Erdoğan ve AKP nefret saçıyor. Bir hak olan kürtajı, devletin yaptığı Uludere katliamıyla yan yana koyuyor.

Başbakanın ağzından “vicdan” ve “insanlık” sözleri hiç eksilmiyor. Ancak onun derdi ne kadınlar ne de insan hayatı. Tekçi Erdoğan’ın tek hesabı sömürülecek yeni işçi kuşakları yaratmak ve savaş suçlarının üzerini örtmek. Uludere’de çoğu çocuk 34 insan katledildi, hükümet ise 6 aydır bu katliamın hesabını vermiyor.

Kadınlarla uğraşmayı bırakın, Roboski’nin hesabını verin!

Kadın bedeninden, hayatından, kimliğimden elinizi çekin!

Bu savaşı durdurun, muhatabınızla barış masasına oturun!

Uludere’nin hesabı verilmeden ne adalet ne de barış gelmeyecek....

Recep Tayyip Erdoğan AKP grup toplantısında savaşı kışkırtan bir dil kullandı. Uludere katliamıyla ilgili komployu açıklayacağını söyleyen Erdoğan, sadece ve sadece Kürt sorununda kendi kurmak istediği komployu ağzından kaçırdı.

Son aylarda "terörle mücadele BDP ile müzakere" özdeyişini diline dolayan AKP grubu ise Erdoğan'ın savaş ve hakaret dolu sözleri sözlerini huşu içinde alkışladı.

Hızını alamayan başbakan, BDP'yi kalleşlikle suçladı.

Tüm AKP liderliği Kürt halkının siyasi temsilcilerini Uludere katliamını istismar etmekle suçluyor.

Uludere katliamını istismar edenlerse, çok açık ki AKP kurmay heyeti ve MHP'dir.

23 Mayıs’ta hükümetin 3+3’lük sefalet zammını reddeden 700 bin kamu emekçisi grev yaptı. KESK ve Kamu-Sen’in grev kararına Memur-Sen’e bağlı eğitimciler sendikası da katıldı. Tıkanan toplu sözleşme görüşmeleri Hakem Kurulu’na gitti. Hakem Kurulu 2012 için yüzde 4+ 4, 2013 için yüzde 3+ 3 zam yapılmasını kararlaştırdı.

Kemer sıkma politikalarına karşı mücadele yolunu 23 Mayıs grevi göstermiştir. Ekonomi yüzde 8,5 büyürken, enflasyon iki haneli rakamlara çıkmışken emekçiye “para yok” diyenlere yanıt sendikaların birleşik grevi olmalı.

Kamu emekçilerinin grevini THY çalışanlarının grevi izledi. Hükümetin hava işkolunda grevi yasaklayan kanun teklifine karşı Hava-İş sendikası grevi gitti. 100’den fazla sefer iptal edilirken, THY patronları grevcileri işten atmaya başladı.

Kamu emekçilerine insanca yaşayacak bir ücret istiyoruz. İşten atılan THY işçileri geri alınsın. Birleşen işçiler yenilmez!

Başbakan’ın kürtaj hakkına karşı yaptığı konuşma bir kampanyaya dönüştü. AKP’li vekiller dört bir ağızdan kürtajın yasaklanması gerektiğini söylemeye başladılar. Ne cinayet ne de insanlık suçu, kürtaj bir haktır!

Kürtajın yasaklanması gerektiğini söyleyenlerin karşı olduğu şey kadın haklarıdır. Kadın özgürlüğü sadece sosyal, ekonomik konulardaki taleplerle sınırlı değildir. Kadın özgürlüğü demek aynı zamanda kadınların kendi bedenleri hakkında tek söz sahibi olmasıdır. Hem eşit işe eşit ücret, kreş, güvenceli çalışma hem de kürtaj kadınların hakkıdır!

Her fırsatta kadın erkek eşitliğine inanmadığını, her kadının en az üç çocuk doğurması gerektiğini söyleyen Başbakan’ın kadınları hedef alan kürtaj açıklamasının kadın haklarına karşı bir kampanyaya dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Nüfus politikası adına, daha fazla iş gücüne olan ihtiyacınız için kadın cinselliğini kontrol etme politikalarınız kabul edilemez.

- 1929′da beşten fazla çocuğu olan aileler yol vergisinden muaf bırakıldı.

- 1930’da doğumları artırma ve kolaylaştırma görevi 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ile Sağlık Bakanlığı’na verildi ve aynı kanunun “ilkaha mani veya çocuk düşürmeye vasıta olup sıhhat ve içtimai muavenet vekaletince tayin olunacak alat ve levazımın ithal ve satışı…” yasak edildi. Aynı kanun ile altı ve daha fazla çocuk sahibi ailelere madalya verilmesi kararlaştırıldı.

- 1926 tarihli Türk Ceza Kanunu, kasten çocuk düşürmek ve düşürtmeyi suç olarak belirledi. Bu fiillerin cezaları 1936 ve 1953 yıllarında çıkarılan yeni yasaklarla daha da artırılmıştır. Ayrıca söz konusu maddeleri kapsamına alan Ceza Kanunu’nun ilgili faslının adı “Kasden Çocuk Düşürmek ve Düşürtmek Cürümleri” iken, 1936′da bu faslın adı “Irkın Tümlüğü ve Sağlığı Aleyhine Cürümler” olarak değiştirildi.

Toplumun bazı mücadeleleri için o mücadeleye uygun örgütler gerekir.

Örneğin ücret zammı veya daha iyi çalışma koşulları veya daha kısa çalışma süresi isteyen işçiler için bir sendika örgütlenmesi gerekir.

İşyerlerinden mobbinge uğrayan işçiler için bir kampanya, belki bir dernek gerekir. Mobbinge karşı mücadelede kararlı bir sendika gerekir.

Bu tür örgütler üyelerinin, örgütün çalışmalarına katılanların siyasi birliğini aramaz. Farklı siyasi eğilimlerden insanlar sendikada birlikte olur, birlikte greve çıkar veya bir arkadaşlarının uğradığı haksızlığa karşı birlikte mücadele eder.

Çok açık ki Türkiye’nin gündeminin birinci maddesi hemen hemen her zaman Kürt sorunu, sürmekte olan savaş. Bu sorun diğer bütün sorunları belirlemekte.

Onlarca yıldır süren bu savaş Kürt halkının ulusal kimliğinin tanınmaması nedeniyle başladı ve sürüyor. Başlangıçta Kürtler ve dilleri bütünüyle inkar edilirken, bugün artık Kürtleri inkar etmek mümkün değil.

Ama, Kürtler hala ulusal kimliklerini kabul ettirebilmiş değil.

Parlamento seçimlerinin ardından başkanlık seçimlerinin de ilk turu yapıldı.

Seçimlere ikisi Mübarek döneminde dışişleri bakanlığı ve başbakanlık yapmış iki aday, Müslüman kardeşler örgütünü temsilen bir aday ve 3 solcu aday katıldı.

İki turlu seçimlerin tamamlanan ilk turunda en çok oyu Müslüman Kardeşler örgütünden Muhammed Morsi aldı. Mübarek’in son başbakanı ve bir Hava Kuvvetleri Generali olan Ahmed Şefik ise ikinci oldıu.

Üçüncü ve dördüncülüğü ise 25 Ocak Devrimi’ni destekleyen Hamdeen Sabbahi ve Abouel Fatouh aldılar.

Uludere/Roboski katliamının 150. gününde İstanbul’da Barış İnisiyatifleri tarafından düzenlenen eylemde yüzlerce insan “Unutursak kalbimiz kurusun” diyerek haykırdı.

Yürüyüş boyunca savaşa, ırkçılığa, İdris Naim Şahin ve Recep Tayyip Erdoğan’a karşı sloganlar atan aktivistler, Taksim Meydanı’nda bombardıman sesleriyle 3 dakika boyunca yere yattılar.

Yürüyüşe “İdris Naim Şahin istifa” sloganı damgasını bastı. Irkçı açıklamalarıyla, Uludere katliamının sorumlusunun Uludere’de katledilenler olduğunu iddia edecek kadar pervasız açıklamalar yapan İdris Naim Şahin’in istifasını talep eden sloganlara cadde boyunca eylemi izleyen kalabalıklar da destek verdi.

28 Şubat soruşturmasının 5. dalgasında darbenin kuvvet komutanları da gözaltına alındı. Gazetemiz yayınlana hazırlandığında 85 muvazzaf subay gözaltına alınmış, 56’sı tutuklanmıştı. Son gözaltılarla birlikte 28 Şubat’ın “mutfağı” olarak nitelenen, Genelkurmay tarafından yasadışı örgütlenen Batı Çalışma Grubu (BÇG) üyelerinin tamamı alınmış oldu. Peki ya 28 Şubat darbesini hazırlayan medya patronları, TÜSİAD ve TOBB gibi sermaye örgütleri, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel gibi “siviller” dokunulacak?

Başbakan onlara dokunulmasını istemiyor. 3 hafta önce yaptığı açıklamada 28 Şubat soruşturması “dalgalarının” “ülkeyi boğduğunu” söyleyen Erdoğan açıkça yargıya müdahale etmiş ve soruşturmanın BÇG üyesi generallerle sınırlı tutulmasını istemişti. Yardımcısı Arınç da Demirel’in yargılanamayacağını söylemişti.

TBMM Uludere Alt Komisyonu Başkanı AKP’li İhsan Şener, Özel Yetkili Diyarbakır Savcılığı’ndan ve Genelkurmay’dan istedikleri bilgi ve belgelerin gelmesi halinde raporlarını yazacaklarını söyledi.

Yetkileri soruşturma değil araştırma olduğunu da söyleyen Şener “amacımız adalete yardım etmektir. Kimse bizden daha fazlasını beklemesin. Kararı yargı verecektir” dedi.

Makul bir süre daha belge ve bigileri bekleyeceklerini daha sonra da bu durumu yansıtan bir rapor yazacaklarını söyledi.

Komisyon Başkanı Şener bu açıklamaları TBMM Alt Komisyonu’nun aslında hiçbir yetkisi ve otoritesi olmadığını, göstermelik bir adım olduğunu kanıtlamış oldu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Recep Tayyip Erdoğan’dan sonra İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’i destekleyen ikinci kişi oldu.

Bahçeli, “Bölücü terörü bırakarak İçişleri Bakanı ile uğraşmak PKK’nın değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramaz. Söz konusu bakanın çıkışları yüreklere su serpmiş ve takdir toplamıştır. Sayın İçişleri Bakanı görevini iyi niyetle yerine getirmiştir” diyerek İdris Naim Şahin’e destek verdi.

Bahçeli, “Sayın İçişleri Bakanı, demokratik açılım zırvasıyla meşgul olan bir önceki İçişleri Bakanı’ndan oldukça daha başarılıdır. Bu başarıyı gölgeleyebilecek bir tartışma zeminine ülkeyi sokmamak lazımdır” dedi.

Çankaya Belediyesi işlerini taşeron firmaya yaptırmaya başlayınca belediye işçiler direnişe geçti.

Genel-İş üyesi olan işçiler Sakarya Caddesi’nde kurulan direniş çadırında süresiz açlık grevine başladılar.

Açlık grevi yapan işçilere Genel-İş üyesi diğer işçişler de yoğun destek veriyor.

Yaklaşık 4.5 ay önce biten Hrant Dink cinayetinin dosyası üst mahkeme olan Yargı-tay’a gitmemiş!

19 Ocak 2007’de öldürülen Hrant Dink’in davası 5 yıl sürmüş ve 17 Ocak 2012’de bitmişti.

Mahkeme bir sanık avukatına dava dosyası iletilemediği için dosyayı incelenmek üzere Yargıtay’a gönderemiyor.

 

Polisin hemen her olayda bolca kullandığı biber gazının “insan sağlığına zarar yok”, tehlikesiz” olduğunu söyleyen İdris Naim Şahin bir kez daha yalanlandı.

Yalova’da gençlerin sokak kavgasına karışan Çayan Birber polisin müdahalesi sırasında sıktığı biber gazı sonucu öldü.

Doktorlar ölümü, “biber gazının neden olduğu stres, stresin yol açtığı hipertansiyon sonucunda beyin baloncuğunun patlaması” diye açıkladı.

Balyoz darbe girişimi davasında sona yaklaşılıyor. AİHM’e yaptıkları başvuru reddedilen ve haklarındaki yargılamanın hukuk kuralları içinde yapıldığı açıklamasını alan darbeciler hakkında 20 yıl hapis isteniyor.

2003 Mart’ında hazırladıkları Balyoz darbe planını hayata geçiren, bir çok provokasyon ve kanlı girişimin sonunda 12 Eylül tipi bir darbeyle iktidara el koymak isteyen cunta nihai olarak yenildi mi?

Bir video paylaşım sitesine yüklenen ses kaydı, darbecilerin böyle düşünmediğini aksine saldırıya geçmeye hazırlandıklarını gösteriyor.

Cumartesi Anneleri, Aydın’ın Yenipazar Cezaevi’nde yatan Ağar’ı hapishane kapısında protesto etti.

Cumartesi Anneleri’nin yanı sıra İHD, DSİP, BDP ESP, EDP, ve EHP’lilerin de katıldığı gösteride “gözaltında kaybettiğiniz yakınlarımız nerede” diye hesap soruldu.

Yenipazar Cezaevi önünde Ağar’ı protesto edenler 1000 operasyonun karşılığında 2 yıl hüküm için nasıl bir pazarlık yapıldığının açıklanmasını talep etti.

Cezaevi önünde basın açıklamasını okuyan Fikriye Alpsoy “Ben ölsem bile torunları gelecek, peşini bırakmayacak" dedi.

Ağar’ı “korumayı” gönüllü olarak üstlenen Korkut Eken ve ülkücü adamları grubu giderken ve gelirken yol boyunca taciz etti. Ülkücü faşistler “Ağar gururumuzdur” diye slogan attı. Polis ise grubun önünü bariyerlerle keserek cezaevine yaklaştırmadı.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası