Meclis açıldı fakat gündemine barışı değil BDP’li 9 milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırmak aldı. AKP-CHP-MHP konu Kürtler olunca aralarındaki farkları bir kenara bıraktı.

BDP’li 9 milletvekili Hakkari’de PKK’lilerle kucaklaştığı için yargılanmak ve cezalandırılmak isteniyor. Oysa AKP hükümeti ve devlet de Oslo’da, İmralı’da PKK liderleriyle çözüm için masaya oturmuştu.

1915’te katledilen yüz binlerce Ermeni’nin kiliseleri, mezarlıkları, köyleri, evleri ve işyerleri gasp edildi. Soykırımın ödülü olarak katillere dağıtılan köylerden birinin ve köydeki Yedi Kilise’nin sahibinin Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı’ya ait olduğu ortaya çıktı. Dedesinden kalan bu kanlı mirasa sahip tek kişi Altaylı değil. Ermeni Soykırımı’nı inkar eden devlet ve burjuvazi bu gaspın arkasında duruyor. Habertürk önünde Altaylı’ya çağrı yapan DSİP, gasp edilen tüm Ermeni varlıkları geri verilene kadar mücadeleyi sürdürecek.

Suriye Devrimci Solu, enternasyonal dayanışma çağrısı yaptı: “Sürekli Devrim bir yandan Esad diktatörlüğü rejimine karşı çıkmak ve onu yıkmaya çalışmak, diğer yandan Suriye halkının çıkarlarıyla çelişen kendi çıkarları için Suriye’deki devrimci süreci gasp etmeye çalışan küresel ve bölgesel emperyalizmlere karşı koymak anlamına geliyor. Bu nedenledir ki biz ister Batılı ve Suudi/Katar eksenli olsun, isterse rejimin halk hareketine yönelik baskılarını parasal ve askeri yönden destekleyen İran/Rusya eksenli olsun Suriye’deki tüm yabancı müdahaleleri reddediyor ve kınıyoruz.”

Toplumun dezavantajlı, kendini koruyamaz kesimleri yıllardır nefret söylemlerinin cezalandırılmasını ve bir Nefret Suçları Yasası’nın çıkartılmasını istiyor. Başbakan nefret söylemini ve pratik sonucu olan nefret suçunu birden bire keşfetti ve AKP’li hukukçuları bu konuda yasal çalışma yapmak için görevlendirdiğini açıkladı.

Balyoz davasının sonucu büyük tartışmalara yol açtı. Ancak bu dava hakkındaki her tür tartışmada öncelikle bu davanın ne hakkında olduğunu, yarım kalanın ne olduğunu hatırlamak gerekiyor. Balyoz’un 963 sayfalık iddianamesine göre 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan, Kasım 2002’de AKP hükümetini devirmek için bir darbe planı hazırladı: Balyoz Harekât Planı. Plana göre, bu darbeyi yapabilmek için önce ülkede kaotik bir ortam yaratmak gerekiyordu.

Son on yılda devletin işlediği soykırımlar, etnik temizlikler ve on yıllara dayanan Türkleştirme politikalarının sonuçları yoğun bir şekilde tartışılmaya başladı.

Tarihi gerçekleri inkâr etmeyi alışkanlık ve yüz kızartıcı gerçeklerden kaçınmak için resmi bir politika haline getiren devletin tüm baskısına rağmen, Ermeni soykırımının, mübadelenin, 6-7 Eylül olaylarının bu kadar derinden ve toplumda saflaşmalar yaratarak tartışılmasının birinci nedeni, tüm dünyada ezilenlerin daha fazla özgürlük, eşitlik ve adalet için verdikleri mücadelenin kazanım elde etmesi ve küresel bir değişimin yaşanmaya başlaması.

Ankara’da 29 Eylül’de yapılan ve BDP ve DSİP tarafından düzenlenen Barış Konferansı hem katılımıyla hem de tartışmalarıyla heyecan yarattı. İsmail Beşikçi, Mükremin Barut, Mehmet Can, Atilla Dirim, Doğan Tarkan ve Roni Margulies’in konuşmacı olduğu üç toplantıda, Türkiye Cumhuriyeti’nin kökenleri, Suriye devriminin dersleri ve Kürt sorununda hangi evrede olduğumuz konuşuldu.

“Öcalan’la görüşebiliriz” diyen Başbakan’ın yeni bir Oslo sürecine işaret etmesi, yani devlet-hükümet ile Öcalan-PKK ile Kürt sorununun çözümünü yeniden müzakerelere başlama çağrısı barış isteyen milyonlarda umut ve beklenti yarattı. Buna karşılık Başbakan AKP’nin kongresinde barış ve çözüm çağrısı yapmadığı gibi Alpaslanlı, Mustafa Kemalli milliyetçi nutuklar atarak Kürtlere önerisi AKP’yi desteklemeleri.

“Türcülük de, bir türün (insan), diğer tüm canlı türlerinin üzerine kurduğu baskı ve tahakkümü olarak nitelenebilir. Cinsiyet ayrımcılığından, ırkçılıktan hiç bir farkı yoktur türcülüğün. Hayvanların özgürleşmesinin insanların özgürleşmesiyle diyalektik bir bütünlük taşıdığı unutulmamalıdır.”

Yalçın Ergündoğan
(Yaşam Savunusu kitabının yazarı, DYBD Platformu’nun kurucusu)

Ankara İnşaat Mühendisleri Odası’nda mobbinge maruz kalan ev ardından işinden atılan Cansel Malatyalı aylardır İMO önünde kurduğu çadırda direnişini sürdürüyor. Mobbinge Son kampanyası aktivistleri 29 Eylül Cuma günü Cansel Malatyalı’yi direniş çadırında ziyaret etti.

Cansel Malatyalı’yla uzun uzun sohbet eden aktivistler, direnişin nedenlerini, hedeflerini öğrendikten sonra, Malatyalı’yla birlikte bir basın açıklaması yaptılar.

Mobbing işyerinde çalışanların bir başka kişiye ve/veya kişileri rahatsız edici, ahlak dışı ve sistematik söz ve davranışlarla taciz etmesidir. Mobbing özellikle hiyerarşik bir yapılaşmanın olduğu gruplarda, zayıf bir kontrolün olduğu kurumlarda güçlünün altta kalanlara psikolojik yollardan baskı yapmasıdır.

559. sayı - 30 Mart 2016 (pdf)

Abone olun

Dostlarımız

Marksist.org

Marksizm 2013

dsip
















Su Hakkı Kampanyası