileyin” diyor.

Çarlık Rusya’sının 148 yıl önce gerçekleştirdiği soykırımın tanınmasını isteyen Türkiye’de yaşayan Çerkesler İstanbul’da Taksim Meydanı’n dan Rus Konsolosluğu’na yürüdü.

Oldukça kalabalık olan yürüyüşçüler "Sokak, direniş, özgürlük", "Sokaklarda birleş, failinle yüzleş", "Katil Rusya Kafkasya'dan defol" gibi sloganlarını attı.

Rus Konsolosluğu önünde topluluk adına bir açıklama yapan Cankat Acı, uğradıkları haksızlığın telafisi yönünde tek bir adım dahi atılmadığı gibi, Rusya'nın Kafkasya siyasetinde hiçbir şey değişmediği için öfkeli olduklarını, ancak tüm yaşadıklarına rağmen umutlu olduklarını da söyledi.

KKTC Başbakanı İrsen Küçük polisin başına Türkiye’den bir amirin geleceğini açıkladı.

Türkiye’den bir polis müdürünün KKTC polisinin başına getirilmesinin tam da emekçi eylemlerinin yoğunlaştığı bir ortamda olması önemli.

KKTC’de yayınlanan Afrika gazetesi "Türkiye'de askere karşı polis teşkilatını güçlendiren Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'ta da aynı şeyi yapma peşinde. Ankara'da, KKTC'deki eylemlerde polisin eylemcilere karşı 'fazla hoşgörülü' davrandığı görüşü yaygın" şeklinde bir yorum yaptı.

TBMM Anayasa Komisyonu yeni anayasayı yazmaya başladı. Yapılan açıklamalara göre 2 maddede meclisteki 4 parti uzlaştı ve bu iki madde yazıldı.

Komisyon şimdi eşitlik maddesini yazmaya başlıyor.

Türkiye’de şimdiye kadar yürürlükte olan bütün anayasalar ya tek parti diktatörlüğü tarafından ya da askeri darbe rejimleri tarafından yazıldı. Bu nedenle yazılmakta olan yeni anayasa Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk sivil anayasası olacak. Bu nedenle çok önemli.

Daha önceki bütün anayasalar devletin egemenliğini öne alan, yurttaşların haklarını sınırlayan belgelerdi. Özgürlüklerden çok yasakçı tanımlarının yapıldığı anayasalardı.

Şikago’da toplanan NATO zirvesi karşı gösteriler sürerken, Füze Savunma Sistemi ve AN/TPY-2 erken uyarı radarının kontrolü NATO generallerine devredildi.

Bu kararla birlikte Türkiye’de NATO’nun resmen yeni bir askeri üssü daha olmuş oldu.

NATO’nun İncirlik’teki üssünde 90 tane nükleer bomba bulunuyor, Kürecik’teki 2. üs bölge için bir tehdittir.

Homofobi ve transfobi en önemli ayrımcılık türleri arasında sayılıyor. Eşcinseller ayrımcılığa maruz kalıyor, kimliklerini gizlemek zorunda kalabiliyor, açıkladıkları durumlarda ise “tedavi” edilmeye çalışılabiliyor.

Cinsel yönelimler anayasal olarak tanınmıyor, eşcinsel evlilikleri yasal bir zemine kavuşmuş değil. Transeksüeller ise tüm bu ayrımcılıkların üzerine bir de “kabahatler kanunu” sebebiyle sürekli olarak para cezalarına maruz bırakılıyorlar. Büyük bir çoğunluğu seks işçiliği yapan trans bireyler nefret cinayetlerinin de hedefi.

KAOS GL tarafından koordine edilen ve bu yıl yedincisi düzenlenen Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma’nın sonunda yapılan homofobi ve transfobi karşıtı yürüyüşe yüzlerce aktivist katıldı.

Rusya, Macaristan, Norveç, Almanya, Peru, İspanya, ABD gibi pek çok ülkeden katılımcı da yürüyüşte yerini aldı.

Eylemde Türkiye’ye sığınmış İranlı LGBT mülteciler de vardı.

Öteki Bisiklet grubu ise bisikletleriyle eyleme gelerek destek verdi.

ABD’nin Şikago kentinde toplanan NATO zirvesine karşı dünyanın her yerinde savaş karşıtları sokağa çıkarak “NATO’ya hayır” dedi.

Türkiye’de de Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu (BAK) İstanbul Galatasaray’da bir basın açıklaması yaptı.

Gösteride "Savaşa hayır", "Katil NATO İncirlik'ten defol", "NATO'ya hayır" sloganları atıp, "NATO Afganistan'dan defol", "NATO İncirlik'ten defol", "NATO Kürecik'ten defol" dövizleri taşındı. Basın açıklamasını Nilüfer Uğur Dalay okudu.

Almanya'nın Frankfurt şehrinde on binlerce kişinin katıldığı antikapitalist “İşgal et” eylemlerine DSİP üyeleri de Die Linke (Sol Parti) ile birlikte katıldı.

“İşgal et” eylemi Frankfurt’ta son yıllarda yapılan en büyük eylemdi.

Almanya’da ki eyleme İtalya, Yunanistan, Fransa, Portekiz ve ispanya’dan da destek geldi.

Göstericiler “İşgal et” eylemlerinin devam edeceğini açıkladı.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası