YSK darbesiyle milletvekilliği gasp edilen Hatip Dicle ve KCK tutuklusu beş yoldaşı gazetemiz yayına hazırlandığı sırada hâlâ zindanda tutuluyordu.

Kürt milletvekillerinin meclise girişinin engellenmesi savaş kışkırtıcılığıdır.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez Kürt sorununun çözümüne bu denli yaklaşılmışken, devlet PKK lideri Öcalan’la masaya oturmuşken, vesayet yargısının darbesi ve Hatip Dicle seçildiği an yargıçlara koşan AKP-CHP-MHP şovenist ittifakı barış girişimlerini sabote etti.

İki darbeciyi meclise taşımak isteyen CHP, hem blok vekillerinin meclise girişinin önünü tıkadı, hem de tutuklu tüm darebecilerin serbest bırakılması kampanyasına destek verdi.

Günümüzde televizyon reklamlarından tutun da siyasetçilere kadar kimsenin dilinden düşürmediği bir kelimedir 'özgürlük'. Hiç kimse 'ben özgürlük istemiyorum' ya da 'ben başkalarının özgür olmasını istemiyorum' demez, ancak yine herkesin kabul ettiği gibi üzerinde yaşadığımız dünya herkesin özgür olduğu bir dünya değil.

Sosyalistler için ise özgürlük, diğerlerinden farklı olarak, 'olsa ne kadar güzel olur' diye ifade edebileceğimiz bir tercih olmanın çok ötesinde olmazsa olmaz bir zorunluluktur. Özgürlükçü olmayan bir sosyalizm olamaz. Aynı zamanda belirsiz bir tarihte bir gün herkesin yaşayacağı soyut bir hayal ya da nihai hedef değil, bugünden inşa edilmesi, kurulması, pratiğe geçirilmesi gereken bir süreçtir. Üstelik, tepeden inmeci diğer devrimci akımların önerdiği gibi bu süreç sadece bu sistemin alaşağı edilmesiyle sona ermez.

Şenol Karakaş

PKK lideri Abdullah Öcalan, seçimlerden önce BDP ile ittifak kuran sol partilerin, bu ittifakı sadece bir seçim birliği olarak görmemesinin önemli olduğunu vurgulamıştı. Blok'un İstanbul'daki kuruluş basın toplantısında Selahattin Demirtaş da, sadece bir seçim ittifakının peşinde olmadıklarını, bir mücadele birliğinin, seçimden sonra da sürecek bir inisiyatifin önemli olduğunu ifade etmişti. Seçimlerden hemen sonra, Blok oylarının çarpıcı siyasi etkisiyle Blok Partisi fikri daha da güçlenerek gündeme geldi.

İlker Karayılan

Kökenleri Sümerlilere kadar dayansa da futbolun modern haliyle ilk kez 19. yy.da Britanya'da oynandığını biliyoruz. Günümüzde bu "oyun"u bu kadar popüler kılan ise her yerde her türlü zeminde oynanabilir olmasının yanı sıra oyun kurallarının da oldukça basit ve az olması.

İlk olarak oynanmaya başlandığı 1840'lı yıllardan itibaren özellikle alt sınıflar arasında revaçta olan futbol her zaman siyasetin ilgisine mazhar oldu ve yakın markajına maruz kaldı. 1870'li yıllarda ise milliyetçilik bir daha hiç çıkmamak üzere futbolun bir parçası haline geldi. İlk "milli maç" 1872'de İngiltere ile İskoçya arasında oynandı.

Önde gelen Mısırlı devrimci sosyalistlerden Sameh Naguib, Hüsnü Mübarek'i alaşağı eden devrim ve mücadelenin geleceği üzerine harika bir broşür kaleme aldı. İşte broşürden bazı kısımlar:

Rus devrimci Vlaimir Lenin'in de dediği gibi: "Bazen kayda değer hiçbir şeyin olmadığı on yıllar yaşanır, bazense haftalar içinde on yıllar yaşanır."
Yıllar boyunca, Mısırlı aktivistler, protesto günleri planlarlardı ve planlanan günde her zamanki bir kaç yüz kişi alanda olurdu.
3-4 bin polis etrafımızı sarar ve coşkusuz sloganlar, konuşmalar ve zaman zaman polisle yaşanan çatışmalardan sonra, planlanan gün sona ererdi.

Aktivistler, Tunus'taki kıvılcım sebebiyle, 25 Ocak'a dair daha fazla umutlulardı. En az 2-3 büyük meydanda birkaç bin insanı bir araya toplayabilirdik. Hatta belki de, 10 bin kişiye ulaşabilirdik!

Onur Devrim Üçbaş

Yunanistan işçi sınıfının krizin bedelini ödememek için yürüttüğü direniş gelişiyor. 5 Haziran'da Syntagma Meydanı'nda yapılan ve 500.000 kişinin katıldığı tahmin edilen gösterilerden sonra, ülkedeki mücadele 28-29 Haziran'da yapılan iki günlük genel grev ile yeni bir aşamaya geldi.

Sendikalar bu grevi 29 Haziran'da mecliste oylanan kesinti paketine karşı gerçekleştirdi. AB ve IMF, Yunanistan'a 12 milyar avro'luk borç vermek için bu kesinti paketinin geçmesini şart koşuyordu. Yeni-liberal politikaları dayatan, Yunan işçi sınıfının uzun bir süreçte, mücadeleyle elde ettiği hakları geri almaya çalışan PASOK hükümetinin bu dayatmasına karşı ülkedeki sendikaların birleşik eylemi hayatı durdurdu.  Çalışan tek ulaşım aracı Atine Metrosu oldu- o da göstericileri ve eylemcilerin ulaşımı için kullanıldı. Eğitim, sağlık, ulaşım ve belediye işçilerinin katıldığı greve gazetecilerde destek verdi.

Dört buçuk yıldır süren Hrant Dink suikastı davası aslında hala başlamadı. 3 tetikçiye sınırlı tutulan davada, ‘öldür’ emrini verenler hâlâ yargılanmadı. Davanın önündeki engelleri Dink ailesi avukatı Fethiye Çetin’e sorduk:

Herkes bu davanın sonuçlanmasını istiyor ama dava sürekli tıkanıyor. Neden?
Fethiye Çetin: Davanın nerelerde tıkandığına bakmak lazım. Birinci tıkanma noktası, kolluk. Yani delilleri toplayıp savcıya getirecek olan kollukta çok önemli tıkanmalar ve eksiklikler var. Ve hatta kasıt denebilecek ihmaller var.

Kürt sonunda demokratik çözüm, demokratik anayasa için aşağıdan mücadeleyi örgütleyelim

12 Haziran seçimlerinden sonra ortaya çıkan siyasi tablo, 12 Eylül düzeninin ne denli çürümüş olduğunu, burjuva partilerinin emekçi sınıfların istediği demokrasi ve özgürlük taleplerinden ne denli uzak olduğunu gösteriyor. Kürt sorununun demokratik çözümü ve yeni anayasada ezilenlerin taleplerinin yer alması için meclisi zorlayacak kitlesel mücadeleler bu süreçte belirleyicidir.

Sosyalizmin zaferinin ancak dünya devrimiyle mümkün olabileceğini görüşü marksizmin abece'sidir.

1) Kapitalizmi aşacak bir toplumsal düzen ancak dünya çapında inşa edilebilir; Çünkü kapitalizm küresel bir sistemdir, her bir ülke piyasa aracılığıyla tek bir dünya ekonomisine bağlanmıştır.
2) Sınıfsız toplum, devletin sönümlenmesi ve özgürlük için gereken bolluk, tek bir ülkenin sınırları içinde üretimin örgütlenmesiyle yaratılamaz. Hem devrimlerin zaferi hem de sosyalist toplumun inşası için işçilerin dünya ölçeğinde birlikte çalışması ve örgütlenmesi gereklidir.

Bu iki gerçek enternasyonalizmi, yani uluslararası işçi hareketinin dünya devrimi için birlikte mücadelesini zorunlu kılar.

İklim değişikliğini önlemek için fosil yakıtlardan vazgeçip, yenilenebilir enerjiyi (rüzgar, güneş, jeotermal vb...) kullanmak gerekiyor. Bu mevcut kapitalist endüstrinin baştan aşağı değişmesi, yeniden örgütlenmesi anlamına geliyor. Bu süreçten doğrudan etkilenecek kesimlerin başında gelen sanayi işçileri ne düşünüyor?

2009’da Almanya'da Uluslararası Metal İşçileri Federasyonu (IMF), Uluslararası Kimya Enerji Maden ve Genel İşçi Sendikaları Federasyonu (ICEM), Avrupa Metal İşçileri Federasyonu (EMF), Avrupa Maden Kimya ve Enerji İşçileri Federasyonu (EMCEF) "Gaz Emisyonunu Kısmak, İstihdamı Dönüştürmek" konulu bir konferans düzenledi. Konferansta şu görüşler öne çıktı:

Stalinistler, 'tek ülkede sosyalizm'in mümkün olduğunu Lenin'e dayandırmaya çalışır. Lenin'den yaptıkları, bağlamından koparılmış bu alıntılarla Stalin'in Lenin'in sürdürücüsü olduğunu iddia eder.

Oysa Lenin yaşamının bir çok döneminde 'tek ülkede sosyalizm'in imkansız olduğunu, Rus Devrimi'nin Avrupa Devrimi'nin bir parçası olabileceğini, aksi takdirde yalnız kalarak mutlaka yenileceğini dile getirmişti.

Özdeş Özbay

1870'lerde Almanya'da artan sanayileşme ve kentleşme dolayısıyla artan işçi sınıfı nüfusu nedeniyle sanayi şehirlerinde konut sıkıntısı baş göstermişti. Engels, bu dönemde Alman Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nin* merkezi organı olan Volksstaat için "Konut sorunu Üzerine" başlıklı 3 ayrı makale yazdı.  Engels'in makalelerindeki temel düşünce, proletaryanın devrimci sınıf politikasının reformist politikalarla değiştirilemeyeceği üzerineydi. Makalelerde Proudhoncu* reformist Dr. A. Mülberger ve burjuva sosyalisti olmakla itham ettiği Dr. Sax ile tartışır.

Erkin Erdoğan

Yeni-liberal politikaların 30 yıllık tarihi, iş yaşamını güvencesizleştirme, esnekleştirme ve yatırımları ucuz işgücünün olduğu ülkelere yönlendirme örnekleriyle dolu. Yoğun sanayi üretiminin yapıldığı Çin gibi uzak doğu ülkelerindeki çalışma koşulları, Avrupa'daki 19. Yüzyıl ağır sömürü koşullarını aratır durumda.  Apple, Sony, HP ve Dell gibi markaların elektronik cihazlarını üreten ve toplamda 800 binden fazla işçi çalıştıran Foxconn fabrikasında bir kişi ayda yaklaşık 140 dolar kazanıyor. İşçiler temel gereksinimlerini karşılayabilmek için genellikle 12'şer saatlik mesailerde çalışıyor ve fabrikanın 10 kişilik odalardan oluşan yurtlarında kalıyor. Askeri disiplin uygulanan firmada, üretim bantlarında çalışan işçilerin tuvalete ne sıklıkta gidebilecekleri bile kurala bağlı.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası